Arthur Schopenhauer, kaleme aldığı bu eserinde, kendi felsefi bakışıyla insan ilişkilerine ve aşkın doğasına dair düşüncelerini aktarmıştır. Yazarın kitabında yer verdiği kadınlara dair düşünceleri tartışma konusudur. Ancak bu görüşler, derin bir felsefi anlayışa mı dayanıyor yoksa yalnızca önyargılardan mı ibarettir bu bir kenarda dursun.
Schopenhauer’un genel felsefi düşüncesinden bahsetmek istiyorum, ona göre insanları etkileyen iki temel olgu vardır: tasarım ve irade. Tasarım, insanın algıladığı dünya iken, irade (istenç) insanların farkında olmadığı, fakat onlardan sonsuz isteklerde bulunan kör bir güçtür. Bu irade, insanlardan üreme, hayatta kalma ve kendini koruma gibi sonu gelmez isteklerde bulunur ve bir doyumsuzluk yaratır. İnsanlar bu doymak bilmeyen isteklerden dolayı sürekli acı çekerler. İnsanların hayatındaki pek çok olumsuz duygunun kaynağı da bu iradedir.
Aşkın kaynağı da Schopenhauer’a göre tam olarak bu güçtür, çünkü aşk dediğimiz şey aslında iradenin bizden istediği üreme dürtüsünün tezahürüdür. Aşk çoğu zaman acı vericidir çünkü amacı insanların mutluluğu değil, insan türünün devamlılığıdır. Günümüzde aşk, genellikle romantik bir duygu olarak yüceltilse de Schopenhauer bu duygunun doğanın biyolojik bir oyunu olduğunu savunur. Aşk, bireysel mutluluğa hizmet etmekten ziyade, gelecekteki nesillerin var olmasını sağlamaya yönelik bir doğa yasasıdır. Bu yüzden aşk, çoğu zaman insanlar için mutsuzlukla sonuçlanır. Schopenhauer'un bakış açısına göre insan, bilinçsizce yalnızca genetik kodlarını gelecek nesillere taşımak amacıyla aşık olur.
Schopenhauer’un aşka dair bu biyolojik ve evrimsel yaklaşımı, insanın bireysel arzularının doğa karşısında ne kadar önemsiz olduğunu vurgular. Aşk, insanın kendi mutluluğu için değil, sadece insan türünün devamı için vardır. Yazarın Aşkı biyolojik ve evrimsel bir zorunluluk olarak gören bu yaklaşımı, romantik aşk anlayışını sorgulatan bir bakış açısı da sunmaktadır
Arthur SchopenhauerAşkın Metafiziği