7/10
·288 syf.··
2024 241. kitabı
Kartaca, klasikler ile yakın ilişkiler kurmuş çoğu araştırmacıda her zaman için müthiş bir hayranlık duygusu uyandırmıştır. Çünkü kendisi adeta bir güç, bir "kişilikler" imparatorluğuydu. Kartaca'nın bize bırakmış olduğu miras, tarih, kültür kasıtlı olarak silinmiş, ondan geriye hiçbir iz kalmayacak şekilde yerle bir edilmiş ve onu hem yok edip hem de yerini alan Roma'nın siyasallaştırılmış kurgularıyla değiştirilmiştir. Kartaca'nın gölgesi şimdilerde bile antik dünyanın üzerine geniş bir şekilde düşmektedir. Ancak, az önce de belirttiğim üzere, o artık yalnızca karanlık, söylentilerle örtülü bir gölge. Gerçek varlığı, gerçek karakteri bizim için bilinmezliğini korumakta. Her şeye rağmen bildiğimiz bazı şeyler de yok değil elbette. Bilinene göre Kartaca, kendi başına bir güç haline gelen Fenikelilerin bir kolonisi, denizci Hanno, general Hannibal ve çoğunlukla büyük Barselona soyundan gelen diğer bazı önde gelen figürlerden oluşmaktaydı. Yine de bilgimiz her zaman için Roma gözüyle yapılmış incelemelerden ibaret. Öyle ki, büyük Roma kültürel destanı (Virgil'in Aeneid'i), Kartaca'yı, Roma'nın doğuşunu engellemeye niyetli olan öfkeli, terk edilmiş Dido figüründe kişileştirmiş. Sonuç olarak, savaş çığırtkanı Cato'nun da sık sık tekrarladığı, "Carthago delenda est!", (TR: Kartaca yok edilmeli!) satırı harfiyen uygulanmıştır. Flaubert, psikolojik Realizm tarafından kabul görmüş şaheseri Madame Bovary'nin devamı niteliği taşıyan bu kitabı için hazırlanırken aylarca araştırma yapmış, kendini antik tarihe gömmüş, kayıp imparatorluğu geri kazanmaya çalışmış, hatta yine bu impratorluğun eski konumunu ziyaret bile etmiştir. Sıkı çalışmasının meyvelerine kitabın satır aralarında ve hoş ayrıntılarında rastlayabilirsiniz. (Çoğunlukla Ovid ve Milton'ın şiirselliğini çağrıştırır.) Flaubert'in burada melodram yerine tarihin üzerinde daha fazla durduğuna dair hemfikir olabiliriz, ki bu bana göre talihsiz bir durum, çünkü hikayesi acıklı ve hakkında şarkılar yazılmasını bile hakediyor. Ne yazık ki, kendisi karakterlere psikolojik olarak katılmamıza asla izin vermiyor. Karar anına doğru düşüncelerinin nasıl geliştiğini görmek yerine, bize olan bitenin tasvirlerini sunmakla yetinmiş. Hâlbuki yazmış olduğu bu kitap, Shakespeare-vari bir performans olmak adına bütün elementlere sahip bir anlatı. Tartışmalı diyaloglar, zorlamalar, baştan çıkarmalarla dolu görkemli figürlerin sahnede dolaşmasını, ustalıklarını, kişiliklerinin gücünü, duygu derinliklerini sergilemelerini görmek için her şeyimi verebilirdim. Mussorgsky ve Rachmaninoff gibi ünlülerin bu hikayeden operalar yaratmaya çalışmasına şaşmamak gerek doğrusu. Bu bahsettiğim tutkulu mücadeleler, ince dönüşler ve manipülasyonlar olmadan, tüm melodram giderek daha düz ve önyargılı bir hale geliyor. Yine de yazarın kendisinin de belirttiği gibi: "Son beş ayda yazdığım yarım sayfalık notların ve okuduğum doksan sekiz cildin tümünü, yalnızca üç saniyeliğine de olsa, kahramanlarımın tutkusundan gerçekten etkilenmek adına feda ederdim." Maalesef eserler bazen bizim istediğimiz gibi bir araya gelmez çünkü ilk etapta bir sanatçıyı bir projeye çeken şey de bu birleşmeme durumudur. (Anlatılmaya değer bir hikaye olduğuna dair kesinlik ve burada okuyucu için verimli bir zemin olduğuna dair ilk izlenimlelerinden bahsediyorum.) Kanlı anekdotları, özellikle yetişkin bir aslanın çarmıha gerilmesiyle ilgili olan, ve sembolizmleri ile çok katmanlı bir anlatı olmak adına fırsatlarla doluymuş ve keşke bütün bunlar bir araya gelseymiş. Flaubert, tüm araştırmalarına rağmen akademik derinlik ve genişlikten yoksun. Dolayısıyla, Salammbo da tarihi açıdan işe yaramaz, ancak az önce de belirttiğim gibi bunları sanatsal bir amaca da dönüştürememiş. Sonuç olarak, esere bakmanın en ilginç yolu, onu oryantalizmin büyük bir parçası olarak görmek. Kartaca'yı tam anlamıyla Kartaca olarak göremiyoruz fakat Fransa olarak da göremiyoruz. Bunun yerine, hep mesafeli, sempati duyulması imkansız bir görünüme sahip, bilinmez bir Kartaca ile karşı karşıyayız. Bu durum da neredeyse, Oryantalist duruşun göstermesi için inşa edildiği mesafenin aynısı. Bu kanıya ulaşmış olmamız hem uygun hem de fazlasıyla ironik çünkü birçok açıdan, Roma bakışıyla Kartaca, Oryantalist duruşun orijinal örneğidir: yabancı güç yok edilir, fethedilir, dönüştürülür ve sonra fetheden kişi tarafından kendini haklı çıkarma hikayesi olarak yeniden yazılır. Kartaca'nın sesi, gücü ve etkisi o kadar büyüktü ki, Roma onu küçültmek, daha az tehditkâr bir şeye dönüştürmek zorunda kalmıştı. Hatta yine Kartaca'nın Akdeniz'e hakim olmak için ilk gerçek deniz ticaret imparatorluğunun gereklilikleri olarak belirlediği hem teknolojiyi, hem de yöntemleri görev bilinciyle kopyalamışlar bile. Sonuçta Aeneas yalnızca Kartaca'ya edilmiş bir hakaret değil, aynı zamanda Roma'nın Pers gücünü kendi imparatorluklarına edebi ve tarihi açıdan entegre etme girişimiydi, ki bu girişim Demos Retoriği'nden çok Tanrı Kral Kültü'dür. Rönesans ve Reconquista'nın da ardından, Avrupa güçleri bir kez daha Roma davasına ve kimliğine bürünmüşlerdi. Fransa için Cezayir, yöneticinin "hakkı" olan yozlaşmayı en iyi şekilde keşfettikleri bir sömürge alanı hâline gelmiş, yerlilerini ise Oryantalist uzaklaşma ile suçlamışlardır. Bu süreci bugün bile görmekteyiz. Romalıların Kartacalılara karşı yarattığı yabancılaşma ve karalamanın en uç örneği, iddiaya göre bebeklerin yenilgiyi, hastalığı ve yıkımı önlemek için tanrılara kurban edildiği Tophet'tir. Flaubert, kana susamış kalabalığın devasa idollerinin mekanik ağzına çocuk üstüne çocuk vermesiyle ilgili suçlamayı en süslü ve acımasız şekilde tekrarlamakta. Son arkeolojik çalışmalar, Tophet'in antik dünyada çok sayıda ölü doğum ve bebeklerde yüksek ölüm oranı kurbanının gömülmesi hususunda kullanıldığı iddiasını da öne sürmekte. Haggard, Kipling ve Mundy gibi macera yazarları üzerinde açıkça etkili olmasına rağmen, Flaubert, bu hikayeleri keyifli kılan neşeli bir tempoyu tam olarak yakalayamamış. Ayrıca hikayeyi uygun bir melodram olarak taşıyabilecek vahşi kişilikleri de yansıtamamış. Bir Fransız vatandaşı olarak, kendisi ile zorunlu bir şekilde yozlaşmış şark arasındaki psikolojik mesafe, yazar sempatisinin köprü kuramayacağı kadar büyük bir uçurum. Belki de Melville, buradaki farklı hikaye tiplerini, genişletilmiş sembolizm ve hassas bir şekilde yapılandırılmış olaylar aracılığıyla, bir araya getirmeyi ve bu parçaların toplamını bile aşmayı başarabilen yeni bir hikayeye dönüştürebilirdi. Fakat Flaubert'in becerilerine ve harcadığı zamana rağmen, başarıp başaramadığı konusu benim zihnimde arada kaldı. Yine de tavsiye eder miyim? Elbette ederim. Salammbo by Gustave Flaubert
Edebiyat
SalammboGustave Flaubert · Penguin Classics · 1977159 okunma
·
455 Gösterim
3 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
SALAMBO başlıklı bu kitabı, hem evimdeki kitaplar arasında hem torunuma hediye ettiğim kitaplar arasında aradım birkaç gündür. Yok! Galiba özlemişim Salambo romanını. Birkaç alıntı okuyayım da geçsin özlemim, dedim. Ve,,, keyifle okuduğum bu inceleme yazısına denk geldim; ellerine sağlık Dilay Dilay güzel yorumların için. Elli küsur yıldır okumuş olduğum en sıkı romanlar sıralamasında 4'üncü oldu Gustave Flaubert'in SALAMBO adlı bu eseri. İnceleme yazın o kadar iddialı geldi ki bana -sen değil,,, yazı iddialı- bu sıralamayı bilmeni istedim: Bin roman arasında dördüncü oldu Salambo. Benim için dördüncü...Gönlümün dördüncüsü. Yazmış olduğum,,, Salambo hakkında evvel zamanlarda yazmış olduğum inceleme yazısı ise internetin çöplüğünde kayboldu gitti.
Dilay
Gönderi Sahibi
Merhaba. Romanın kendisi zaten hafızaya nüfuz eden, biçimsel olarak sorunlu olsa da atmosferiyle kolay kolay çıkmayan bir kitap. Yazdığım incelemenin iddialı gelmesi de muhtemelen bundandır. Kartaca üzerine yazarken hafif bir tonda kalmak mümkün değil. Tarihin kendi ağırlığı yazıyı ister istemez yukarı çekiyor. Düşüncelerinizi paylaştığınız için teşekkür ederim. İncelemenizi de okumak isterdim ama kısmet olmadı demek ki.
Dilay
Gönderi Sahibi
Her neyse. Tekrar yayınlamak zorunda kaldığım için bir kez daha söylüyorum, bu yazı aklımda bu kadar negatif değildi. Kitaptan asla ama asla nefret etmedim. Kendisi edebi açıdan ciddi anlamda değerli bir eser. Ancak benim beklentisine girdiğim kadar açıkça ifade edilmiş bir duygu yoğunluğu yoktu, olmak zorunda da değil. Bu durum direkt olarak benim beklentilerimle alakalıdır. Bana uymayan size uyabilir. Bu yüzden bu yazıyı okuyup da kitabı okumaktan vazgeçmeyin lütfen. Sadece küçücük bir değerlendirme, araştırma ve incelemeden ibarettir. Saygılar.
Yorumlarınıza kendi bağlamında katılıyorum. Sade roman içeriğine değil, ilişkili kültürel konularla birlikte okununca bu sonuca ulaşmak çok doğal görünüyor. Ben Flaubert’in Madam Bovary sonrası yazdığı bu eseri biraz kendi rüştünü ispat etmek ve dönem çevresine “bakın, daha önce insanların mikrokozmografyasını detayları ile resmetmiştim, şimdi bu romanda ise kendimi tekrarlamak ve Salambo-Matho arası çok sıkılası o duygusal damarı, yine romantizm sosuna bulandırmak yerine, o kısmı es geçip, tamamen farklı bir yönümü; araştırmacı, betimleyici, tarihi savaş kurgusunu detaylarıyla okura geçirmeye kabil olduğumu size göstermek istedim” mesajını vermek istediğini düşünüyorum. Yazarın 1874’te tamamladığı versiyonuyla, Salambo’dakine benzer şekilde, arkasında yine uzun ve yerinde araştırmalar yatan “Ermiş Antonius ve Şeytan” kitabı, incelemenizdeki beklentiyi karşılaması adına, hem tarihi-mistik hem de karakterindeki psikolojik derinlik bakımından göz atmaya değer.
Dilay
Gönderi Sahibi
Teşekkür ederim, yorumunuz oldukça değerli ve içeriği zenginleştirici nitelikte. Bahsettiğiniz husus üzerinde kesinlikle hemfikirim; Salambo-Matho arasındaki o "duygusal damar"ın geri plana itilmesi de aslında yazarın kendini tekrarlamak yerine farklı bir yönünü ortaya koyma çabası olarak görülebilir. Bu durum yine Flaubert’in yazarlık kariyerinde edebi çeşitliliğini ve kapsamını kanıtlama isteğiyle de örtüşmekte. "Ermiş Antonius ve Şeytan"a gelince, hakikaten "Salammbo"nun eksik kaldığını düşündüğüm noktalarda, psikolojik derinlik ve mistik boyut anlamında, daha doyurucu olabilir. Her eserini en ince ayrıntısına kadar inceleyip pekiştirdikten sonra rafa kaldırdığım için henüz okuma fırsatı bulamamıştım. Bu öneriniz, tıpkı benim gibi aradaki dengeyi arayanlar adına oldukça faydalı olacaktır. Tekrar teşekkür ederim.