İkinci Dünya Savaşı yılları...
Anadolu'nun ücra kasabalarından biri, mevsim kış...
Hapishane duvarlarının isli ve soğuk yüzünün içinde bir koğuş; fakirlerin, kimsesizlerin, sahipsizlerin kaldığı bir yer: Adembaba koğuşu...
Açlık ve sefaletin doruk noktasına ulaştığı, insanların bir parça tayın için birbirini yediği, elindeki üç beş kuruşun barbut ile kaybedildiği bir ortam...
Kışın soğukta pencere pervazlarının sökülüp yakıldığı, yerlerde taş zeminde uyumak zorunda kalan 8-10 tane mahkum...
Bu koğuşta hırgürden uzak, kendi halinde bir mahkum, babasının kanlılarını vurduğu için yatan, sessizliği, geceyi , hele ki dolunaylı geceyi seven Rizeli Ahmet Kaptan...
Günlerden bir gün kaptana anacugundan içinde 150 lira bulunan bir mektup gelir ve olaylar başlar...
Ahmet Kaptan gelen para ile Efendiler Koğuşu'na geçmek yerine ''Kardeş malı ortaklıktır da, kaynasın kazanlar, pişsin çaylar... Sebilullah sebil' diyerek; kendi koğuşunda yemek kaynatır, çay içirir, millete üst-baş alır. Sonrasında gelişen olayları izleriz.
Kitap yaklaşık 2-3 saatlik sürede bitecek kitaplardan ama yazar bu iki saat içinde insanların haline ışık tutarak, garibanlığı, sonrasında bölüşmeyi, kumarın desiselerini, ümitlenmenin insanı ölüme kadar sürükleyebileceğini ve bugün sana saygı gösteren insanların değirmenin suyu kesilince ne kadar hain olabileceklerini gösterir. Adanalı yazardan Karadeniz şivesi okumak gülümsetti.
Orhan Kemal, 1954'de kaleme alınmış ama olay örgüsü iç diyaloglardan anladığımız kadarıyla Şubat 1941'de geçiyor. Yazar o yıllarda Bursa Cezaevi'nde hükümlü olarak kalmakta (Koguş arkadaşı: Nazım Hikmet) muhtemelen o dönemki izlenimlerini anlatıyor. Şehir belirtilmemiş çünkü o dönem tüm cezaevlerinde benzer senaryolar yaşanıyor. Kitapta geçen kuru fasulye sahnesinde adeta beraber oturup yemek yiyor, son sayfalarda pencerenin pervazından gelen soğuk hava ile kemikleriniz titriyor.. Mutlaka okunması gereken kitaplardan biri olarak yerini aldı.(10/10)
Kitabın ardından yayımlanmış filmlerini izledim. Ama çoğu zaman olduğu gibi kitap kadar beğenmedim. 1987'de çekilen ilk film'de Kadir İnanır(Ahmet Kaptan) ve Rasim Öztekin'in(Bobi) rolleri muazzam oturmuş. Çekilen sefalet ve açlık daha iyi anlatılıyor. Kitapta olmayan bir yazar karakterinin kitaba eklenmesi senaristin Orhan Kemal'e bir vefa gösterisi olarak algılanabilir. Kitapta bahsi geçmeyen 2. Dünya Savaşı'nın izleri ve yöneticilerin Alman sempatizanlığı çok göze sokulmuş. (7/10)
İkinci film 2011 yapımı. Yavuz Bingöl ve Hülya Avşar başrollerini paylaşıyor. Oyunculuklar, İlk fimden daha da kötü, senaryosunu tanıdık bir kalem yazmış Ayfer Tunç . Senaristin olayları daha fazla dramatize etmek için, izlerken ''Ne gerek vardı yahu!'' dediğim bir tecavüz sahnesinin eklenmesi en basit tabir ile midemi bulandırdı. (4/10)
Kalemine sağlık, iyi ki bu topraklardan Orhan Kemal geçmiş.. Keyifli okumalar.
Filmleri merak etmedim. Ama kitabı merak ettim. Orhan Kemal 'i işlerken hep zikrettiğimiz bir eser. Yorumunuzdan sonra okumaya karar verdim. Emeğinize sağlık hocam. 👍
Emeğinize, yüreğinize sağlık hocam.🤗 İncelemenizi okurken gözümde canlandı bazı sahneler. Kitabı okumadım ama sayenizde filmi izledim🤗🫶
Bir sonraki incelemenizi okumayı heyecanla bekliyorum 🤗