Zamanda Kendin Olma Uğraşı
10/10
·199 syf.··
Beğendi
·
2024 65. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 25 Temmuz 2024 16:33
Kendisi olamayan karakterlerin kitabıdır bu. İnsan kendine ne kadar bakarsa o kadar kendi olamaz. Kendini ne kadar incelerse o kadar hiçlik içinde boğulur. O kadar görür aslında hiçbir şey olmadığını. Çünkü kendi içinde boğulmak dünyadan kopmaktır. Dünyadan bağımsız bir kendilik, kişinin kendisi olamayışıdır. Dolayısıyla kendiliğimizi kurmamız belki de en çok, kendimizi durup incelemezsek mümkündür. Zaman da böyledir. Zamanın geçtiğini saliselere saniyelere ve onların birbirini takip etmesine bakarak anlamayız. Çünkü zamanın nasıl geçtiğini anlamaya çalışmak, zamanda olmamaktır. Oysa dünyaya bakıp bir şeylerin nasıl da sonsuz biçimde değişip durduğunu görünce, ânı yaşayınca ve geçmişi hatırlayınca farkına varırız ki zaman vardır ve geçiyordur. Zaman da kendilik de eylemekle mümkündür. Görürüz, duyarız, yaparız, ederiz, dünyaya dair bilgi toplarız ve işte... Zaman geçmiştir, anlarız ve kendiliğimizin parçalarını da zihnimizde toparlarız. Oysa bu kitap bir olamayışı anlatır. Hayat sanki bir akvaryumdur da onun dışından bakan karakterlerin çaresizliği sarmıştır dört bir yanı. Varlığın ötesinde bir de yokluk olduğunun ve herkesin doğumdan önce ve ölümden sonra (en azından bedensel olarak) bir yokluğa karışacağının bilinciyle kanayan Şule Gürbüz karakterleri vardır bu hikâyelerde. Ve hepsi Oğuz Atay'ın karakterleri gibi bir "Tutunamayan"dır aslında. Fakat onların durumu daha da vahimdir. Daha bir karanlıktır dünyaları. Gülümsetmezler. Varoluş ağrılarını idrak edelim isterler. Onların ağrısından hepimizde birer parça vardır da zaten. Ama mütemadiyen gizleriz bu parçamızı. Yazar ise kabul edelim ister bu saf gerçeği. Yani "Neden varım?"ı soralım ister. Ne de haklıdır! En büyük isyanımız bu olmalıdır hayata karşı. "Gerçek nedir?" sorusunu sordurur bu kitap bize. Varoluş sancısı en büyük gerçeklerden biridir. Kalanlar biz insanların bu gerçeğin etrafına bezediği yalanlardır. Yalanlarımızla tüm acıları, tüm çirkinlikleri kapatırız. Bilmeye yöneliriz; bilime, felsefeye, psikanalize... Bilerek gerçeğe ulaşacağımızı sanarız. Bilgiyi de sorgulatır bu kitap bize. Bilmenin gerçeğe erişmeye yetmediğini gösterir. En çok da zamanı algılayışımızı sorgulatır. Zamanı verimli kullanmak için ne çok çaba sarfettiğimizi fakat gün gelip tüm zamanımızın nasıl da yitip gideceğini çarpar yüzümüze. Bizim için her meşgale, inanıp ötesini örtbas ettiğimiz oyuncaklardır aslında. Bunlarla uğraşmasak ne olurdu? Sorar mıyız hiç kendimize? Sormalı. Aslında bir yanıyla da zamanı tam olarak anlayamıyor, tutamıyoruz. Varlığı şöyle derinlemesine akledemiyoruz. Bu iki uçta gidip gelerek dengeyi iyi ayarlamak şu hayatta yapılabilecek en iyisi olsa gerek.
Hikaye-Öykü
Zamanın FarkındaŞule Gürbüz · İletişim Yayıncılık · 20111,699 okunma
·
655 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.