Schopenhauer kitaplarını afilli aforizmalarını bulup çıkarmak için okuyor birçok kişi. Eminim ki onu okuyan çoğu kişi felsefesinden habersiz. Bu yüzden ‘karamsar felsefeci’ olarak anılıyor. Oysa karamsarlığının içindeki güzelliği görebilmek ve kitaplarını doğru yorumlamak için onun felsefe sistemini bilmek gerekir.
Ben de biraz bu felsefe sistemini açıklamak için Hayatın Anlamı kitabını seçtim. Bu kitap onun sisteminin bütüncül ve yüzeysel ele alındığı kitap.
Schopenhauer, “Yeter Neden Önermesinin Dört Çeşit Kökü” isimli doktora teziyle üniversite hocalığına geçmiş. İsteme ve Tasavvur Olarak Dünya kitabıyla felsefesinin önemli bir kısmını ele almış ve bu kitabı ile başta Nietzsche olmak üzere bazı felsefecileri etkilemiş.
Peki Schopenhauer kimlerden etkilenmiş? Temelde Platon ve Kant etkilendiği felsefeciler. Kitaplarını okuyanlar sürekli Platon’a yapılan atıfları göreceklerdir. Yani Platon’un idealar ilkesini benimsemiş, Kant’ın ise fenomen kavramını. Bu da aslında bir noktada Schopenhauer’ı idealizme yakın tutuyor. Yani idealar ve fenomenler (görüngüler) ile insan, varlığı düşüncesinde oluşturur. Başka bir deyişle çevremizdeki varlıkları birbirimizden farklı olarak, zihnimizdeki imgelerle, fenomenlerle algılarız ve kendi gerçekliğimizi oluştururuz.
Schopenhauer’un felsefe sistemi, diğer felsefecilere göre düşünsel anlamda daha zayıf sayılabilir. Onun güçlü olduğu nokta ahlak felsefesi. Ve onu diğerlerinden ayıran şey yalnızca bir düşünce yapısı ortaya koymasının ötesinde bireye bu ‘kötünün kötüsü dünyada’ yol göstermesi.
O halde felsefe sistemini biraz açıklamak gerek. İsteme ve Tasavvur Olarak Dünya kitabında ayrıntılı olarak ele alınan konuların bilgisine makalelerden de ulaşılabilir. Burada iki kavram var:
1.İSTEME İLKESİ (İRADE)
Dünya’yı yöneten bir kozmik irade(güç) vardır ve bu güç insanlığa “isteme ilkesi” ile hükmeder. Yani insan sonsuz bir döngü ile sürekli bir şeyler istemekte, arzulamaktadır ancak hiçbir zaman bu arzular tamamen tatmin edilemez. Sürekli isteyen ve arzulayan insan kozmik iradeye hizmet etmiş olur. Bu döngü asla sonlanmaz. Böyle bir döngüde yaşam acıdan ibarettir, mutluluk imkansızdır.
#239278302
2.TASAVVUR (TASARIM):
Hayat kozmik iradenin bir tasarımıdır ve gördüğümüz her şey yanılsamadan ibarettir.
Yani başta “isteme” ve “tasarım” ilkelerini anlamak gerek Schopenhauer’u anlamak için. Çocuk sahibi olma dürtüsünü de yine isteme ilkesi ile açıklar; kozmik irade tasarımının devamı için insanlar çocuk sahibi olmak isterler.
Kozmik irade ve isteme ilkesi ile bu tasarlanmış fenomenler dünyasında insan sürekli arzular, isteklerine ulaşmaya çalışır, hayal kırıklığına uğrar, eksik/yarım hisseder, tatmin olmaz.
Bunun için mitolojiden çok güzel bir benzetmesi var Schopenhauer’un; Lidya kralı Danaos’un kızları delikli bir fıçıyı sonsuza dek suyla doldurmakla cezalandırılmışlar. İnsan da Danaos’un kızları gibi sonu gelmeyen umutsuz boş bir çaba içindedir; sürekli arzudan arzuya koşar ancak tatmin olmaz ve bir yere varmaz. Mutlu Olma Sanatı s.25
Dünya çok kötü bir dünyadır, tüm canlılar acı içindedir. İşte bu söylemler nedeniyle Schopenhauer karamsar olarak anılır ancak işte şimdi onun felsefesinin güzel yanına geliyoruz.
Schopenhauer diyor ki isteme ilkesinin doğurduğu kötülükten kurtulmanın iki yolu vardır:
1. En önemli erdem MERHAMET’tir. Dünyada her canlı acı içindedir, o halde üstün insan bu acıların hafifletilmesi için çabalamalıdır. Hayvanlara merhametten de özellikle bahseder. Burada Friedrich Nietzsche ’nin de, hocası Schopenhauer’un bu merhamet erdeminden çok etkilendiği ve o bilindik hikayesinde olduğu gibi kırbaçlanan ata sarılıp ağladığı söylenir.
2. İradenin(istemenin) olumsuzlanmasıyla kötülükten kurtulmak. Feragat etmek, istemeyi/iradeyi yadsımak.
Yani acıyı gören üstün insan küçük mutlulukların peşinde koşmaz, isteklerinden feragat ederek onları sona erdirir. İstekler ortadan kalkınca insan dinginliğe kavuşur.
Böylece Schopenhauer’un ahlak felsefesi arzulardan hazlardan vazgeçmeyi, tüm varlıklara merhamet etmeyi ele aldığı için Budizm ve Nirvana kavramıyla yan yana anılır. Bu ahlaki durum aslında ibrahimi dinlerde de ele alınıyor olsa da Schopenhauer o dinleri eleştirir; ona göre bu dinlerde ahlaklılık, ceza ve ödüle bağlıdır bu da gerçek ahlaki edimi yansıtmaz.
Ve İNTİHAR kavramı. Dünyadaki hazlardan vazgeçmek ve yaşama iradesini yok etmenin çözümü intihar olamaz diyor. Çünkü intihar iradeyi değil, bireyin kendisini ortadan kaldırır yani bir kurtuluş yolu değildir aksine ahlaki hedefe ulaşmayı engeller. Bu arada Schopenhauer’un babası da intihar etmiştir.
Schopenhauer’un karakterine gelirsek; okumalarım doğrultusunda gözümde hep kibirli biri olarak canlandı. Özellikle o dönemde ünlü olan Hegel ile çekişmesi, ona karşı eleştirilerini çoğu kitabında belirtmesi bana biraz gülünç geliyor :)
Schopenhauer’da ve Nietzsche’de gördüğümüz kadınları küçümsemenin kökeni anneleriyle olan ilişki ile bağlantılı muhtemelen. Annesinin soğuk davranışları, acımasız eleştirileri ve yaşadığı serbest aşk hayatı Schopenhauer’u kadınları küçümsemeye, eleştirmeye yöneltmiş.
Bir de bu kadar kötücül ve acı dolu bir dünya tasviri çizen Schopenhauer’un özellikle maddi olarak gayet refah bir yaşam sürdürdüğünü de belirtmek gerek.
Son olarak Platon (Eflatun) ’a hep atıf yaptığı için ,
‘acı dolu dünya’yı Platon’un mağara alegorisine nasıl uyarladığından da bahsedelim;
Platon’un mağarasındaki kişinin sırtı mağara girişine dönüktür, güneş arkasında kalır ve bu kişi yalnızca güneşin önündeki duvara yansıttığı gölgeleri görür. Yani bu kişi gerçekleri değil gölgeleri görmektedir. Ancak bu kişi zincirlerinden kurtulup mağaradan çıktığında gördüğü güneş yani hakikat, gölgelere (yanılgılara) alışmış gözlerini acıtır. Yani gerçekler acıdır veya acı tek gerçektir :)
O halde mutluluğun imkansız olduğu bu acı dolu dünyada, arzularımızın peşinde koşmaktan azade olmuş bir şekilde, merhamet diliyorum hepimize. :)