Bazı eserler vardır, hakkında konuşmadan önce yazarını tanıtmak bir mecburiyet olur. Sadık Hidayet, Ortadoğu'nun karanlığı içerisinde parlayan bir insanlık yıldızıdır desem, sanırım çok yerinde bir benzetme olacak. Devrim öncesi İran'ın soylu ve zengin ailelerinden birinde doğan Hidayet, aldığı üstün eğitimlerden sonra edebiyatçı olmayı tercih eder ve ailesinin tüm ayrıcalıklarından yararlanmayı reddederek yaşamını sürdürür. İran'ın entelektüel çevrelerinde Şah Rıza'ya karşı görüşleri, etrafında insanların toplanmasına yol açar, bunun altındaki tehlikeyi fark eden Hidayet, Paris'e taşınır. Zaten oldukça hassas bir yapıya sahip olan Hidayet, ülkesinin içinde bulunduğu karanlığın yanı sıra kendi varoluş krizlerine de sık sık yenilerek bunalımlar yaşar. Tıpkı Stefan Zweig gibi o da 2. Dünya Savaşı'nın sonuçlarından etkilenip, intihar ederek yaşamına son verir. Eserlerinde belirgin bir Ömer Hayyam etkisi mevcuttur ve bu kitabı hala ülkesi İran'da yasaklı kitaplardandır.
Sanırım buraya kadar anlattıklarımdan Sadık Hidayet 'in çağının aykırı ve hassas ruhlarından biri olduğu anlaşılmıştır. Bu da okuması yorucu olan bu eserini daha iyi anlamamızı sağlayacaktır. Kitabı gün içinde okudum okumasına ancak okurken zihnimden terler boşaldı diyebilirim. Romanda yaşananların gerçeklik mi, hayal mi olduğunu kestirememek, belirli bir zaman akışının olmaması, birden fazla karakter taşıyor olmasına karşın hiçbirinin adı bile olmaması eseri "zor" yapan faktörler. Ancak sabırla okumaya devam edince finalde her şeyin yerine oturduğunu görüyorsunuz.
Eserleri "zorsa, iyidir" mantığıyla değerlendirmeyi doğru bulmuyorum. Ben eserleri, bende yarattıkları etkileriyle ve bıraktıkları hazla değerlendirmeyi seviyorum. Eserdeki bulantıyı, karanlık atmosferini, bitmek bilmeyen gelgitlerini, toplumsal normlara indirilen balyoz darbelerini, Sadık Hidayet'in hayat öyküsüyle birleştirince inanılmaz etkilendim. Roman içindeki her unsuruyla, karakterleriyle, nesneleriyle baştan aşağıya sürrealist bir anlatım dilinin sonucu. Baştan aşağıya sembolizm içeren bir kitap...
Kötülüğü, karanlığı sembolize eden karakter, iyiliği, saflığı sembolize eden gözler, hayatın anlamsızlığını yansıtan testi, kurtuluş yolu şarap...
Tamamen duru bir zihinle okumanızı öneriyorum, dinlenebileceğiniz bir kitap kesinlikle değil. Kendisi küçük bir kitap olabilir fakat kesinlikle sizi tıka basa edebiyata doyuracak tam bir başyapıt. Okuyunuz...
Kör BaykuşSadık Hidayet · Yapı Kredi Yayınları · 202636,6bin okunma