Yılın 100. kitabı, 100. incelemesi... Sakin bir pazar sabahı kulağımda "Dön Bak Dünyaya" eşliğinde incelememi kaleme alıyorum, varoluşsal sancılar çektiğim şu dönemde, Tarık Tufan'ın varoluşsal yalnızlığa ilişkin satırları tuz biber ekiyor yüreğime. Kalkıp pencereden bakıyorum:
Güneş açmış mı?Yağmur düşmüş mü?youtu.be/zTXZh1QQowg?si=...
"Bazen düşünüyorum da hayatım boyunca söylemeyip de vazgeçtiğim şeyleri söyleseydim ne değişirdi acaba."
Öyle ya da böyle hayatta bir çok şey aynı kapıya çıkıyor, tıpkı insan gibi. Toplum insanı öyle kıskaçlar içine alıyor ki istesen de istemesen de, söylesen de söylemesen de işleyen çarkın içinde buluyorsun kendini. Değişen şeyler anlık, mutluluklar anlık, ya gülümsemeler? Onlar da anlık... Peki ne kalıyor kısa anlardan geriye?
"Her şeyden biraz kalır, diyor birileri. Çoğulluk haklılıktır.
Kavanozda biraz kahve
Kutuda biraz ekmek
İnsanda biraz acı." Turgut Uyar
"Tamamlanmamış bir cümledir insan."
Sıcak bir Akdeniz sabahı başlamıştım kitaba. Yanlış hatırlamıyorsam Silifke. Karşımda Kıbrıs. "Ulan dedim, otuz yılda bir tatile çıkan adamsın, sen şimdi bu kitabı okursan darmadağın olursun, çıktığın tatil de boşa gider." Usulca bıraktım kitabı yere. Yine o sıcaklığı aratmayan bir Karadeniz sabahı bitti eser. Tarık Tufan'ın "tamamlanmamış bir cümle," dediği gibi "tamamlanmamış bir kitap" olarak kalacaktı az daha. Ama hayat neyi öğretti biliyor musunuz? Tamamlanmamış şeyler daha çok iz bırakıyor insanda. Bundandır birçok usta yazarın kitaplarının sonunu eksik bırakmaları.
"Biraz dinlensem iyi olacağım diyordu her seferinde.
Biraz dinlendi iyi olmadı."
Kolay mı sanıyorsunuz yılların yorgunluğunu iki metre yatağa uzanarak çıkarmak? Kolay mı zihnin durup dinlenmek bilmeyen akışını susturmak? Kolay olsa Lola sustururdu, kolay olsa bilekler hiç kesilmezdi, kolay olsa yeni başlangıçlara hiç gerek kalmazdı. Hayatın sürüklediği genç bir adam ve sevdiği bir kadın, Lola. O öyle diyor ona... Hayata karşı sorular soruyor, anlamı bulmaya çalışıyor. Birçok insan gibi ailesinden yaralı. Ailesi de yaralı. En çok da annesi, Sunay Akın misali:
"Ve bilmezdim
annemin yaşantısındaki
renkliliğin yalnızca
raflarda dizili
kavonozların içindeki
reçeller olduğunu."
Hayat, hayat, hayat, hayat, hayat, hayat, hayat, hayat, hayat, hayat, hayat, hayat, hayat, hayat, hayat, hayat, hayat, hayat, hayat, hayat, hayat, hayat, hayat, hayat, hayat, hayat, hayat, hayat, hayat, hayat, hayat, hayat, hayat, hayat, hayat, hayat, hayat, hayat, hayat, hayat, hayat, hayat, hayat, hayat, hayat, hayat, hayat, hayat, hayat, hayat, hayat, hayat, hayat, hayat, hayat, hayat, hayat, hayat, hayat, hayat, hayat, hayat, hayat, hayat, hayat, hayat, ölüm, hayat, hayat, hayat, hayat, hayat, hayat, hayat, hayat, hayat, hayat, hayat, hayat, hayat, hayat, hayat, hayat, hayat, hayat, hayat, hayat, hayat, hayat, hayat, hayat, hayat, hayat, hayat, hayat, hayat, hayat, hayat, hayat, hayat, hayat, hayat, hayat, hayat, hayat, hayat, hayat, hayat, hayat, hayat, hayat, hayat, hayat, hayat, hayat, hayat, hayat, hayat, hayat, hayat, hayat, hayat, hayat, hayat, hayat, hayat, hayat, hayat, hayat, hayat, hayat, hayat.
İnsan çokça hayat ve bir de ölümdür.
6 Şubat geldi aklıma istemsizce... youtube.com/shorts/Rz47AV-M... Bir sabahın, bir ömrü, bir ölümün çokça hayatı yerle bir ettiği o gün... Hiçbir kış o kadar üşümedim ben. "Deli gibi didinip durmanın faydası yok. Ölüm var, ölüm!" İnsan kaybettikleriyle insan. İnsan kayboluşuyla insan. Kaybettik. Kaybolduk. Artık yokoluşsal sancılar çekme vakti. Bir Adam Girdi Şehre Koşarak diyordu Tarık Tufan, şimdi o adamın o şehirden çıkma vakti.