Gönderi

Yazıyorum, Yazacağım, Yazayazdım...
6/10
·176 syf.··
2024 100. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 29 Ekim 2024 01:12
İşte şimdi başlıyorum incelememe, başlayacağım şimdi, hazırlandım, bir şeyler düşündüm, planladım, kitabın şurasını şöyle, burasını böyle anlatırım diyerek kafamda tasarladım, işte şimdi kafamda bir bütün oluştu incelemeye dair. Evet, şimdi başlayacağım işte, inceleme yapacağımı biliyorum ama onun üzerine düşündüğüm için bir türlü başlayamıyorum, aslında tam şu anda istesem başlayabilirim. Doğru zaman mı, ben doğru kelimeleri mi kullanacağım, bilmiyorum, ama incelemem üzerinde çok düşündüm ve onu tam olarak kafamda olduğu gibi aktarmak istiyorum. Düşüncelerim kelimelerin katılığında yavanlaşmasın, banalleşmesin istiyorum. İşte evet, evet... Başlayacağım, şu anda başlamak için ortamım hazır, oturdum ve başlamak için doğru anı kolluyorum. Başlayacağım işte, daha iyi başlamak için bir süre ileri geri yürümeliyim, biraz yürüyeyim de zihnim daha verimli ürünler versin. Daha iyisi olabilir her an. Başladığım an ya geç ya da erken olabilir. Öyle bir başlamalıyım ki en doğru başlangıç olmalı o. Yazacağım incelememi, işte başlıyorum. Durun durun! (Kızmayın, kızmayın, kitaptaki ana karakter Konrad kitap boyunca bu düşüncelerle boğuşuyor. Onu okumak beni öyle çıldırttı ki hıncımı taklit etmekle çıkarabilirdim ancak. Şimdi de benim Konrad'a haykırmak istediklerime geçelim.) — Çıldırtıcı düşünceler... Başlayamıyorsun işte, anlasana! Doğru an hangisi? Nasıl karar vereceksin? Düşüncelerinin kelimelere döküldüğünde daha sönük hale gelmemesi mümkün mü Allah aşkına? Hem ortaya en fazla ne çıkarabilirsin? Dünyayı mı fethedeceğini sanıyorsun? Kim fethedebilmiş, kim mükemmel işler başarmış? Bırakalım bir kenara! Bugüne kadar kim ne yaptıysa, ne derece başarılı olduysa hepsi geçip gitmiş, hatırlansa da yalan yanlış hatırlanıyor (#255845073). Zaman her olmuşun üzerine yeninin cilasını çekmedi mi? Eski ne kadar kaldı ya da ne kadar kalacak sanıyorsun? Hayat inatla, hınçla devam ediyor. Foşur foşur akan bir nehrin akıntısına direnen çalı çırpı olmak neden? GENEL ANLAMDA KİTAP Çok zor akan bir romandı, on sayfa okuyup kırk sayfa okumuş gibi yorulmuş hissettirdi bana. Aslında kısacık olan bir meseleyi bu kadar eveleyip geveleyen, bu kadar dallanıp budaklandıran başka yazar sanırım bilmiyorum. Ama sanırım en çok bu romanda bunu yapmış. Tıpkı Beton kitabındaki gibi, yine bir adamın işitmeyle ilgili bir incelemeyi yaz(ama)ma sürecinde çektiği sancıları aktaran bir romandı. Bu arada kitabın konusu bana The Shining filmini hatırlattı. Oradaki deliliğe benzer bir delilik söz konusu. Engelli karısıyla beraber yaşayan Konrad, bir gün yazacağı inceleme için Kireç Ocağı'na taşınma kararı alır ve bu ortamı öyle bir kurmak ister ki yazacağı inceleme için en uygun ortam olsun. Kireç Ocağı bir metafor olarak düşünülebilir. İnziva yeri, toplumdan arınma mekanı, Konrad'ın düşünceleriyle, zihniyle başbaşa kaldığı ve inceleme yazmaya niyetlendiği bir mekan. Kafasında bütünleşmiş bir şey var ve bunu bu mekânda kağıda dökmeyi arzuluyor. Kireç Ocağı aslında bizim hayatın zor koşullarına karşı bulduğumuz bahanenin ta kendisidir. "Şöyle bir ortam olsa, şöyle koşullar olsa kesinlikle yapardım." diyerek bize bir eylemi yapmaktan cayma imkânı sunan o yerdir. Fakat kabul etmek istemeyiz ki mükemmeli oluşturmak hem mümkün değildir hem de mümkün olsa bile bizim aradığımız şey o değildir. Çünkü eyleme geçmek çatışmayla olur, biz bir işi o işin önündeki engellere rağmen yaparız. Bizi motive eden şeyler sadece mutlu değil, mutsuz eden şeylerdir aynı zamanda. Mükemmel bir koşul, bize o koşul içerisinde o eylemi layıkıyla yapamayacağımız zannını verir. Bizi yetersizlik kaygısına düşürür. Aynı şekilde en berbat koşullar da bu kaygıya düşürür elbette. Çünkü kaygı iki aşırı uçta doğal olarak artma eğilimi gösterir. Ve aynı şekilde, kaygının da iki aşırı ucu bizi olumsuz etkiler. Düşük kaygı da yüksek kaygı da... İşte bu kitapta hayli yüksek bir kaygının eyleme geçememeyi doğurduğunu görüyoruz. İnceleme yazma konusundaki kaygısı, Konrad'ı sürekli başka şeyler düşünmeye, inceleme dışında saçma sapan şeyler de olsa yineleyici biçimde düşünmeye sürüklüyor. Böylece inceleme yazmaktan kaçma imkânı buluyor. Fakat sonunda psikolojik olarak bir çöküş yaşıyor. Karısını öldürüyor (spoiler değil, kitabın başında bahsediliyor zaten). Aslında Konrad da Kireç Ocağı'nda, o en uygun yazma ortamında karısının engellerini bahane ediyordu. Karısının onun bir türlü inceleme yazamadığını, oraya boşuna taşındıklarını söylemesi gibi etkenler de Konrad'ın bahanesiydi. Halbuki incelemeyi yazabileceği en uygun ortamdaydı. Ama Konrad'ın zihni de tıpkı Beton'daki Rudolf'un ablasına takılan zihni gibi karısına takılmış ve o olsun ya da olmasın incelemeyi yazabilecek halde değil. Çünkü onu yiyip bitiren şey takıldığı kişi değil, incelemesini yazmaktan kaçma arzusu. Dediğim gibi, çok basit bir mesele çok evelenip gevelenerek anlatılmış. Bernhard'ın kalemi genel olarak böyle bence. Hep saplantılı, obsesif bir bireyin düşüncelerini akıtıyor bize. O saplantıyı sonuna kadar hissettiriyor. Bir kelimenin ne kadar sıkça art arda kullanıldığından tutun da bir eylemin bir türlü yapılamaması, zihnin belli düşüncelerde ısrarlı kalışı, hatta en basitinden kitabın hiçbir bölüm ayrımı olmadan yazılması, yazılanların arasında hiçbir boşluk olmaması, cümlelerin art arda sıkışık sıkışık, nefes aldırmadan sıralanışı ve kitap sayfalarından âdeta patlayacak kadar kalabalık olması bile bize bu bunalımı sonuna kadar yaşatıyor. Yani kitaptaki karakterden sıkılıp bunaldıysanız, rahatsız olduysanız bu Bernhard'ın saplantılı ve takıntılı bir karakter yazma konusundaki başarısıdır aslında. Dikkatimi çeken başka bir şey de, kitabın hep Konrad'ın birilerine bir şey demesi üzerinden anlatılması oldu. Konrad hep Wieser'e, Fro'ya, ya da yapı denetçisine bir şeyler söyleyip duruyor ve tüm roman boyunca biz onu dinliyoruz, onun deli düşünceleriyle boğuşuyoruz. Bu aktarım biçimi bana tuhaf ve saçma göründü açıkçası, bilinç akışı tekniği kullanılsa daha çok etkilenebilirdim belki. Kitabı sevdiğimi söyleyemem ama sevmedim de değil. Beton kitabına göre bence çok daha sığ kalmış bir Bernhard kitabı. Ancak yazarın tarzını sevenler okuyabilir elbet.
Dünya Edebiyatı
Kireç OcağıThomas Bernhard · Yapı Kredi Yayınları · 2025408 okunma
·
274 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.