Mecit Ömür Öztürk, kalemini çok beğendiğim bir yazar. Şimdiye kadar yayımlanmış olan kitaplarının yarısından fazlasını okudum. Yazarın en çok beğendiğim tarafı, gerek Dervişin Teselli Koleksiyonu 3'te gerekse diğer tüm kitaplarında felsefeci kimliği ile inanca ve edebiyata dair zengin bir düşünsel birikimi harmanlaması ve okura adeta bir hap, bir aspirin gibi sunması.
*******************
Ancak ben bu kitapla birlikte, giderek daha çok dikkatimi çeken ve zihnimi kurcalayan bazı konular münasebetiyle, incelememi eleştirel bir bakış açısıyla yapmayı düşünüyorum.
******************
Ukalalık yapmaktan ar duyarım ancak; müsaade ederseniz, öncelikle, eleştirel düşünmenin ve eleştirel yaklaşımın bozgunculuk olmadığını, Batı'nın bilimde ve teknolojide, felsefe, edebiyat, vb. alanlarda gelişmesini borçlu olduğu bir düşünce sistemi olduğunu ifade edeyim.
******************
Bir kitabın içinde, hatta bir kitap serisinde bazı tekrarların bulunması bazen bir gereklilik olabilir. Konunun önemli olması, büyük hacimli bir eserde okuyucuya bazı detayların hatırlatılması veya akışın bunu gerektirmesi gibi nedenler sıralamak mümkün. Ancak bir konuya sürekli olarak aynı pencereden bakmak, var olan problemlerin tanımlanması ve tespit edilmesi için yeterli olmayacak, dolayısıyla çözüm de mümkün olmayacaktır.
Konuya ister İslâm dini ve Müslümanlar, isterse daha geniş kapsamlı bakalım; tüm insanlığın artık teselliden daha fazlasına ihtiyaç duyduğunu düşünüyorum. İnsanlığın tarihsel bir süreç içerisinde sermayenin paylaşımı, ideolojik ayrışma gibi konular nedeniyle çatışma ve kutuplaşma iklimini iliklerine kadar hissettiği bir ortamda sadece bireyin maruz kaldığı sorunlar karşısında; "acziyetini ve durumu kabullen", "inancını kuvvetlendir"," tevekkül et", "herkesi ve her şeyi sev" gibi telkinler sorunları çözüme kavuştıurmayacak; mutsuz ama tepkisiz, umarsız bir insanlık tarafından beslenen çelişkiler, hukuksuzluklar, adaletsizlikler yumağının büyümesini engelleyemeyecektir.
******************
Tabi ki her yazar, kendi birikimi, ilgi alanı ve özgün çizgisinde eser vermeyi tercih edecektir ve bundan daha doğal bir şey yoktur. Kimi birey, kimi toplum, kimi tarih veya ideoloji bağlamında problemlere ve çözümlerine odaklanacaktır. Ancak üzerinde yaşadığımız gezegende "neden bazı coğrafyalar daha huzurlu, daha müreffeh iken; neden bazı bölgelerde gerilim, yoksulluk, cehalet, şiddet sarmalı bir türlü son bulmuyor?" gibi sorular üzerinde daha fazla düşünülmesi, sorunların ve kaynaklarının belirlenmesi, çözüm yollarının ortaya konması, bireye kabullenmek ve teselli bulmak dışında sorgulama, muhakeme, eleştirel bakış ve gerektiğinde meşru ve insancıl dairede itiraz ve tepki geliştirme seçeneklerinin de sunulmasının da artık bir gereklilik olduğunu düşünüyorum.
Çünkü bireysel ve toplumsal bazda, hangi görüş, inanç, millet veya aidiyet mensubu olunursa olunsun, yolunda gitmeyen bir şeylerin, hatta birçok şeyin olduğunun farkına varıp hataların, yanlışlıkların çözüm yoluna yönelinmesinin zamanı geldi de geçiyor. Halı altına süpürülen sorunlara sadece sevgi-muhabbet-aşk pıtırcığı olarak değil; ölçülü, dengeli, ciddi, tarafsız ve farkındalık seviyesi yüksek fertler olarak yaklaşmanın da önemi çok büyük.
Her ne kadar Rönesans, Doğu kültüründen bazı köklere sahip olsa da ve Batı dünyası bunu görmezden gelse de, benzeri bir atılıma olan ihtiyaç her zamankinden daha fazla.
Hatasını kabullenmek, eleştiriden yüksünmemek, yanlışı terketmek de büyük erdemdir.
******************
NOT: "Yahu biz alt tarafı inanç ve felsefe dünyasından birkaç esintinin tadını çıkartacak; edebiyat bahçesinden birkaç çiçek koklayacaktık. Nereden buraya geldik?" diyorsanız Hata Neredeydi?, Kendini Aldatan İnsan, İslamsız Müslümanlık, The Sistem, Palyatif Toplum, İslami Yeniden Doğuşun Meseleleri adlı kitaplardan en azından bir-iki tanesini okumanızı acizane öneririm.