Bazı kitaplara not düşmeli: "Yorgun ruhların ulaşamayacağı yerlerde saklayınız!"
Yıllar önce Çocukluğun Soğuk Geceleri ile tanışmıştım yazarın kalemiyle. Yaşadıkları, dağınık ruh hali ve o ruhun kalemine yansıyışı öyle etkileyiciydi ki uzun süre etkisinden çıkamamıştım. Ve bir süre ara verme kararı almıştım. Zira, ziyadesiyle yoran, yıpratan bir eserdi.
Ve şimdi "Kalanlar"
Nostaljik Prenses'ten geriye kalan ne varsa...
"Bu kitapta Tezer'den kalanlar var.
Ardında bıraktıkları. Yaşadığı anların notları."
Ondan arta kalanları okurken onunla birçok benzerliğiniz olduğunu görecek ve içinize işleye işleye devam edeceksiniz.
Başkaldırışları, bulamayacağını bile bile yaptığı arayışları, peşinde olduğu yaşamları...
Eserin bir yerinde diyor ki: "O kadar yorgunum ki 50 yılda bile dinlenemem." Ve bitmiyor yorgunlukla ilgili satırlar. Söz konusu ruhun yorgunluğu olunca bedenden önce kaleme sirayet ediyor: "Ben ölesiye yorgunum artık." "Uzandığımda her şey üzerime yığıldı. Tavana kadar uzanan çini soba, duvar kâğıtları, kentler. Yorgunum." Neden bu kadar yorgunluk? İşte bu yüzden: "Her gün aynı. Her gün bir gün. Aynı evlere, aynı yollara, aynı kentlere düşen aynı gün." Ve bu aynılık ayrı yoruyor bizi. Tekdüzeliğin yükü var sırtımızda.
"Anlatımı dağınık" diyerek kitabın puanını kıranlar olmuş. Oysa o dağınık ruh halinin ürünü bu satırlar. Ben bu dağınıklığa ayrı vuruldum. Dönüp dönüp okudum... Yanlış bir izlenim vermek istemem, ruhunuzu yoracak evet ama sizden yana olup toplumu taşa tuttuğu da olacak! "Şunu öğrenmelisin: Sen hiçbir işe yaramaz değilsin. Seni senden çalan toplumdur." (s. 60) Birey, bireyin yalnızlığı, toplumun bireyden beklentileri... Yer yer Franz Kafka'yı andırdı bana. Onun da çok sevdiği Kafka'yı! Dönüşüm'ü ile bireyin toplum içindeki değerini! anlatan Kafka'yı.
"Hiç kimseyle birlikte yaşlanmak istemiyorum. Kendimle bile." (s. 59)
Nasıl bir dilekti ki gerçek oldu bu... Ruhunu bilmem ama bedenin kimseyle yaşlanamadan göçüp gitti bu dünyadan. Kendinle bile... "Özlem duygusu bende giderek ölüyor. Ancak çok sık gördüğümü ya da ölenleri özlüyorum." Umarım özlediklerinle birliktesindir şimdi. Bir sözün vardı: "Babam ölemiyor, çünkü yaşamaya başlamadı." Babalarının kaderini evlatları yaşardı hani...
Yaşadığı acılara senin kadar anlamlı bakanı görmedim kadın... "Dünyanın acısı olmasaydı taze yeşil yapraklar üzerindeki güneş ışınlarının anlamı olmazdı." (s. 60) Ve bu acılar senden hiç uzaklaşmadı: "Ben bendim. Zaman yaşanmış zamandı.
Birkaç yaşanmamış gün de eklenmişti bu zamana. Kemerle bağlanmıştım. Acılarım vardı." (s. 12)
"Eski aşklara dönemezsin ama eski kitaplara dönebilirsin." (s. 9)
Haksız mı?
Eskiden okuduğun ama unutamadığın bir kitaba uzanabilirsin kitaplığında duran. Kitaplar yalnız bırakmaz, peki ya insanlar? Ama insanların ruhu var, dediğini duyar gibiyim. Sahi mi? "Artık giderek dünya insanları bana birer fabrika ürünü gibi görünüyor." Bunu anlamak için sokağa çıkmana dahi gerek yok, televizyonun kumamdasına basman, herkesin beğenilmek için fotoğraf atmaya yarıştığı sosyal medyaya tıklaman dahi yeterli...
"Şimdi okunmuş kitapları yeniden okuyorum. Şimdi bildik müzikleri yeniden dinliyorum. Yenmiş yemekleri yeniden yiyorum. Sevip yitirdiklerimi yeniden seviyorum. Şimdi uykusuzluğumu yeniden uyuyorum." (s. 48)
Yeniden...
Öyleyse bu dilekle bitirelim.
Yeniden ve yeniden okunması temennisiyle...