"Sahip olmadığın bir şeyin yasını tutmanın mümkün olduğunu asla anlayamıyordu."
Trendeki Kız
Merhabalar herkese... Paula Hawkins'in kaleminden çok önerilen, çok övülen, ve bence gereğinden fazla abartılan Trendeki Kız adlı romanın kendimce incelemesini yapmak istiyorum. Bu incelemeye fazlasıyla negatif başladığımın farkındayım fakat tanınan yazarların övgüleri de eklenince ki mesela Tess Gerritsen'ın... Çok farklı çok umulmadık, çok şaşırtıcı bir sonu olan, hayretten donakalacağım bir kitap okuyacağımı sanmıştım. Ve aşırı derecede hayal kırıklığına uğrattı. Gereksiz abartılan kitaplarda ilk beşe girebilir bence. Yine de çok gömmek ve körlemesine eleştirmek istemiyorum çünkü sonundaki o nefes kesici olayı yani daha doğrusu; " Herşeyi anladığınızı düşündüğünüz an sizi farklı bir sürprizle karşılıyor" denilerek sonunu acayip merak ettiren bu cümle yüzünden son sayfalara geldiğim hâlde bile büyük bir beklentiyle ve umutla okumaya devam ettim ama beğenemedim ve aşırı hayal kırıklığı içerisindeyim.
Konusuna gelecek olursak kısaca; Alkol yüzünden evliliğini ve işini kaybetmiş Rachel adlı ana karakterin yaşadıkları başta olmak üzere olay örgüsü Rachel dahil üç karakter üzerinden şekilleniyor. Rachel her gün aynı trene binip aynı çifti izliyor ve hayalinde onları kusursuzlaştırıp, gözünde çok büyütüp, aşırı iyi anlaşan ve aşk dolu kişiler olarak canlandırıyor. Ve onlara kendi koyduğu isimler veriyor. Jess ve Jason olarak. Fakat gerçekte bu çiftin adı Megan ve Scott. Rachel, hayal gücü çok yüksek fakat çok alkol aldığı için hayatındaki bazı detayları ve yaptığı şeyleri hatırlamakta zorlanan bir karakter. Çiftin başına gelenleri bütün ülke duyduktan sonra hayatlarına dahil olmaya karar veriyor ve bunun sonunda gelişen olaylar okuyucunun da gözlem yeteneğine bırakılarak aktarılıyor. Rachel'ın eşi Tom onu aldatıyor ve Anna adında başka bir kadınla evleniyor. Bunu kabullenemeyen Rachel onları her gün gerek telefonla, gerekse evlerine gelerek rahatsız ediyor. En çok nefret ettiğim karakter Tom oldu bu arada. Megan aniden bir akşam ortadan kayboluyor ve Rachel parçaları yerine oturtmaya çalışıyor.
Kitabın bazı kısımlarında kendince çekici yönleri de vardı. Dili ve anlatımı akıcı ve yalındı. Karakterlere odaklı, bölümlerin Rachel, Anna ve Megan'ın bakış açılarından anlatıldığı olay örgüsü ve karakterlerin psikolojik tahlillerini etkileyici bir şekilde yansıtması bakımından güzeldi. Bu üç kadının kilit noktasında duran masum görünüşlü birisi var. Bu kişinin kim olduğunu okurken tahmin etmek hiç zor olmadı. Üst seviye bir gerilim denmiş, gerçi üst seviye gerilim denmiş diyene kadar neler neler denmiş de ben aşırı bir gerilim hissedemedim. Aşk dörtgeniydi bu kez de.:) Sürekli trene binen bir kadın, sürekli aldatan ve yalan söyleyen bir eş, ve gizemlerle dolu Megan. Kısacası bu roman bana her nedense pek hitap etmedi. Aramızdaki Kadın, Son Raunt, Uyuyana Kadar ve İkinci Hayat kitaplarına çok benzettim. Ama güzel bir mesajı var. Kimse ama kimse asla göründüğü gibi olmuyor. Oldukça popüler bir roman olduğu için çok okunmuş. Okumayan okurlar varsa tavsiye edebilirim.
Kitaplarla ve güzelliklerle kalın.
Keyifli okumalar diliyorum.:)
Sevgiyle.<3