Merhaba, bu kitaba okuma hikayem diğerlerinden bir tık farklı oldu. Erkek arkadaşım bu kitabı çok seviyor ve bana da sürekli bahsediyordu. Bir gün yine bahsederken ilk sayfasını okumak istedi. Sonra tüm kitabı okuyuverdi birden :) Şaka bir yana kitap gerçekten çok ilgimi çekti ve dinlemesi de çok keyifli oldu. Bütün kitabı okumuş değil de dinlemiş oldum. Öncelikle biraz yazardan bahsetmek istiyorum. Gabriel Garcia Marquez 'in bu kitaptan önce 4 kitabını daha okumuşum sırayla;
1- Anlatmak İçin Yaşamak
2- Kırmızı Pazartesi
3- Aşk ve Öbür Cinler
4- Hanım Ana'nın Cenaze Töreni
Şimdi sizlere ufak bir tavsiye vermek istiyorum eğer benim gibi kitapları çok araştırmadan okuyan biriyseniz Anlatmak için Yaşamak kitabı yarı otobiyografik bir kitap, Marquez'in çocukluğundan başlayıp kitapları yazarken çevresinden nasıl etkilendiğini ve kitaptaki olayların nasıl geliştiğini anlatıyor o yüzden kitapta bahseden kitapları okuyup sonra bu kitabı okumak daha verimli bir okuma yapmanızı sağlayacaktır. Diğer kitapları da güzeldi severek okudum ama doğruyu söylemek gerekirse hiçbirinden bu kadar etkilenmedim. Gabriel' i en çok merak etmemin sebeplerinden biri büyülü gerçekçilik akımını çok merak etmem ve fantastik olanla normal olanı nasıl harmanlanıp kitaba yansıyabileceğini hayal edememem. Diğer kitaplarında bu seviye, bence fena değildi ama beni heyecanlandıracak kadar yüksek bir seviyede değildi. Lakin bu kitapta hem bunu yapıp hem de bize altı kuşaklık bir aile hikayesini anlatabilmesinden gerçekten çok etkilendim. Kitap bir başlangıç ve son hikayesiydi.
Kitap Buendia ailesinin Macondo' da yeni bir yaşam kurması ile başlar ve insanın olduğu her yerdeki sorular ve sorunlar başlar. Yeni bir düzen kurulunca otorite gerekli midir? Din ya da din adamları peki? Kapitalist sistem gerçekten insanın sonunu getirebilir mi? Hastalıklar, ölümler, katliamlar, düzen değişiklikleri, doğal felaketler... ve daha bir sürü sorunu kitapta görebiliyoruz. Bunu bu kadar iyi yapabilmesinin sebeplerinden biri Kolombiya’nın 19. yüzyılın başlarında (1810-1825) İspanya’dan bağımsız hale gelmesi ve bir iç savaş çıkmasıdır. Yazarın ailesi bunların hepsine tanık olmuştur. Kitaptaki muz şirketi olayları da aslında doğru olup tarihsel bir alt yapısı varmış. Kitabı dinlerken zaten hayran olmuştum ama sonrasında öğrendiğim bilgiler sayesinde şu an hayranlığım gerçekten çok başka bir seviyede.
Bu yüzden vaktinden ayırıp her satırını bana özenle okuyup, tüm sorularıma sabırla cevap veren sevgilime çok teşekkür ediyorum. Beni böylesine güzel bir dünya ile tanıştırdığı için. <3
Son olarak kitapta okurken büyülü gerçekçilik kısımlarımı iliklerime kadar hissedip çok etkilendiğim birkaç yeri bırakacağım. Kitapta her şey belli ama yine de spoiler takıntınız varsa dikkkatt !!!!!!!
‘’Jose Arcadio yatak odasının kapısını kapar kapamaz, evde bir silah sesi çınladı. Kan, kapının altından süzüldü, oturma odasına geçti, sokağa çıktı, inişli çıkışlı yoldan karşıya ulaştı, kaldırımları indi çıktı, Türkler Sokağı'nı geçti, önce sağa, sonra sola saptı, Buendialar’ın evinin tam karşısına geldi, kapalı kapının altından sızdı, halıları kirletmemek için duvar diplerinden dolanarak salonu geçti, oturma odasına girdi, yemek masasının çevresinde geniş bir kavis çizdi, begonyalı terasa uzandı, Aureliano Jose'ye matematik dersi veren Amaranta'nın sandalyesinin altından görünmeden süzüldü, kileri geçti, ekmek pişirmek için tam otuz altı yumurta kırmak üzere olan
Ursula'nın bulunduğu mutfağa girdi.’’ ( sayfa 152)
Bu sahnede oğlunun kanının yollarca gidip annesine ulaşması ve annesinin kanı tanıyıp oğlunun öldüğünü anlaması beni gerçekten etkilemişti.
‘’Çok geçmeden marangoz tabut için ölçü alırken, pencereden baktıklarında, minicik
sarı çiçeklerin yağmur gibi indiğini gördüler. Çiçekler bütün gece süren suskun bir sağanakla köyün üzerine yağdı. Bütün çatılan örttü, bütün kapıların önüne yığıldı ve dışarıda yatan bütün hayvanları soluksuz bırakıp öldürdü. Gökten öyle çok çiçek yağdı ki, sabahleyin sokaklar kalın halılar döşenmiş gibi oldu ve cenaze alayının geçebilmesi için çiçekleri küreyip atmak zorunda kaldılar." (sayfa 382)
Bu cenazeyi ve son olarak bu aşkı unutamıyorum :(
‘Yine o sıralarda Meme, ne zaman sarı kelebekler görse, ardından Mauricio Babilonia’yı gördüğünü fark etti. Daha önceleri, bir keresinde garajın üzerinde bir yığın sarı kelebek uçtuğunu görünce, bunların boya kokusuna geldiklerini sanmıştı. Bir keresinde de sinemaya gireceği sırada başının üzerinde sarı kelebekler uçuşmuştu. Ama Mauricio Babilonia, kalabalığın içinde yalnızca Meme’nin seçebileceği biçimde kendini gölge gibi izlemeye başladığı zaman, Meme sarı kelebeklerin delikanlıyla ilintili olduğunu anladı. Meme nereye gitse Mauricio Babilonia da oraya geliyordu. Konserlerde, sinemalarda, kilisede Mauricio Babilonia mutlak kalabalığın arasında bir yerde oluyor ve Meme onu görmeden de nerede olduğunu anlayabiliyordu, çünkü delikanlı neredeyse kelebekler de oradan eksik olmuyordu.’
Kitap bittikten sonra okuduğum kaynaklar;
is.gd/rdLtZioggito.com/icerikler/yuzyi...
Yüzyıllık YalnızlıkGabriel Garcia Marquez · Can Yayınları · 202546,6bin okunma