·168 syf.··Beğendi
···Okunma: 05 Aralık 2017 01:10 Hasan Ali Toptaş romanlarını ve öykülerini (ve şiirsel metinlerini) okurken hep merak ettiğim nokta; onunla sohbet etmek nasıl bir duygu acaba? Yazdığı şeylere baktığımızda çoğunlukla hayatından esintiler altında olduğunu hissediyoruz. Hiç ilgisi yoksa bile öyle güzel betimliyor, öyle güzel anlatıyor ki bütün bunlar her ayrıntısına kadar kurgu olamaz diyoruz. Ki kendisi de Bir Buluşma isimli denemesinde (Everest Yayınları-Sayfa:64) “Sonra satın aldığın birkaç kitapla birlikte, şehrin öteki ucuna dönüyorsun gene; geliyor, havada yankılanan paslı çekiç sesleriyle kırmızı dilli tamirci çıraklarının arasından geçerek, iki yanı eciş bücüş otomobillerle çevrili bir kapıdan içeri giriyorsun. O sırada, on beş yıl sonra yazacağın romandaki prefabrik büroya girdiğinin farkında değilsin tabii.” Diyor sözgelimi. Anlıyoruz ki, onun çıkış noktası gerçek hayat. Ama bu demek değil ki, yazdığı her şeyi yaşamış ya da görmüş. Hindistan’a Gitmek isimli denemesinde de (sayfa: 128) “Uykuların Doğusu’na başlarken kafamda sadece ‘İnsan gördüğü şeylerin toplamı kadar uyanık, görmediği şeylerin sonsuzluğu kadar uykudadır’ düşüncesi vardı. Bu düşüncenin yanında da roman yazma arzusu vardı elbette. Ne var ki, her zamanki gibi ben yazacağım romanda neleri nasıl anlatacağımı bilmiyordum. Pusulam yoktu açıkçası, haritam yoktu, planlarım, karakterlerim ve hikâyelerim yoktu.” Diye başlıyor ve devamında da her kitabın kendi kendini yazdırdığını anlatıyor. Bir karakter çıkmışsa ortaya, iyi ve ya kötü demeden ona bırakıyor kalemi. O kendi hayatını yazıyor aslında. Eleştirildiği konular oluyor, kimin olmaz ki? Zaten her okuduğunu olduğu gibi kabullenecek okurlar isteseydi, insanlara değil bitkilere yazardı sözgelimi. Zaten kendisi de Ayakta Yazmak isimli denemesinde (Sayfa: 157) “Diyebilirim ki, edebiyat her türlü iktidarın uzağında, bir bakıma, eşim dostum ne der, arkadaşlarım ne düşünür, eleştirmenler nasıl bakar, editörler sever mi, yayıncılar olumlu yaklaşır mı, yasalara uygun mu, ahlâka aykırı mı gibi kaygıların ötesinde bir yerde yapılan çok özel bir uğraştır ve yazar bu yüzden hep ayakta yazar.” Derken bu duruma yanıt veriyor gibi.
Uzun lafın kısası, Hasan Ali Toptaş’ın iç dünyasını merak ediyorsanız bunu romanlarında, öykülerinde (yani yarattığı karakterlerde) değil de denemelerinde arayın derim ben. Ben çok şey kazandım bu denemeler ile. Bir kalem ve kâğıt bulundu sürekli elimin altında, geçen tüm kitap ve yazar isimlerini not aldım. Kendisi de bir eser okurken oradan oraya geçecek notlar bırakırmış kendine. Onu örnek aldım galiba biraz.