1.SEZON 7.BÖLÜM’’Anadolu İrfanı’’ Kavramının İçini Boşaltan Roman Karakteri :
Şahinde Hanım
İrfan, genel itibariyle akıl/mantık yoluyla gelen bilgiden daha üst konumda olan bir kavramdır, yer edindiği bu yüce konumundan dolayı da üstün bir değer taşıdığı kitleler tarafından genel-geçer kabul gören hikmetli bir bilgi çeşididir. Çok sade ve kısaca ifade edersek; Bilge Bir Bilgi’dir.
Anadolu İrfanı ise bizim insanımızın ilk medeniyet oluşturduğu en eski dönemlerden bu yana gelip Anadolu’ya yerleşen ve orada perçinlenerek devam eden birbirini tamamlayan/birbiriyle bağıntılı olgun, hikmetli, ahlâksal davranışlar silsilesinin ve olgunlaşmış fikir dünyasının bütünlük içinde açıklandığı kutsal yüce bir kavramdır.
Kuyucaklı Yusuf romanındaki Şahinde Hanım roman karakteri de gelmiş, Anadolu İrfanı olarak tabir edilen o yüce, hikmetli kavramın fabrika ayarlarıyla oynamış, içini tamamen boşaltıp yozlaştırmış, bozmuştur.
Şahinde Hanım ile ilgili satırlarla romanda karşılaştığınızda biraz mide ağrısı yapabilir. Cehaleti ve yozlaşmış geleneklere körü körüne bağlı haliyle biraz ahlar, vahlar çektiren tavırlara sahip bir roman karakteridir. Anadolu İrfanı gibi böylesi yüce, hikmetli ve güzel bir kavramın içini tamamen boşaltmış, yozlaştırmış ve eserin sonundaki tavırlarıyla onu kirletmiş gibi durmaktadır.
Sabahattin Ali’nin Anadolu Coğrafyası’na ve Anadolu İnsanı’na ne kadar hakim olduğunu, hem iyi insan profiline hem de yozlaşmış öz değerlerini yitirmiş kötücül insan profiline ne kadar hakim olduğunu, tüm bu insan profillerini ne kadar başarılı analiz ettiğini bütün roman karakteri analizlerinden kolaylıkla anlayabiliriz.
Şahinde Hanım, kafasında kırk tilki dolaştırıp kırkının da kuyruğunu birbirine değdirmeyen sinsi tiplerdendir. Sürekli bir kafasında kurnazlık silsilesiyle yaşayan, sürekli içten pazarlıklı bir hali vardır. Hayatında kitap yüzü görmemiş görse de yüzünü çevirip bir kere bile bakmamış (b)ilgisiz, kafasının içi bomboş biridir. Cahillerin genel karakteristik özelliği elbette onda da mevcuttur; cahilliğiyle oldukça mutludur. Cahilliğiyle mutlu kesimler, sadece kendileri için değil tüm millet, ülke ve hatta dünya için en tehlikeli türlerdendir. Bu, ayrı bir inceleme konusudur. Bu son cümlemi, Jean-Paul Sartre üzerinden biraz tırmalamak isterdim ancak incelememi bölmeyip devam ediyorum.
Zavallı Kaymakam Bey, bu cahili kazanmak hatta mümkünse bir parçacık yontabilmek adına ona kitaplar alır. Kitap seçerken onun anlayacağı tarzda (__kafasının bastığı oranda) kitaplar almaya özen gösterir.
Hayat hakkında bir fikriyatı oluşsun, ot gibi olduğu yerde bitmesin ister. Ancak bu cahil mahlȗk, bunu bile anlayacak halde değildir. Okumak, yeni bir bilgiye sahip olmak veya yeni bir fikir edinmek ona göre bir şey asla değildir. Bırakın yeni bir bilgi ve fikir edinmeyi, mânâsız konuştuğu zaman Kaymakam Bey kendisini düzeltmek istediğinde bile bir anda çirkefleşip kızılca kıyamet koparır. Kaba tabirle; yontulmak istemeyen bir bir odundur - en ilkel en doğal haliyle kalmak isteyen türden inatçı bir odun - . Cahil kafasıyla edindiği kendisi gibi cahil arkadaş kitlesiyle de (kendince edindiği sosyal statüsünden) ahenkli bir uyum içindedir.
Alfred Adler’in Bireysel Psikoloji kuramında açıkladığı gibi; Aşağılık Kompleksi – dolayısıyla bağlantılı olarak ardından gelen Üstünlük Kompleksi - karşıt cinslerin arasındaki ilişkiler, çocukluk dönemi, sosyal duygu, insan karakterleri, mizacı, rüyalar, hayaller, cinsiyet farklılıklarının bireye neler yüklediği..vs bir çok konuya ışık tutmaktadır. Muhtemelen Şahinde Hanım, çocukluk döneminde şiddetli bir aşağılık duygusu yaşamış, belki de kayıtsız pasif bir annenin ocağında büyütülmüş ve dar hacimli kafasıyla, belki de kıt imkânıyla hayat hakkında kıt kanaat edindiği yarı-doğru/yanlış/eksik bilgileriyle bu Aşağılık Kompleksi’ni Kör Cehaletiyle Harmanlanmış Üstünlük Kompleksi ile baskılamaya çalışırken bir yerde sistem System Default Error hatası vermiştir. Cehalet, nasıl bir şeydir ki Üstünlük Kompleksi’ni bile allak bullak etmiştir. Kör cahillik, tam bir kanser gibi metastaz yapıyor her kavrama, her şeye. Tam bir illet! . . . Uzak durun böylelerinden...
Kaymakam Bey ile olan evliliği ise adeta bir ömür törpüsüdür. Özellikle evlenmek isteyen bekâr erkekler, bu roman karakterini okuduktan sonra evlilik konusunda ayakları geri geri gitmeye başlayacaktır :)
Şahinde Hanım, bir eş – yani hayat arkadaşı - olmaktan ziyade sanki kocası Kaymakam Bey’i zamana yayarak acıta acıta tüketerek yavaş yavaş öldürmeye didinir gibidir.
SATIR ARASI NOT (!) : Bu arada ille de ben evleneceğim diyen bekâr erkekler; incelemenin bundan sonraki kısımlarını bir zahmet okumayı bırakıp ayrılsın. Ben kendilerine mani olmayım :)
Filozof Karakterli Kaymakam’ın Evlilik Betimlemesi:‘’Hakikaten, gece saat on ikiye kadar tavla ve çene attıktan sonra ciddi bir tavır alarak eve gelen ve yatakta beyaz, tombul bir vücut arayan birçok kocalar için bu çeşit karılar birebirdi. Fakat Salâhattin Bey gibi aklınca "bir aile yuvası kurmak!" isteyenler, işlerin bu şekli alıverdiğini, çok gafillik ettiklerini görünce büyük bir hayal inkisarına uğruyorlardı. Salâhattin Bey neler yapmamıştı! Eline geçirebildiği ve Şahinde'nin anlayacağını tahmin ettiği kitapları getirir, onun fikrini yükseltmek isterdi. Fakat bunun ilk tezahürleri karısının manasız ve lüzumsuz yerlerde lügat kullanması olurdu. Salâhattin Bey bunları düzeltmek istedi mi, karısının "gururu" yaralanır ve derhal kızılca kıyamet kopardı. Salâhattin Bey kızın yaşı küçük olduğunu, gözlerini dünyaya kendi evinde açtığını düşünerek onu yola getireceğini, kendisine bir arkadaş yapabileceğini zarmetti durdu. Ona evlat ve kardeş muamelesi yapacak oldu ve çirkin bir alayla karşılandı; efendi ve hâkim muamelesi yapacak oldu, ya isyan, yahut da, daha ileri gidecek olursa, bayılma nöbetleri ile karşılaştı; en nihayet ona tam bir müsavat vermek isteyince de bir sürü yersiz taleplere, saçma hareketlere ve sonradan görme arzulara tahammül mecburiyetinde kaldı. Bereket versin, Anadolu'nun bu yalnız kendisine mahsus dertleri yanında bunların gene yalnız kendisine mahsus çareleri vardır. Bunlardan en birincisi "rakı"dır. Burada felaketzede memur içer; müflis tüccar içer; fena mahsul çıkaran eşraf içer, senelerden beri aynı köşede bırakıldığı için içerleyen zabit içer ve nihayet karısı ile geçinemeyen kaymakam içer...’’
s. 16-17
Kaymakam Bey’in Yorgunluğu başlığı altında bu konuyu incelemiştik. Kaymakam’ın yorgunluğuna en çok sebep olan kişi, eşi Şahinde Hanım’dır.
Kaymakam, gençliğini hızlı yaşamış, aksiyon dolu hayatı olan bir devlet görevlisidir; zaman içerisinde yaş aldıkça koşuşturmacadan artık yorulmaya başlamıştır, yorulduğunu anlayınca da evlenmeye karar vermiştir tıpkı birçok erkeğin yaptığı gibi. Hazır kuyruğunu yakalamışken tam da buradan Oscar Wilde’a , bir selam çakmadan geçip gitmem bir yere:
”Hiç evlenme, Dorian. Erkek, yorgun düştüğü için evlenir, kadın merak duyduğu için. İkisi de hayal kırıklığına uğrarlar.”
Oscar Wilde, sanki Kaymakam’ı ve eşi Şahinde Hanım’ı tasvir etmiş gibidir. Aslına bakarsınız yine Oscar Wilde’ın dediği gibi Şahinde Hanım’a da onun perspektifinden bakmaya çalışırsak; Evet, iki taraf da hayal kırıklığına uğramıştır. Oscar Wilde, yine anıtsal bir cümle ile nokta atışı tespit yapmış.
Ancak burada talih bu konuda taraflar arasında doğru bir eşleştirme yapmamış; eğitimli, görgülü, gerçek bir beyefendinin karşısına onun tam zıttı karakterde kör cahil, istek ve arzularını asla dizginleyemeyen, arsız, çirkef ve daha da fenası herkesin içinde sinir krizlerine tutulan nörolojik yönden hasarlı psikiyatrik bir vaka koymuştur ve daha da kötüsü Kaymakam’ın bu saatten sonra buradan dönebileceği bir nokta da yoktur. Gemisinin dümeni kilitlenmiş, talihin ona son bir manevra şansı verecek bir kredibilitesi de kalmamıştır. Dönülmez akşamın ufkundaki Kaymakam Bey’in tek bir tesellisi vardır elbet; o da milli anestezik yöntemimiz olan Rakı dır. Anadolu’da hiçbir yerden kotarılamayacak vaziyette bulunan böylesi dertleri uyuşturmanın/uyutmanın ilacı; akşamdan akşama iki duble atmaktır. Kaymakam da her gece bu illeti içip kendini ve dertlerini geçici süreliğine de olsa böyle unuturur kendine.
İçki içmek, hiç durmadan kanayan yaralarının geçici bir uyuşma/durulma halidir, sadece içki de yetmez; lakin etkisi geçtiğinde tekrar ayyuka çıkar aynı dert; koskoca dert kaybolacak değildir ya… Bu sefer de Kaymakam Bey, doğaya kaçar lakin evin içi duralacak gibi değildir. Çünkü uslanmaz çirkef karısına geçirebileceği herhangi bir çift sözü yoktur şayet sözü olsa da bunu söyleyecek bir takati de yoktur. Eşraf davetlerine asla itibar etmeyen bu omurgalı dürüst devlet adamının sadece hukuk mezunu birkaç avukat ve bazen de ceza reisi ile sessiz sessiz içmekten başka bir keyfi veyahut kafasını dağıtabileceği başka bir eğlencesi de yoktur.
* * *
Hedonizm basit bir ifadeyle; Felsefede, hazcılık veya hedonizm, hazzın mutlak anlamda iyi olduğunu, insan eylemlerinin nihai anlamda haz sağlayacak bir biçimde planlanması gerektiğini, sürekli haz verene yönelmenin en uygun davranış biçimi olduğunu savunan felsefi görüştür. Şahinde Hanım da bencil, zevk düşkünü/bağımlısı (hedonist) bir kadındır. Gününü gün etmenin derdindedir. Şahinde'nin tek amacı, kendi konforunu sağlamaktır kendisi hariç çevresindeki diğer kişiler ile ilgili bu yönde de bir temennisi yoktur. Eviyle, kocası ve çocuğuyla ilgilenmez. Zamanında kendi anne babası nasıl ki kendisini - Sabahattin Ali ‘nin deyişiyle - nasıl ki işportaya konan bir elma gibi onu süsleyip temizlemişler, parlatmışlar, sonra yağlı bir müşteriye okutmuşsalar bu gelenekten gelen Şahinde Hanım da aynı şekilde kendi kızı Muazzez’i yağlı bir müşteriye okutmak için parlatıp tezgaha koyma hevesindedir.
Hem kocası Selahattin Bey’in ölümü hem de Yusuf’un evini barkını geçindirme derdiyle kasabanın dışında günlerce at koşturup tahsildarlık yapmasını fırsat bilen - meydanı boş bulan - Şahinde Hanım, sinsi planlara girişir. Kızına zengin bir koca bulma hayaliyle ahlâki kaygıları bir yana bırakır, rahat yaşamak uğruna kızını kasabanın zenginine peşkeş çeker, kendiyle birlikte kızını zengin eşrafın bürokratın içki sofralarına meze eder. Bu, nasıl bir beladır ki cahilliğiyle, ahlâksızlığıyla, sinsiliğiyle hem kendi başını hem herkesin başını yakmıştır.
Kocası Kaymakam Selahattin Bey’in, tertemiz kalpli saf kızı Muazzez’in ve kurşunlanan evdeki birçok kişinin de bir nevi ölümüne neden olan kişidir, işte bu cahilliğiyle mutlu olan kadındır. Cahil kişinin zararı, sadece kendine olmuyor maalesef.
Belki kocasının ani ölümü ve ardından gelen fakirlik belini bükmüş, kendi ve kızı ile ilgili gelecek kaygılarına kapılmış olabilir. Lakin kocasının ölümünden sona tüm roman karakterlerini yoğun bir panik ve kaygı hali aldığını görüyoruz. Yusuf’un da bir baltaya sap olamamış hali de Şahinde’ye kısmen haklılık payı verdirtiyor. Belki de Yusuf’un eli para tutan düzgün bir işi olsaydı elin heriflerine dalkavukluk edip onları eğlendirmeye mecbur da kalmazdı ama insanın da bir insanlık onuru olmalı. Bu dar ve cahil kafasıyla hatalı da olsa ancak bu kadar aksiyon alabilmiş . . . Şahinde Hanım, belki de cahilliğini kabul edip kendini gerçekten geliştirmeye çalışsaydı iyi bir insan, topluma faydalı iyi birey olma çabasına girseydi o kadar saygı duyacaktım ki kendisine.
Ama yok . . .
Benden bu cahil Şahinde hakkında çok cılız bir empati çıkıyor. Kendini geliştirmeye kapalı cahil - cahilliğiyle mutlu - ve absürt tavırlarının sonuçlarına saygı duymak oldukça zor.
Peki ya romandaki kötü adamlar: Zengin eşraf Hilmi Bey, Ethem Bey, Şakir, yeni atanan Kaymakam ve suçu örtbas etmeye çalışan kolluk çavuşu . . .
Onlar mı?
Onlar hep var ve hep var olacaklar . . .
1.Sezon 8.Bölümden devam edebilirsiniz 👉🏻 #255563829