Gönderi

7/10
·328 syf.··
2017 104. kitabı
·
22 günde okudu
·
Okunma: 13 Ağustos 2017 10:54
Kitabı okumam baya uzun sürdü :( Bu uzunluğun sebeplerini saymak istemem ama kitabı bitirdiğimdeki o rahatlamaya değerdi. Kitabı okumama vesile olan Ahmet Y' e #21434339 etkinliği icin teşekkür ederim. Bu kitaptan anladığım "insanı yeterince kimse tanıyamaz" oldu :) Sadece insanların hareketlerinin sebeplerine bakarak anlamlandırabilir. Bu sebepler icin de kişinin önceden yasadıklarına bakmak ve kendisine karşı ebeveyn ve arkadaşlarının tutumlarını bilmek gerekir. Bunları bilmek bile yeterli gelmeyecektir. Çünkü bir insanın başına gelen olaylarda nasıl bir duyguya kapıldığını,ne hissettiğini asla bilemeyiz. Olayın aynen başımıza geldiğini düşünsek bile net bir anlama olmaz bu; çünkü o kişinin karakteristik özellikleri,yaşam şartları açısından aynı koşullarda olmadığımız için en fazla kendi hissettiklerimizle yorumlayabileceğiz. Bu durumu Nasreddin hocanın fıkrası ile özetlemek isterim: Nasreddin hoca çatıyı aktarmak için dama çıkar. İşini yaparken ayağı kayıp damdan aşağı düşer. Etrafına insanlar toplanır. Derler ki " Doktor çağıralım" o da ağrılarından inleyerek " Hayır Hayır. Bana doktor değil damdan düşen birini bulun. Beni bir tek o anlar." der. Kitapta çok ilginç tespitlere şahit oldum. Kendi iç muhasebemi yapmam icin etkiliydi. Dil açısından orta düzeyde ağırdı. Biraz sıkıldım desem yalan olmaz. Yine de okuduğum icin ve bana farklı bir bakış kazandırdığı için beğendim. Özellikle çocukların ruhsal gelişimine yönelik verdiği tespitler çok etkiliydi. Bir ebeveynin bir toplumu inşa eden bir birey yetiştirmede temel taş olduğunu tekrar tekrar hissettirdi. Bir öğretmenin de benzer bir görevde olduğunu tespit açısından en önemli faktör olduğunu hatırlattı bana. Kitabın sonsözü ile incelememi bitiriyorum: "SONSÖZ Bu kitapta, ruhsal organın insanda doğuştan var olup, ruhsal ve bedensel bir fonksiyonu içeren bir özden kaynaklandığını, tamamen toplumsal koşullara bağlı geliştiğini, yani bir yandan organizmanın, diğer yandan toplumun gereksinimlerine yanıt verecek bir doğrultu izlediğini, ruhsal organın böyle bir çerçeve içinde oluştuğunu ve tutacağı yolun böyle bir çerçeve içinde bulunduğunu gördük. Ruhsal gelişimin daha sonraki evrelerini de inceleyerek algılama, tasarımlama ve anımsama gücünü, duyma ve düşünme yetisini gözden geçirdik, en sonunda karakter özellikleriyle duygu ve heyecanları ele aldık. Söz konusu bütün ruhsal dışavurumların birbiriyle ayrılmaz bir ilişki içinde bulunduğunu, bir yandan toplum yasasına bağlı olduğunu, öte yandan bireyin güçlülük ve üstünlük eğilimiyle kendine özgü bir yola kanalize edilip biçimlendirildiğini saptadık. İnsanın üstünlük amaçlarının toplumsallık duygusuyla birlikte belirli karakter özelliklerinin oluşumuna yol açtığını, dolayısıyla ilgili özelliklerin doğuştan gelmediklerini ve ruhsal gelişimin başından başlayıp insanın az ya da çok bilinçli olarak gözüne kestirdiği amaca kadar adeta belirli bir ilkeye göre sıralandıklarını gördük. İnsanın anlaşılmasında bizim için değerli köşe taşları oluşturan bu gibi karakter özellikleriyle duygu ve heyecanların bir bölümünü ayrıntılı biçimde ele aldık, bir bölümüne ise şöylece değindik. Son olarak da, güçlülük eğilimine uygunluk içinde hırs ve kendini beğenmişliğin her insanda depolanmış durumda olduğunu, dışavurum biçimlerinden söz konusu eğilimi ve etki mekanizmasını açık seçik görebileceğimizi saptadık. Özellikle açgözlülüğün gelişerek pek büyük boyutlara varmasının bireyin sağlıklı biçimde ilerlemesini köstekleyip toplumsallık duygusunu güçsüzleştirdiğini, hatta tümüyle ortadan kaldırdığını, sürekli müdahalelerde bulunarak toplum yaşamını bozucu etken rolü oynadığını, öte yandan bireyi ve bireysel çabayı başarısızlığa sürüklediğini gösterdik. Bizce, ruhsal gelişimin bu yasası yadsınamaz nitelik taşımakta ve karanlık duyguların kucağına yuvarlanmak istemeyip, kendi yazgısını kendisi belirlemeye çalışan herkes için alabildiğine önemli bir yol gösterici rolünü oynamaktadır. İşte bu verilerden yola koyularak, insanbilim alanındaki çalışmalarımızı sürdürmekteyiz; öyle bir bilim ki, genellikle pek üzerinde durulmamasına karşın, toplumun bütün kesimleri için bizce son derece önemli ve varlığı zorunlu bir uğraş konusu oluşturmaktadır."
Etkinlik
İnsanı Tanıma SanatıAlfred Adler · Say Yayınları · 20207,7bin okunma
··
197 Gösterim
1 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Matmazel Hanım,elinize,emeğinize sağlık.İncelemeniz çok güzel olmuş ve en can alıcı noktayı en başta açıklamışsınız.Zira Adler Freud'la uzun yıllar birlikte çalışmış sonrasında görüş ayrılıklarından dolayı Freud'dan ayrılarak "bireysel psikoloji"nin temellerini atmıştır.Tam da dediğiniz gibi insanı tam manasıyla kimse tanıyamaz.Dostoyevski'nin Karamazov Karddeşler'indeki avukat Fetükoviç'in dediği gibi "Psikoloji her zaman iki uçludur" Zira biz bir ucuna bakarken diğer uç doğru olan taraf olabilir ve biz bir insana tanı koyarken çoğu zaman yanılırız.İnsan öyle uçsuz bucaksız bir muammadır ki psikoloji onu tanılamakta her zaman yetersiz kalır.Adler'in öncelleri olan Freud,le bon gibi filozoflar insana biraz daha geniş perspektiften adeta bir kitlenin yapıtaşı olarak baktıkları için çoğu zaman yanılgıya düşmüşlerdir.Örneğin oedupus karmaşasını insan davranışlarının merkezine koymak Adler'e yanlış gelmiştir.Ona göre insan bu kadarla sınırlandırılacak bir varlık değildir.Jung ise ruhsuz bir ruhbilime inanmamıştır ve Freud'un çoğu zaman karşısında durmuştur.Her ne kadar Freud kadar bilinmeseler de ikisi de psikolojiye yeni bakış açıları getirmişlerdir..Tekrardan elinize sağlık,ben bu Adler'in başka eserlerini okudum ama bunu okumadım.Zira Say Yayınlarına hiç güvenemiyorum,umarım çevirisi konusunda sıkıntı yaşamamışsınızdır ve umarım faydasını görmüşsünüzdür..Her şey için teşekkürler..
Mathmazel
Gönderi Sahibi
Belki de kitabın ağır ilerlemesi yayıncılıktan kaynaklıydı. Tesekkur ederim yorumlarınız ve bilgilendirmeniz icin