Sabahattin Ali'nin ilk okuduğum kitabı olmasına rağmen hayranlıkla okudum ve bir günde, rahatlıkla bitirdim. Bu kitap bize Sabahattin Ali'nin yaşadığı olayların ailesine nasıl yansıttığını, aile bağlarının nasıl olduğunu çok iyi anlatıyor.
Sabahattin Ali'nin yoksulluk içinde yaşadığı dönemde karısı Aliye'ye yazdığı mektuplar can alıcı. Ancak daha can alıcı bir şey varsa o da yaşadığı şeyleri tüm gerçekliğiyle, bütün acılarıyla karısına anlatırken kızına (Filiz) yazdığı mektuplarda sadece iyi olduğundan ve onu çok sevdiğinden bahsetmesi beni çok duygulandırdı.
Aynı zamanda kitaptaki sayfalarda Sabahattin Ali'nin gerçek el yazılarını okuyor olmamız da gayet hoş bir detay. Sabahattin Ali ile Aliye arasındaki aşkın günümüzdeki aşklarla hiçbir alakası bulunmuyor çünkü bu aşk gayet masum. Çocuğuna davranışları da bir o kadar içten. Okurken "Bu adam çok romantik!" demekten hiç çekinmedim. Ancak kitapta en zorlandığım şey ise (ki bunun başka bir yolu olduğunu düşünmüyorum o yüzden yayınevini suçlama gibi bir amacım yok!) mektuplarda bol bol eski kelimelerin kullanılması. O yüzden kitabı okurken bir yandan da Google'ı açık tutun!
Kitapta kısa da olsa Sırça Köşk kitabından da bahsediliyor onu okumakta gayet manidardı. Onun haricinde Sabahattin Ali'nin cezaevinden yazdığı mektupları okumakta insanda derin etkiler bırakıyor. Tek söyleyebileceğim şey: İyi ki varsın Sabahattin Ali!