"Başka bir zaman diliminde, en güzel halinle..."
Farklı zamanlarda aynı yazarın kitaplarını okumak öyle güzel duygular katıyor ki insana... Daha çocukken tanışmıştım Mutlu Prens'le. Oscar Wilde falan bilmem o zaman, elime geçmiş ve okumuştum. Yıllar yılları kovaladı, yollar yolları. Ve o yol bir gün Dorian Gray'in Portresi'ne düştü. Aman Allah'ım, ne düşüştü o! Hayran kaldım esere, bir kurgu değil bir biyografi okuyordum adeta! Sonra kendimi eserin yazarını araştırmaya bıraktım.
Oscar Wilde
Çağının aykırı çocuğu!
Şövalye bir babadan, devrimci bir anneden doğma!
Sıradışı başlayan hayatı yıllar yılı öyle devam ediyor ve erken denebilecek bir yaşta -kırk altı- hayata gözlerini yumuyor.
O kadar çok şey sığıyor ki bu zaman dilimine; sanatı, farklı cinsel yaşamı -ki kendisi eşcinsel, kimi eserlerinde de bu durumu görebiliyoruz- sosyalist siyasi görüşü, hapis yılları... Uzaktan bakıldığında çağının şımarık çocuğu gibi görülse de oldukça zorlu süreçlerden geçiyor.
Katı bir dönem yaşadığı dönem, cinsel kimliğinden dolayı defalarca ahlaksızlıkla suçlanıyor ama o hep devam etmeyi seçiyor.
Hani Yeşilçam filmleri vardır, kahramanımız başta fakirdir, yıllar sonra "Bir zamanlar fakir ama gururlu bir genç vardı," diyerek karşımıza çıkar. Oscar Wilde için durum tersine işliyor. Yaşadığı zengin hayatın ardından beş parası olmadan hayata gözlerini yumuyor. Ama öyle eserler bırakıyor ki geriye, her biri gerçekten bir hazine niteliğinde. Ve hepsinin ortak noktası, uzun uzadıya tartışılabilecek konu ve cümleler içermesi. Özellikle kadınlar ve erkeklere, evliliğe dair cümleleri yankı uyandıracak cinsten!
"Erkek kadını bir kez sevmişse onun için her şeyi yapar, onu sevmeye devam etmek dışında." (s. 51)
En son Önemsiz Bir Kadın'ı okumuştum. Öyle güzel tespitler taşıyordu ki içinde, aynı oranda önemli bir eser oldu benim için: "Kadın için utanç kaynağı olanı erkek için de alçaklık addedene kadar asla adil olamayacaksınız!" Mümkün müydü bu? Bu zamana kadar gelen bütün kalıpları yıkmak ve kadına bambaşka bir gözle bakabilmek? Ah, yıllar geçse de geçilecek yollar var daha... Hangi coğrafyada olursa olsun alışılagelmiş yargılar yıkılmıyor.
Yalnız Sıkıcı İnsanlar Kahvaltıda Parıldar, aforizma niteliğinde bir eser. Yazarın kitaplarından seçme cümlelere yer verilmiş. Kitaplarını okuduysanız eğer cümlelerin birçoğuyla karşılaşmış ve hazmetmeyi başarmışsınızdır. Ama yok, ilk bu kitabı elinize aldıysanız geçmiş olsun, hem kendiniz hem de yazarla bir hesaplaşma başlıyor demektir, öyle ki kimi fikirler oldukça hoşunuza gidecekken kimileri yenilir yutulur değil! Çağının ilerisinde düşünen bir isim Wilde. Belkide çağ dışı demek daha doğru olacak. Hayata, sanata, aşka, kadına, erkeğe ve topluma dair görüşlerini göreceksiniz.
"Yaşamak dünyada en nadir rastlanan şeydir. Çoğu insan sadece var olur, hepsi bu." (s. 24)
Bazı gerçekleri kabul etmek zordur, zaman alır. Ama maalesef birçoğumuz yalnızca var oluyoruz hayatta. Ve bu nefes alma durumunu devam ettirmek adına çabalayıp duruyoruz yıllar yılı, durup düşünmeden, sorgulamadan... Ve sorgulama vakti geldiğinde artık çok geç oluyor çoğu zaman. Ne der Nermin Yıldırım, "Ölecektim.
Öyle yaşlanıp elden ayaktan kesilince değil üstelik, bugün yarın. Belki yeni bir mevsim göremeden, tek bir yeşil erik daha yiyemeden, kıymetli defterimin sonuna gelemeden..."
Öyleyse geç olmadan yaşamalı değil mi?
Şairin dediği gibi, ıskalama lüksümüz yok hayatı.
"Kendini sevmek, ömür boyu sürecek bir aşk hikayesinin başlangıcıdır." (s. 30)
En çok burada sınıfta kaldık sanırım. Quasimodo sendromu var bir çoğumuzda, hatta büyük bölümümüz yalnızca bedeninde değil ruhunda arıyor kusuru. Tıbbın yetersiz kaldığı bir yere doğru gidiyoruz. Kendimizi sevemediğimizden de geriye kalan hiçbir şeyi sevemiyoruz.
Aforizma kitaplarını ara ara açıp okumak öyle iyi geliyor ki... Hafif, gönlü biraz yıpratsa da gözü yormuyor... Hele bir de üzerinde tartışacak bir kitle varsa muazzam bir zevk. Bu yüzden sizlere de bir teşekkür borçluyum. Varlığınız daim, okumalarınız bol olsun.