Gönderi

Böyle Güzel Yazarlara İhtiyacımız var
10/10
·82 syf.··
2024 18. kitabı
·
14 saatte okudu
·
Okunma: 19 Ekim 2024 02:32
“Elimi Tut, elime tutun, elimden tut, elimde tutkun” Diyerek başlamıştı bu güzel esere ve aynı güzellikle de son bulmaktadır. Aslı Biçen’in okuduğum ikinci kitabı ve iki kitap da beni çok etkiledi. Metis Yayınevi çok kalite yazarlarla bizleri tanıştırıyor (Konuya nereden başlayacağımı bilemedim). Şahsen Türk Edebiyatını geleceğe taşıyacak çok değerli yazarları Metis Yayınevi’yle tanışma fırsatı buluyorum. Ayhan Geçgin Sema Kaygusuz Aslı Biçen Ayşegül Devecioğlu Birhan Keskin ve aklıma gelmeyen diğer yazarlar ve şairler. Umarım gelecek nesillere de bu değerli eserleriniz aktarılır ve değeriniz bilinir. Eser, bireyin iç dünyasıyla yüzleşmesini ve hayatla kurduğu kırılgan ilişkileri ele alır. Bir çok sayfasında kendimle de karşılaştım. Bazı sayfaları iki kere okumak istedim. Beni ittiği derinliğin daha da derinliğini hissetmek istedim. Bazen bir sayfanın içinde belki saatlerce kayboldum. Böyle yoğun edebiyat ve betimlemelerin olması beni daha heyecanlandırıyor. Dilin üslubu ve akıcılığı, ancak kitabın akıcılığı demek doğru değil ama buradan kitabın kötü olduğu anlamına gelmesin. Yazının, olayların, betimlemelerin ve bellek temaların akıcılığı. Kitapta cinselliğini yitirmiş bir adam ve deliliğe sürüklenen bir kadının imkansız ilişkisi üzerinden anlatan güçlü bir şiirsel metin diyebilirim. Aslı Biçen , sade ama yoğun bir dil kullanarak insan ruhundaki karmaşıklığı derinlemesine işler. Ana karakterin hayat yolculuğu, okuru duygusal bir sorgulamaya sürüklüyor. Belki de bu noktalarda çok etkilendiğim için sayfalar arasında kala kaldım, çıkmak istemedim. Sanki benim olmam gereken yerlermiş. Eserdeki içsel monologlar ve karakterlerin aralarındaki ilişkiler, insanın kendi varlığıyla olan bağını sorgulayan bir anlatı sunmaktadır. Sevgili Aslı Biçen ve senin gibi güzel yazarlar. İyi ki varsınız… Kitapta anlatılan bir masalı burada paylaşmak isterim: Evvel zaman içinde kalbur saman içinde birbirlerini çok seven ve çok uzun zamandır seven bir adamla bir kadın varmış. Diğer bütün aşk hikâyelerinin bittiği yerde yani nice zorluklardan son- ra kavuşma safhasında başlamış sevgililikleri. Birlikte hep yaşamak istedikleri bir yere yerleşmişler. Denize çok yüksekten bakan kayalık bir arazinin üzerine yapmışlar evlerini. Evin her taşını yerine yerleştirirken hoş bir şeyler anlatırlarmış birbirlerine; sonunda ev bitmiş, örülecek duvar kalmamış ama onların birbirlerine anlatacakları hoş şeyler bitmemiş. Bunun üzerine arkadaki taşlık arazinin taşlarını ayıklayıp bir bahçe yapmaya girişmişler. Topraktan çıkarıp arazinin kıyısına yığdıkları her taşta hoş bir şeyler anlatmışlar birbirlerine. Bahçenin temizlenmesi bitmiş ama onların birbirlerine anlatacakları bitmemiş. Bahçeye çiçek soğanları, sebze fideleri, ağaç fidanları, tohumlar ekmişler ve toprağa kondurdukları her hayatta birbirlerine hoş bir şeyler anlatmışlar. Ağaçlar tutmuş, çiçekler açmış, sebzeler olgunlaşmış. Olgunlaşanları toplamışlar, mevsim dönmüş, kuruyanları çıkartmışlar, bahçeyi kazıp kışa hazırlamışlar, tohumları toplayıp bahara saklamışlar, ağaçları budamışlar, toprağı beslemişler, kışlık sebzeler çıkmış, onlar da geçmiş ki bahar gelmiş. Bahçenin sonsuz olduğunu görmüşler. Bir bahçeleri olduğu müddetçe birbirlerine sayısız hoş şey anlatabileceklerini anlamışlar. Kışları coşan denizin kayalara vurduğu her dalga- da, sessiz bir ses çıkaran her yağmurda, pencerelere yüklenen her rüzgârda hep yarenlik etmişler. Bilmeleri gereken şeyler hiç bitmiyormuş çünkü. Yüksek kayaların üzerine kurulmuş evleri- nin terasından denizi seyrederken birbirlerinin elini tutup eski- leri anlatırlarmış. Anılar silik ufkun mavi belirsizliğine doğru uzandıkça derin bir sıcak gömülürmüş içlerine Ama bir gün gelmiş ve iç içe geçmiş bu iki hayattan biri sona ermiş. Adamın terastaki iskemlesini boş bıraktığı ilk gün kadın kayaların üzerinden kendini aşağı bırakmış. Ayakları kayalardan kurtulduğu anda, deniz hızla yaklaşırken bu yaptığının aslında sadece içi boş bir simgeden ibaret olduğunu kavramış. Kayaların tam ortasındaki havuza gömülmeden bir an önce, hayatını fiziksel olarak sona erdirmesinin sadece acısını sona erdirmek olacağını çünkü hayatının zaten son bulduğunu fark etmiş. Sağ salim suyun üzerine çıktığında yeniden dik kayalara tırmanmış. Ölü olduğu halde hâlâ yaşadığı için çok kızgınmış kendisine. Sonra bir âdet edinmiş ve yaz kış her gün, denize bakma saatinde kendini kayalardan aşağı bırakmaya başlamış. Bedenini ölüme kavuşturamıyormuş ne yapsa. Hayatına tam bir sessizlik hâkimmiş. Bakımsız bahçede dolaşıp artık büyümüş olan ağaçların gövdelerine dokunuyormuş ara sıra. Bütün o hoş şeyleri anlatacağı kimse yokmuş artık. Susmak yıkım demek olduğu için evin taşlarını bir bir sökmekle başlamış işe. Hepsini uçurumdan aşağı atıyormuş. Her gün kendini denize attığında, ha- vuzcuğun tabanının biraz daha yükseldiğini fark ediyormuş. Ama taban ne kadar yükselirse yükselsin çarpmaktan kıl payı kurtuluyormuş. Ev yok olduğu halde durumda bir değişiklik olmayınca bahçenin verdiği sonsuzluğu hatırlamış ve bütün bahçeyi yerle bir etmiş. Ne bir çiçek, ne bir ağaç bırakmış. Söktüğü son ağacı kayalardan attıktan sonra tam kendisi de atlayacakmış ki oracıkta yığılıp kalmış. Arkasında bütün arazi ilk buldukları zamanki gibiymiş, ne evden ne de bahçeden eser bile yokmuş. Zamanın ve aşkın bittiği yerde
Elime TutunAslı Biçen · Metis Yayıncılık · 202056 okunma
·
307 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.