243 syf.
·10 günde·8/10
Kitaptan bahsetmeden önce Eflatun' dan bahsedeyim, bilenler bilir: İhsan Oktay Anar'ın kalpleri fetheden eseri Suskunlar'da kahramanımız Eflatun bir ıslık sesinin peşine düşüp, kaynağını bulmak amacıyla gider, gider, gider ve bir Mevlevihane'de yolculuğu son bulur. Ama okuyanlar yıllar boyunca sürüyor gibi hissetmiştir sanırım bu arayışı anlatım ve dilden ötürü.

İşte Uykuların Doğusu da öyle, bir arayış yok, bir yere varış yok, sözgelimi bir olay da yok:) küçük harfle başlayan yarım bir cümlenin taa kitabın sonunda mükemmel bir biçimde tamamlanması var, dil var, hikaye anlatma sanatı var, altı çizilecek binlerce cümle var, ustalık var, emek var, roman yazma sanatı var, masallar/gerçekler/susuşlar/sessizlikler/şehirler/efsunlar/büyüler/ hokkabazlar/deliler/çocuklar/dedeler/dayılar var ama nasıl desem ilk 200 sayfada sürükleyen, meraklandıran, okuru saran bir konu yok.

Altta yatan anlamları bulacağım, bu neyi simgeliyor şimdi diye diye okurken zaten allak bullak oldum. Küçücükken öğretilen 'yazar burada ne anlatmak istemiş?' sorusuna cevap verme zorunluluğu şartlandırmasını yaşadım biraz da galiba.

Bu tür okumayı sevenler için muazzam bir eser.