9/10
·216 syf.··
Beğendi
·
2017 199. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 26 Kasım 2017 14:48
Kader ilginç bir oyun oynadı bana. Bir şehirlerarası otobüsün koltuğuna yorgun bir tavşan gibi büzülüp dalmışken Bedran'ın öyküsüne; kendimi o şehirde buldum. Hani kentin simgesi olan şu horoz heykellerini yaptıkları yerde. Büroda oturup geçişlerini izlediği o otobüsün içindeydim şimdi ben. Bir an göz göze geldik sanki sanayi çarşısından geçerken. O Bendegül'ü düşünmeye dalmıştı sanki; bense onu. İçim nasıl bir öfkeyle doldu o anda. Hayatının hiçbir anında kendi isteklerine göre yaşayamadığı için; düşündüklerini düşünmekten öteye taşıyamadığı için; kim ne derse peşine düştüğü için; dahası onu bu duruma düşürenlerin bile karşısına çıkıp yakamı bırakın diyemediği için; sadece bir roman karakteri olmadığı, her gün yüzlerine baktığımız, konuştuğumuz, yanından geçip gittiğimiz belki de aynada karşılaştığımız kişi olduğu için nefret ettim ondan. Yazardan da nefret ettim bir an; içimizde uyuyan hayvanı uyandırdığı için. Gerçekleri bu kadar içimize içimize işleyen bir dil ile yüzümüze vurduğu için. Etkisinden kurtulamayacağımız, yüzüne baktığımız her insanda tekrar tekrar hatırlayacağımız düşleri zihnimize kazıdığı için. Hem bana hiç uzak olmayan yerlerde geçişi öykülerin, hem de bu kadar yabancısı olduğum yaşantılar olması beni bu kadar afallatıyor sanırım her Hasan Ali Toptaş kitabında. Ben her iğde kokusunda çocukluğuma dönerim. Hasan Ali Toptaş'ın karakterleri de öyle. Ama ne kadar da farklı çocukluklar bunlar böyle. İnsan sanıyor ki sırf iğde kokusuna aşina diye bir insan mutlu bir çocukluk geçirmiş. Gülümseyerek hatırlarmış anılarını. Oysaki yalnızca kitaplarda okuduğum hayatlar da var. Yalnızca Hasan Ali Toptaş kitaplarını okurken kitap olmaktan çıkıyor, benim görmediğim ama var olan gerçekliklere dönüşüyorlar.
Edebiyat
Sonsuzluğa NoktaHasan Ali Toptaş · Everest Yayınları · 20171,945 okunma
··
29 Gösterim
1 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Toptaş Heba'da "İnsan içindeki canavarı öldürürse çöle dönüşür," diyordu. Sanırım, sizin tabirinizle, içimizdeki hayvanı hep yaşatmak lazım ki insan olduğumuzu hep hatırlayalım. İnceleme için teşekkür ederiz Meltem Hanım. :)
Meltek
Gönderi Sahibi
Bedran da diyor kitap boyunca ara ara, 'içimdeki hayvanın kıpırdandığını hissettim' diye. Ona benzer duygular yaşıyorum sanırım. İçimizde belki daha önce farkına bile varmadığımız noktalara dokunuyor kalemi ile sevgili Toptaş. Belki hikâyenin bütününde değil etkileyen şey, bazen tek bir cümlede ya da satır aralarında oluyor o dokunuş. Kafka'nın bahsettiği başımıza inen darbe bu oluyor sanırım. Sanki insan olduğumuzu hatırlamak için hep o noktaya biri dokunsun diye bekliyormuşuz gibi. Ne kadar da tuhaf.
Edebiyatın büyüsü de bu olsa gerek zaten. :)
Meltek
Gönderi Sahibi
Kesinlikle! :)