Ali Güler (Akademisyen) 'in Atatürk ve İslam adlı eseri, titiz araştırmalara dayanmakta, kaynakları belirtilmekte ve sağlam bir bilimsel temele oturmaktadır. Yazar, eserde keyfî ifadelerden kaçınmış, ancak Gazi Hazretleri’ne duyduğu derin sevgi, zaman zaman objektif değerlendirmelerini gölgelemiştir. Eserde, Gazi Paşa’nın İslam dinine yaptığı katkılar detaylı bir şekilde sıralanmış, fakat olumsuz durumlara hemen hemen hiç yer verilmemiştir veya eksik aktarılmıştır.
Örneğin: s.127'de Falih Rıfkı Atay "savaş ve devrim günlerinde, meseleler konuşulduğu sırada hiç içmezdi." diyor ama aynı kitabın bendeki baskısında "...hiç içmezdi veya pek az içerdi."[Çankaya, s.587, Eylül 2023, Ciltli Özel Baskı] diyor.
s. 51'de "...Atatürk'ün Kur'an-ı Kerim'i tercüme ve tefsir edebilecek derecede Arapça bilgisine sahip olduğu da görülecektir." yazmış fakat gerekçe olarak Atatürk'ün öğrenim gördüğü sırada aldığı din derslerini göstermiş.
Oysa bir tarihçinin görevi, koşullar ne olursa olsun, gerçekleri tarafsız ve eksiksiz bir biçimde ortaya koymak olmalıdır. Gerçekler, herhangi bir bağlılık ya da sevgiden bağımsız olarak aktarılmalıdır.
Ben; Gazi ve Müşir, Anafartalar Kahramanı, Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu, Başkomutan Mustafa Kemal Atatürk'ü tüm kalbimle sever, onu okur ve anlamaya çalışır, onun aziz hatırasını korumayı da kendime bir borç bilirim lâkin o da bir insandır neticede ve zaman zaman hatalar yapmıştır, hepimiz gibi. Bu, onun büyüklüğünden bir şey eksiltmez. Gerçek sevgi, kusurları kabul etmeyi de içerir; tarih bilinci ise bu gerçekleri tüm boyutlarıyla ortaya koymayı gerektirir. Bir fikri veya bir kişiyi bu denli yüceltmek tehlikelidir, karşı tez yaratır.
Yazar; Atatürk'ün Mevlevilik ve Mevlana Celaleddin-i Rumi öğretisine muhabbet beslediğini[s. 47-50] söylüyor, bundan hiç memnun olmadığımı belirtmek isterim. Mevlana hiç de öğretildiği gibi biri değildir, Moğol ajanıdır ve kendi kitabının Allah'tan vahyedildiğini söyler. "Ne olursan ol gel!" öğretisinin altında nelerin yattığını daha detaylı bir şekilde öğrenmek isterseniz sizlere bazı kaynaklar önerebilirim: Mevlana Gerçeği , Bir Başka Din: Tasavvuf
Atatürk dînî bir kimse olmasa da dindar geçinenlerden daha dindar, dinini bildiğini zanneden kişilerin birçoğundan da daha bilgili biriydi. Kendine özgü bir İslam anlayışına sahipti. Kitapta değinilen, cenaze namazının kılınmak istenmemesi meselesi[s. 153] ve Mason doktorlar tarafından öldürüldüğü iddiası[s. 129] da araştırmaya değer bir meseledir.
"Kişisel bakımdan ne hissederse hissetsin Atatürk, İslami hassasiyetlere sahip bir toplumun devlet başkanı olduğunu hiçbir zaman unutmadı. Hatta yeri geldiğinde Müslüman bir ülkenin lider olmakla övünebilmekteydi. Her fırsatta hurafelerden arınmış, gerçek İslam anlayışını Tük ulusunun gurur kaynaklarından ve sembollerinden biri olacağını dile getirmekteydi."[s. 111]
Ezanın Türkçe okutulması dışında Atatürk'ün din reformlarının hepsini doğru buluyorum. Anlamadığımız şeyi okuyarak hayatımıza uygulayamayız. Arapçayı/Kur'an'ı okuyabiliyor olmak anladığımız manasına gelmiyor. Oysa Kur'an, anlamamız için gönderilmiş olan ve sorumlu tutulacağımız yegâne kitaptır. İşte Gazi Paşa da bunu çok iyi anlamış olacak ki Kur'an'ı ve Buhari'nin hadislerini halkın anlayacağı lisanda bastırmış, bilhassa askerlere dağıtmıştır. Gazi Mustafa Kemal'in, masrafını kendi cebinden ödediği ve tamirat yaptırdığı camiler de varmış. [s. 213-215] Sonra şahsi not defterine yazdığı "Tanrı birdir ve büyüktür" yazısı...[s. 121] Bunların hepsi Atatürk'ün bir dönem Müslüman olduğunu gösteren delillerdir. Bir Müslüman olarak dileğim şudur ki: O büyük komutan, büyük devrimlerin adamı, mavi gözlü dev; bu dünyadan Müslüman olarak göçmüştür.
Gazi'ye isnat edilen 3 meseleye (1 Kasım 1922 Meclis Açılış Konuşması, Kazım Karabekir'in yazıları, Zakir Kadiri Mektup Meselesi) bu kitapta bir cevap bulamadım. Yazar, bu soruların cevaplarını Panzehir adlı kitabı salık vererek topu Sinan Meydan 'a atmış.