Bazı kitaplar vardır, en az kendileri kadar giriş cümleleri de bilinir. Buna pek çok örnek verebilirim:
○ Gregor Samsa bir sabah bunaltıcı düşlerden uyandığında, kendini yatağında dev bir böceğe dönüşmüş olarak buldu. ( Dönüşüm )
○ Hayatımın en mutlu anıymış, bilmiyordum. ( Masumiyet Müzesi )
○ Mutlu aileler birbirlerine benzerler. Her mutsuz aileninse kendine özgü bir mutsuzluğu vardır. ( Anna Karenina )
.
.
.
Ve daha nicesi.
Yabancı da bu listede kendine yer bulan kitaplardan.
"Bugün annem öldü, belki de dün, bilmiyorum."
Albert Camus'nun saçma felsefesini iliklerinize kadar hissedeceğiniz bir kitap. Ana karakterimiz bizler tarafından kabul görmüş olan değer yargılarına sahip değil. Bu yüzden onun için annesinin ölümünden sonra yas tutmak saçma, evlenmek ya da evlendiğin kişiye aşık olmak saçma, birini öldürdüğün için ceza almak da saçma. Çok saçma.
Kitapta hakim olan temada anlamsızlık var. Ve bu anlamsızlık o kadar yorucu ki.
Absürdizme kendimi o kadar da yakın hissetmiyorum. Romanda absürdlükler ana tema olmadığı sürece beni düşünmeye iterken, roman onun üzerine kurulduğunda sanki ben de o temada kayboluyorum. Kitap bitiyor ama üzerimde bıraktığı etki de anlamla anlamsızlık arasında gidip geliyor. Bunu yaparken de beni rahatsız ediyor.
Olayları yorumlayabilirim, benim için ne anlamlara geldiğini tartışabilirim ama bu benim için biraz sahtekarlık olur. Çünkü bunu yapmak için kendimi kitaptan o fikri çıkartmaya zorlamam gerekiyor ve kitaptan ille de bir ders çıkartmalıyım ille de üstüne konuşacak ilginç bir şeyler bulmalıyım çabası şuan için bana saçma geliyor. Ve biraz da bu kitap hakkında bir şey söyleyebilecek yeterlilikte olduğumu sanmıyorum.
Bana hitap etmiyordu.
Kitaba puanım: 6/10