Uzun bir zamandır Twilight incelememi yazıp paylaşmadığım için bu incelemeden benim katıksız bir Twilight-hater olduğumu düşünebilirsiniz. Açıkçası işim nedeniyle haddinden fazla genç yetişkin kitap okumak zorunda kalmış biri olarak bu serinin aslında kötü olmadığını bile gördüm. Bu kadar dalgaya maruz kalmasının nedeninin popülaritesi, biraz mizojini ve çoğunluğun hayli doğal olarak gerçekten berbat genç yetişkin kitaplar okumamış olması bence. Çünkü Stephenie Meyer kötü değil; istediğinde eğlenceli, heyecanlı, çarpıcı yazabilen, sahneleri ve karakterleri canlandırabilen bir yazar.
Kısacası ilk kitaba yıllar sonra bir nostaljiyle döndüğümde beklediğimden daha iyi bir yazım ve öyküyle karşılaştım. Bunda özellikle atmosferin büyük bir rol oynadığına inanıyorum — Meyer orman tasvirlerini o denli başarıyla yapıyor ki Washington ormanlarının içinde hissediyorsunuz.
Atmosfer eksikliği aynı zamanda bu kitabı hayal kırıcı yapan ana etmenlerden biri.
Diğer ana etmense tahmin edilebileceği üzere toksikliği. İlk kitapta Cullenlar için oluşturulan sempatik portreyi yırtıp atıyor, geri dönülmez bir antipatiye dönüştürüyor bu durum. Her ne kadar artık bir yetişkin olan Bella’ya da davranışlarının çocuksuluğu yüzünden kızmamak imkansız da olsa kalbiniz karakter için kırılmadan edemiyor — belki bunu Meyer’ın bir başarısı olarak değerlendirmek yanlış olmaz. Ve yine her ne kadar depresyonu eşsiz bir başarı ve sarsıcılıkla betimlediğine inandığım boş sayfaların geçtiği kitap olsa da ortaya çıkan mental sağlık problemlerini yeterince iyi ele aldığını düşünmüyorum. Halbuki bunlar derinlemesine işlense kitabı çok daha iyi yaparmış.
Bella’nın artık yetişkin olmasından doğan bir problem de hala bir çocuk olan Jacob’ın ona duyduğu ilgiyi fizikselliğe dökmesine izin vermesi. Neden rahatsız edici olduğu fazlasıyla barizdir herkes için umarım.
Yine ilk kitabın incelemesini acayip uzun zamandır yazmayı bitirmediğim için ilk kez burada değindiğim bir nokta ırkçılık. Bu sorunu irdelemeyi o incelemeye bırakıyorum fakat gerçek bir Amerikan yerli halk olan Quileute kabilesinin kendilerini kontrol etmekten aciz vahşi yaratıklar halinde betimlenmesindeki ırkçı yaklaşımın da fazla bir açıklamaya ihtiyacı olmadığını düşünüyorum ve bir kez daha herkesin bunu rahatsız edici bulacağını umuyorum — özellikle bunun tam zıttı olarak beyaz Cullenların da kendilerini kontrol edemeyen ve sevdiklerine zarar veren karakterler olmalarına rağmen kitabın onlara asla Quileute shapeshifterlarına yaklaştığı gibi yaklaşmadığı göz önünde bulundurulduğunda.
New Moon benim için o kadar kötü bir okuma oldu ki hala seriye devam etmeye dönmüş değilim.