Ortalık sessizdi, çıt çıkmıyordu. Işıkların çoğu sönmüştü. Avluya bakan pencerelerin ardında yaşayanlar az önce pek de tanımadıkları bir insanı öldürmeye bu kadar yaklaşmamışlar gibi yataklarına girmiş, mışıl mışıl uyuyorlardı.
Mürşit bu insanların uykularının kıskandırıcı olduğunu düşündü, gamsızlıklarının delirtici olduğunu. Burada hayat denen rezalete, musibete, felakete tahammül etmek için gamsız olmak şarttı. Duygusuz olmalıydı insan. Aklı, vicdanı felç olmalıydı.