Anlamını çalgı aletleriyle tamamlamış edebî sözler…
9/10
·152 syf.··
2023 72. kitabı
·
17 saatte okudu
·
Okunma: 04 Şubat 2023 17:10
Umudu tenine yama yapmış, yüzüne tebessüm, gözlerine ışık diye dikmiş musikişinas bir baba ile oğulun fısıldadığı hüzün dolu besteler… Yazarın “ Rüzgarlı Pazar ” adlı hikâyesini hayatın penceresi şeklinde benimsemiştim. Bu hikâyede o pencereden mis kokulu ama sert bir rüzgâr esti. Esinti okuyucuyu alıp tellere bıraktı. Teller ise aşkı, ayrılığı, hayal kırıklığını ve ölümü anlattı. Mustafa Kutlu bu toprakların insanına ayna tutarak okuyucuyu yine bir yaşam yolculuğuna çıkardı. Yaşam, susmaya niyetsiz bir uğultunun Sado’nun gençliğinden çaldıkları ve geleceğinin kapısını alacaklı gibi çalmasıydı. Bir kuşun süzülürken yavaşlaması ya da rüzgârın buğday başaklarını dalgalandırması gibi narin değildi. Başlarda küçük yaşta alkolle buluşan müzisyen Sadullah ile dindar bir kadın olan Naime’nin nasıl bir araya geldiğini okudum. Bir kedi vardı, adı Keş. Sadullah onu Kenan orta sondayken geride bırakmıştı. Satırlar birçok duyguyu buram buram hissettirirken bir kedinin adı neden “Keş” olur diye düşünmedim. Çok sürmeden Haliç kıyılarını mest eden oğulları Kemanî Kenan ile iyi bir sanatçı namzeti olan Semiramis’in âvâzesi sayesinde sayfaların hışırtısına tutuldum. Daha sonralarda o hışırtı, yerini Klasik Türk Musikisi’ne ve raylardan gelen tren homurtusuna bıraktı. Yaşam bir andan ibaret derler de biz metropol insanları kâni oluruz buna. Bunca koşturmacanın arasında o anı yakalamaya uğraşırız. Bazen hızlı bazen yavaş adımlar atarız ki hiçbir şey bizden kaçmasın, ki her şey gözümüzden kaçsın. Cibali’de doğup büyüyen Kenan da kendisine ansızın gelen Semiramis’in aşkını kovaladı umarsızca. Güzel sesli kıza ders verdi, evlendi ve bir oğlu oldu. Yavaş yavaş şöhretin dipsiz kuyusunda kaybolan eşine yabancılaştı daha fotoğrafını atmaya kıyamıyorken. “Ben seni unutmak için sevmedim.” dedi bir şarkı. (Sayfa 50) Bağlılığından değil de anılarına saygı duyduğundan… Ayrılığın nağmeleri kulağına ulaşınca önce aşkını sonra işini kaybetti. Annesi Naime’yi de kaybedince “Ya tahammül ya sefer” kaidesi ile oğlu Sado’yu yanına alıp çekip gitti. Nereye? Elbette meçhule. (Sayfa 53) Şark-garp, hasret-vuslat gibi çatışmaların izlerinin görüleceği hikâyede bahsi geçen başarısız evliliğin nedeni geleneksel bir yaşam sürdüren Kenan ile Batı kültürüne hayranlık duyan Semiramis’in farklı düşünce tarzlarına sahip olmasıdır. Semiramis’in “Sadullah” ismini alaturka bulması bu çatışmaya örnektir. Sado’nun Şefika ile benzer düşünce tarzlarına sahip olması talihsiz bir sonları olmasaydı evliliklerinin devam edeceğine işarettir. Kenan ve Sado’nun İzmir, Mersin, Adana derken sonu gelmeyen yolculuklarına bazı karakterler eşlik etti. Fakat yazar diğer eserlerinde örneklerini görebileceğimiz gibi her karakterin yaşantısına inmedi. Kimi iş ve kalacak yer ayarladı, giderken cebine para sıkıştırdı; kimi de Sabire Hanım gibi evladı yerine koydu, aileden saydı. Değişmeyen bir nokta vardı ki yoksulluk tüm bu semtlerin sürekli misafiriydi. Kenan her yaşamın bir sokağın başında yeniden başlayacağını, nefesinin yeniden ciğerlerine dolacağını, yeniden içinden çıkan kanlı harflerden muhteşem cümleler inşa edeceğini sandığında daha çok bitap düştü. Uğradığı yerler ondan bir parça alıp götürdü. Sado’yu yaşadıklarına ortak etmek istemedi ama başka çaresi kalmamıştı. Bahtsız kemanı çoktan oğluna miras kalmıştı. Kaderi Sado’nun peşini bırakmayacak ve aynı acıyı iki defa yaşatacaktı. Mustafa Kutlu’nun umut aşılayan eserlerinden farklı olarak hüzün dolu bir eserdi okuduğum. Yazarın betimlemeleri sayesinde kitabı bitirdiğimde ben de o karların altında kaldım. Eski vagon camlarından sızan soğuk hava sardı etrafımı. Sokakların başına varana dek aylar tepindi üzerimde, her adımda durup derin nefesler aldım. Yaşam da işte böyleydi. Göğe asılı kalmış birkaç yıldızın ışıltısı yeryüzündeyken şehrin ışıkları tutuntuğu yerden düşerdi. Hakimiyeti eline alan duygu topluluğu, bir çocuğun sevinciyle bir ergenin gözyaşı arasında mekik dokurdu. İnsanların bakarken göremediği, dinlerken duyamadığı bugünlerde müzik biraz daha sesliydi, kendini duyurmak ister gibiydi. Anlamını çalgı aletleriyle tamamlamış edebî sözler, bir zamanlar şiir olmak adına çırpınan sözcüklerinden kurtulmuştu. Sözcükler bir bütündü ve taş kalpli birinin bile yüreğini yoğurabilecek bu sözler, evvelden birçok kez, birçok kişi tarafından söylenmeye çalışılmıştı. Sonrasında biri çıkmış ve kalemi eline almıştı. Bildim bileli böyleydi, mükemmel hikâyelerin hepsi birinin kalemi eline almasıyla başlamıştı. Belki de pencerelerin hepsi bu yüzden açılmıştı. Belki de bundan ötürü sözler anlamlara, anlamlar şiirlere, şiirler müziğe uzanmıştı. Bu yüzden insan hep sanata sığınmıştı.
Hikaye
Tirende Bir KemanMustafa Kutlu · Dergah Yayınları · 20154,777 okunma
·
83 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.