·104 syf.··Beğendi
···Okunma: 29 Mayıs 2024 14:39 albertcamus #düşüş eserinde, ben merkezli birinin hayatına giren insanları, özellikle kadına yönelik savruk tutumunun pişmanlığı, ilerleyen yıllarında yalnızlaştıkça bu pişmanlığın hezimete uğrattığı ruhsal çöküntüyü, düşüş olarak adlandırmış.
Eser; birden fazla benliği olan, adeta dissosyatif vakası gibi, duygu-durum bozukluğu olduğu izlenimi veren ana karakterin anlatımıyla, kim olduğu giz olan birine, monolog şeklinde, birazda günah çıkartır gibi bir anlatım diliyle yazılmış. Karakterimiz önce yaşadıklarını ya da kuvvetli gözlem yeteneğiyle tanık olduğu olaylardan bahsediyor. Suçlardan serzenişte bulunup kendi suç-larını itiraf ediyor ve yargılıyor. Bu karakterin yüksek ihtimalle yazarın bizatihi kendi olduğu edebiyat dünyasının ortak paydası.
Babası Fransa, Bordeaux'lu annesi İspanyol kökenli olan Albert Camus Cezayir'de doğmuş. Marne Savaşı'nda babasını kaybettikten sonra annesi ve anneannesiyle omuz omuza hayat mücadelesi vermişler. Okuma-yazma bilmeyen, kısmen işitme engelli olan annesi temizlikçilik yaparak geçimlerini sağlamış. Ağır yaşam koşulları üstüne on altı yaşında verem olmuş ve bu illet ömrü boyunca yazarın yakasını bırakmamış. (Camus, bütün acılarına rağmen eserlerini acıdan beslemiş ve fakat acıyı yüceltmemiştir.) Camus sadece bir romancı değildi. Gazetecilik yapmasının yanı sıra, aynı zamanda bir oyun ve deneme yazarıydı. İntihar etmek istediğini bir çok kez dile getirse de onun için her şeye rağmen 'hayat, yaşanmalıydı' ... Hastalığına rağmen sigaradan vazgeçemeyen Camus'un kedisinin adı sigaraydı.
Varoluşçu felsefenin öncülerinden olan #yazar 1956 yılında, ölmeden yaklaşık üç yıl önce yayınladığı Düşüş Kitabı ile 1957 yılında Nobel Ödülünün sahibi oluyor. Ömrü boyunca yakasını bırakmayan hastalığına yenilmeyen Albert Camus, arkadaşı ve yayıncısı olan Michel Gallimard ile 4 Ocak 1960 günü geçirdiği trafik kazasında ikiside hayatlarını kaybettiler.
Okumaktan asla usanmayacağım ender kalemlerden biri olan yazarın tüm eserleri tavsiyemdir.