Yeni bir yazarla tanıştım. Kristin Hannah Dili öyle güzel ki. Sade, akıcı ama edebi. Benzetmeler, duygular, durumlar öyle güzel hissettiriyor ki kendini... Sıkılmadan 600 sayfa su gibi aktı gitti. Gözlerim yorulmasaydı, uykuya direnebilseydim daha kısa sürede bile bitebilirdi.
Tadı damağımda kaldı. Uzun süre de kalacak gibi. Yeni bir kitaba başlardım ama a Ateşböceği Yolu nun etkisinden hemen çıkmamak için yeni kitaba hemen başlamayacağım. Tadını çıkarmak istiyorum.
Dostluğun, sevginin, ailenin, aşkın, hayallerin, zorlukların, yeminlerin, vefaların kitabı bu kitap. Hani öyle çıtı pıtı i boş aşk kitaplarından da değil.( Kitaba başlamadan öyle sanmıştım ben.) Ağlatan bir kitap da üstelik. İçinize işleyip kalbinize dokunuyor.
İki farklı karakterdeki kızın lise başlarında arkadaş olmalarından başlayıp her anlarını anlatıyor. Okul, parti, eğlence, hayaller, üniversite, iş, evlilik, çoluk, çocuk vs. Kitabı okurken ben de, sanki o kızların arkadaşıydım. Hep yanlarındaydım. Dost olma sözü vermiştim. Sonsuza dek dost.
Kitapda bahsedildiği gibi hiç dostum olmadı. Fırsatım olmadı sanırım. Ya da şartlar başka gelişti. Ama iki tane kız kardeşim var, dostun eksikliğini hissettirmiyorlar. Ayrıca onlarla daha genç hissediyorum kendimi.
Ateşböceğinin Şarkısı kitabın devamı, serinin ikinci kitabıymış. Kitabı temin edebilirsem onu da okumak isterim.
''En iyi arkadaş işte bunun için vardı: Size ayna tutup kalbinizden geçenleri göstermek için.'' Kitaplar da dostumuz olduğuna göre bol kitaplı, çok okumalı günler dilerim.