Bu kitapla beraber -her ne kadar içimi ezen bir okuma olsa da- kadınları ve onların hikayelerini okumayı ne kadar çok sevdiğimi tekrar anladım. Kitaba kısaca değinmek istiyorum.
“Annem ben doğduğum an öldü.” diyerek başlıyor Annemin otobiyografisi, yazar daha ilk cümleden kitabın ve anlatımın sertliğini hissettiriyor okuyucuya. Xuela doğarken annesini kaybediyor. Dünyaya geldikten kısa bir süre sonra ise babası tarafından, büyütülmesi için kirli sepeti misali, bir çamaşırcı kadına bırakılıyor. Xuela çamaşırcı kadının yanında yalnızlık ve ilgisizlik içinde büyümek zorunda kalıyor. Uzaktan bakıldığında, annesinin yokluğu, babasının yokluğundan bir farkı olmayan varlığı onu katı ve donuk bir kadın haline getirmiş gibi görünüyor ama ben daha çok sevgiye ve ilgiye muhtaç bir kız çocuğu gördüm . Bu sevgi ve ilgi eksikliği , bilhassa erkeklerle olan ilişkilerinde etkin bir rol oynuyor. Güçlü, rahatsız edici, insanın yüreğine taş misali oturan bir metin. Sömürge altında olan bir coğrafyada tek başına hayatta kalmaya çalışan Xuela ile özellikle hemcinslerimin tanışmasını isterim.
Annemin OtobiyografisiJamaica Kincaid