Emile Zola'nın toplumsal sorunları eleştirel bir şekilde anlattığı kitap serisinden biri olan Apartman; taşradan kente gelmiş bir adamın apartmanda yaşadığı hayatı gözler önüne seriyor. Bu eserde kentsoylu denilen sınıfın ahlaki yozlaşmasını okuyoruz.
Taşradan bakıldığında şehir görkemli görünür. Eğitimli, kendini geliştirmiş ve erdemli insanların yaşadığı bir yerdir şehir. Taşradakilere göre daha önemli işlerle uğraşırlar.
Kentten bakılınca ise taşra; geri kalmışlığın, eğitimsizliğin ve cahilliğin hüküm sürdüğü bir yer olarak görülür. Çiftçilik ya da hayvancılıkla uğraşan insanların sadece yaşamlarını sürdürmek için çabaladıkları; okumayan, araştırmayan, düşünmeyen bir toplumun olduğu yaşam alanı. Kulaktan dolma bilgilerle hareket eden, dini ve ahlaki kuralların yoğun ve katı olduğu ve çok önemsendiği bir yerdir.
En azından eski zamanlarda böyleymiş. Bunların hepsi çok eski zamanlarda kaldı...
Artık ulaşımın kolaylaştığı ve iletişimin geliştiği bir çağdayız. İsteyen herkes şehirden köye ya da köyden şehre göç edebiliyor ve her iki yer hakkında kolayca bilgi edinebiliyor. İşte bu sayede ne şehrin ne de taşranın söylendiği gibi, bilindiği gibi olmadığı görülmüş ve anlamış olundu. Ulaşımın ve iletişimin gelişmesinin etkilerinden biri de; ahlak yozlaşması ya da ahlaksızlık konusunda kent ve taşra arasında artık fark kalmaması. Kentte ne varsa aynısı, hatta bazen daha fazlası taşrada da var. Toplumun her yerde bu ölçüde ahlaki yozlaşmasının devamında toplumun topyekün çürümesi ve çökmesi gelir.
Zaten çok yakınımızdan da çok kötü kokular geliyor...