Kırk bin köyün en yoksulu!
Köy Enstitülü!
Köyü ve köylüyü anlatmayı seven!
Türkçe ve edebiyat öğretmeni!
Kıyıda köşede kalmaması gereken bir isim Mehmet Başaran!
Bugün öğretmenler odasında tanıdım kendisini. Tanıdım! Bu cümleyi fiili tanışmış olarak söylemeyi çok isterdim ama kitabıyla tanışmak mümkün artık yalnızca! Bir öğretmen arkadaşa gelen kitap kargosunun içinden çıktı: Ahlat Ağacı Görür görmez "Köy Enstitüleri" geldi aklıma ve "Bunu okumalıyım," dedim. Nitekim "İlk sen oku," önerisiyle elime alır almaz başladım kitaba. Ve bitene kadar da bırakamadım ellerimden. Hani bazı kitaplar hiç bitmesin istersin, öyle bir lezzeti vardı.
"Kitaplar sizi affetmiyorum!
Habersiz yaşamışım nelerden
Binde biri yok yaşamın sayfalarda." (s. 72)
Durdum uzun uzun düşündüm şu birkaç dizeyi. Sahi böyle miydi? Yoksa hayal dünyasında mı yaşıyoruz? Gerçek hayatın sayfalara dökülmesi değil miydi oysa edebiyat? Öyle değilse büyük ziyandayız. Öyle değilse sorunlarımızı kitap kahramanlarının çözümleri ile çözmeye çalışarak büyük hata yapmışız. Ama öyle olduğuna inanmak istiyorum. Bir Martin Eden bizden başkası olamaz. Ve Kumarbaz Dostoyevski'den başkası...
Köy, köy yaşamının zorlukları şiir diliyle ancak bu denli kendini bulabilirdi:
"Başımda yedi nüfus
Elinde iki öküz
Neler görecekmiş gözüm
Kör boğaz anlar mı yoktan?" (s. 18)
Ve köyle birlikte Köy Enstitüleri:
Hadi ıraklardan gülümse bana
Bayram yerlerine dönsün yüreğim
Açmana bak güllerini köylerde
Toprağımın gücü Enstitüm benim. (s. 65)
"Bu dünya
Güvenebildiğin kadar dost
Düşünebildiğin kadar güzel
Yaşayabildiğin kadar d ü n y a." (s. 15)
Şairin de dediği gibi: Hey gidi kahpe dünya!
Öyle dediğine de çok bakmayın, dünyanın güzel bir yer olmasını isteyen, vatan sevdalısı bir karakter:
"Senin için gelmişim dünyaya
Umudum sevincim çilem
Kafamla kolumla sevmeye seni
Memleketim T ü r k i y e m." (s. 37)
Yoğun ve yorgun günlerime ilaç gibi gelen bir eser oldu. Geç tanıdım. Geç tanışmamanız dileğiyle bu incelemeyi kaleme alıyorum. Keyifle okunsun, okutulsun, kitaplıklarda yerini bulsun.