·392 syf.··Beğendi
···Okunma: 12 Ağustos 2024 08:27 Sebastian Fitzek / Göz Koleksiyoncusu
Yazardan okuduğum ikinci kitap olmasına rağmen psikolojik gerilim tarzında en sevdiğim kalem oldu. Okurlarını öyle bir kurgu içine hapsediyor ki, bir yandan detayları beyninizi yakarken diğer yandan kendinizi bir labirentten çıkmak için zamanla yarışır gibi hissediyorsunuz. Katilin kimliğini bulmanız için cümlelerle dans ediyor ve olayları hızlıca birbirine bağlamanızı sağlıyor ama hep bir kör nokta bırakmayı başarıyor. Dikkatli okununca katili erken bulsanız da, kurgudaki gizemi ve gerilimi yüksek tuttuğu için akıcılığı her sayfada daha da artırmayı ustalıkla başarıyor.
Alexander Zorbach, zamanında polis müzakerecisiyken seneler önce bir davada yaşadıkları yüzünden mesleğini değiştirmiş ve silahın yerini kayıt cihazı almıştı. Artık suçluları gazetede yazdığı yazılarla kovalamaya başlamıştı. Bir süredir takip ettiği katilin davasını çözmek hayatında birinci sırayı almış ve gözü ne oğlunu ne de çevresini görmez olmuştu. Göremediği bir diğer şey ise katil tarafından oyuna dahil edimesiydi.
Göz Koleksiyoncusu; arkasında hiç iz bırakmayan, anneleri öldürüp çocuklarını kaçıran ve babalarına bulmaları için kırk beş saat yedi dakika veren bir katil. Bu süre içinde bulunamazsa sonu ölümle biten bir saklambaç oyunu. Bu oyun onun için kusursuz ilerliyordu. Ta ki kör bir terapist olan Alina ona dokunana kadar.
Kitapta sayfalar sondan başa doğru ilerliyor. İlk sayfada üç yüz seksen yedi rakamını görmek, “Acaba olayların anlatımı da öyle mi ilerleyecek?” diye merakta bırakıyor. Kırk beş saat yedi dakika aralığındaki yaşananları, kurgu içinde farklı karakterlerin anlatımıyla okuyoruz. Sona geldiğinizde kafalarda hiçbir soru işareti kalmayacak şekilde bütüne hakim oluyorsunuz ama öyle bir gerçekle yüzleşiyorsunuz ki, gerilimin bitmediğini ve devam kitabının heyecanını hissediyorsunuz.
Keyifli okumalar…