Yaklaşık 1 aydır, evet 1 aydır, okumakta olduğum ve saat gece 01:25 sularında henüz bitirdiğim Peyami Safa'nın başyapıtı, bir diğer adıyla "Yalnızız" adlı romanı. Roman kelimesi bu yapıtı tanımlamakta oldukça noksan kalıyor. Yazarın ilginç diyaloglar, tahmin edilemez bir olay örgüsü ve oldukça derin, oldukça düşündüren, gerçekçi ve bir o kadar hayalperest tahlilleriyle ruhunu ve benliğini tüm çıplaklığıyla sergilediği, insana olduğu her şeyi, tüm düşüncelerini ve tüm benliğini sorgulatan eserine kısaca roman demek pek üzücü. Ben bu kitabın hangi sayfasını, hangi bir cümlesini çizeyim, kaç yeri işaretleyip yeniden okuyayım, hangi bir tahlili günlerce düşüneyim bilemedim. Bu kadar yoğun düşündüren ve 'hissettiren' bir esere layığıyla inceleme yazabilme yetisini kendimde bulamıyorum. Buraya yalnıza birkaç alıntı bırakacağım. Tüm bu yazdıklarımda aciz bedenimde ve zihnimde bu eserin bıraktığı izin yazılı bir tecellisi olarak kalsın.
"Halk sevginin veya alakanın objesini ortadan kaldırmakla meseleyi kestirme halledeceğini sanır ve sevdiğini öldürür. biz meselenin dışarıda değil, içimizde halledilebileceğini daha çok anlarız. çünkü dava yalnızca sevgili ile kendimiz arasında değil, hatta senin meselende olduğu gibi hiç değil, asıl dava kendimizle kendimiz arasındadır. sevgiliyi dışarıda öldürmek neye yarar? içimizde yaşadığı müddetçe, biz sadece bir şeklin katili olmakla kalırız. onu içimizde öldürebilmeliyiz. unutmak budur."
"-bu bir ân. bir sürükleniş ânı. ayaklarım kendiliğinden gitti, sürüklendi. o za'fın kuyusu içinde, dikkati inhisar altına alan hayallerin cazibesiyle kısaltılmış bir ruhun bir ân süren büyü aleminde, başka değerleri hatırlamasına imkân var mı? senin böyle sürüklenişlerin yok mudur samim?
-canım, biz işte o ânların içinde varlığımızın imtihanını geçiririz. o ânlarımızın varlığı içinde varız veya yokuz. şahsiyetimiz orada bütünleşir ve tam dolgunluğu içinde zıtlıkları yakalar. sürüklenirsek hiçiz, dayanırsak varız. çünkü saman çöpü değiliz. sen o kadar şahsiyetsiz misin?"
.....
"ikincilerimize hakim olduğumuz nispette insanız. hepimizin ruhumuzda en az bir katil, bir kaç hırsız, bir sürü yalancı, iftiracı ve sayısız can, mal ve ırz düşmanı var. bunları hapsediyoruz. yoksa kim adam öldürmez, çalmaz, iftira atmaz, ev bark yıkmaz?"
"ya sekiz ay evvel yalan söylemişti: his birliği aldanışı vermek için. ya dün yalan söylemişti: his kopuşu azabı vermek için. yahut da hakikaten değişmişti. birinci ve ikinci ihtimal: fettanlık. üçüncü ihtimal: isyan. dördüncü bir ihtimal yok. hepsi fena. bütün aşk, önünde beni aptallaştıran bir seraba dönüyor. zekamın istikametinden gururuma sapladığı bu bıçağın acısı beni uyutmadı."
"aralarındaki münasebetin başladığı günden beri en münakaşalı noktaya tekrar geliyorlardı. aşkın gayesi meselesi: kendisine aşktan başka bir gaye arayan aşkın kendi kendine yetersizliği. evlenmenin, işte bunun için, çok defa aşkı öldürdüğü."
""insan küçük çiçeklerin sabahları hangi kımıldanışlarla açtığını bilmelidir. ve insan meçhul semtlerdeki yolları, beklenmedik tesadüfleri, ve uzun zamandır gelmekte olduğu görülen vedaları düşünebilmelidir: hala anlaşılmamış çocukluk günlerini. sessiz, kapanık odalarda geçen günleri ve deniz kıyısındaki sahaları, üstümüzden esen ve bütün yıldızlarla uçan yolculuk gecelerini düşünebilmelidir. bu da yetmez. insanın birbirinden farklı birçok sevda gecelerine ait hatıraları olmalıdır; doğuran kadınların haykırışlarına ait, içine kapanan, hafif, beyaz, uyuyan lohusalara ait hatıraları olmalıdır. hem de can çekişen kimselerin yanında oturmuş bulunmalıdır. kesik kesik gürültüler duyulan, penceresi açık odada ölülerle durmuş olmalıdır."" (Rilke, Malte Laurids Brigge'nin Notları.)
"yani insanı hep yarım görüyoruz. ya onu seviyoruz, birinci realitesi içinde; ya nefret ediyoruz ondan, ikinci realitesi içinde. fakat nefretimiz esas. çünkü onun birinci realitesini kendi hayalimiz sanıyoruz ve aşkta hayal kırıklığına uğrayınca, bunun hakikatte, ikinci realiteye çarpan birincinin kırıklığı olduğunu anlamıyoruz."
"göreceksin ki, meral, sevgilinin hayalı sandığımız şey, onun bütününden tecrit edilmiş bir realite parçasıdır."
"yoksa, hakikaten bahtiyar insanın bahtiyar görünmek için o kadar gürültü patırdıya ne ihtiyacı var?"
"bu dünyada en bahtiyar ve zeki kadınlar kimlerdir bilir misiniz? hiçbir sırrı olmayanlardır."
"herkes hafızasından şikayet eder, muhakemesinden şikayet eden yoktur."
"Kendi kendimden nefretimin çerçevelediği ve çirkinleştirdiği bir dünyada yalnızım."
... Peyami Safa