Lo
"Büyükler okul anılarını anlatmaya bayılırlar
Ben de sizlere nasıl okula gitmeyi çok isteyipte gidemediğimi anlatacağım."
"Kendime ait bir odam yok.
Annemle babamla çadırda kalıyoruz.
Odamı toplamadığım için gürültü yaparak komşularımızı rahatsız ettiğimiz için de kızmadılar. Çünkü alt ve üst komşumuz yok"
Çadırdaki komşularımızdan da gürültü yapma diyen yok.
Yorgunlar çünkü..
Mevsimlik tarım işçileri..
Benim anne ve babam mevsimlik tarım işçisidir. Başkalarına ait tarlada tarım işçisi olarak çalışırlar. Bizler "Köylü değil çadırlıyız. Çiftçi değil, işçiyiz."
Bizim çalar saatimiz bir insandır. O da Çavuş..
Her sabah "Güneşi ziyan etmeyin, erken kalkın," diye ünler. Bizler de onun sesini duymamızla çadırdan çıkarız.
Benim adım Yüksel'dir. Ama o bana "Lo" der. İlk zamanlar bu isimden hoşlanmasam da zamanla sevmeye başladım.
Bizler kaplumbağa gibi yaşıyoruz. Evimizi sırtımıza alıp dolanabiliyoruz.
Yine bir gün kamyon kasasında uzun bir yolculuğa çıktık.
Çadır alanında uzun boylu bir adam bizi karşıladı. Bu adam, biz işçilerin ne iş yapacağına karar verir, sonra bize para verirdi. Bizler de ona çavuş derdik..
Para kazanıp karnımızı doyurmamız gerek. Tarladan küçük küçük fasülye toplayacaktık.
Okula giden köy okulu çocuklarını tarlada gördükçe ben de okula gitmek istiyordum. Ama ne zaman okula gitmek istediğimi Çavuş'a söylemeye çalışsam, bir aksilik oluyor söylüyemiyordum.
Her yolu denedim. Tişörtümün üzerine dutlardan okula gitmek istediğimi yazdım. Olmadı. Tarlaya taşla yazdım. Okunmadı. Bir türlü derdimi anlatamadım.
Ama biliyorum. Gün gelecek anne ve babamı çalışmaktan, Çavuş'un karısını koyunlar gibi otlamaktan, Çavuş'un tabletli oğlunu tablet başında yaşamaktan kurtaracaktım. Nasıl mı?
Aynen Çavuş'un dediği gibi " Ne kadar okursan o kadar kâr"
๑ ◕‿◕ ๑ Gizemli okur