5.BÖLÜMÖZEL ROMAN KARAKTERİ İNCELEMESİŞeytanın Ta Kendisi: Büyük Efendi Ebrehe
Büyük Efendi Ebrehe, köse, kara giysili, çatlak sesli, yarasa kılıklı, saydam tenli ve uğursuz olarak tanımlanmıştır. Kitap roman karakteri henüz anlatılmaya başladığında tüm bu fiziksel betimlemeler de birleştirildiğinde karaktere kötü özellikler yüklenmesi kötü bir karakterin gelmekte olduğunun bir habercisi gibidir; bu karaktere kötücül özellikler atfedildiğini ve normu dışı bir bedensel yapıya sahip olduğunu göstererek grotesk beden temsili görmekteyiz. İhsan Oktay Anar, fiziksel ve davranışsal karakteristik özellikleri başarıyla kombinlemiş gözüküyor.
Fiziksel özellikleri bir kenara bırakıp Ebrehe’nin aslî daemonik vasıflarına göz atalım . . .
ŞEYTANIN TA KENDİSİ: Büyük Efendi Ebrehe
Evet, Şeytan’ın ta kendisidir. Şeytan ile ilgili bütün özelliklere, vasıflara sahip dinsel arka planıyla donatılmış güçlü bir roman karakteridir. Teşkilat-ı İstihbarat-ı Hümayun’un başına geçen kişilerin padişahın huzuruna çıkıp padişaha bağlılığını sunması bir gelenektir ancak Ebrehe, bu geleneğe itibar etmez. Burada tüm meleklerin Hz.Âdem’e secde etmeyi kabul ederken bir tek İblis’in karşı gelip diretmesi sonucu kovulmasına bir telmih yapılmış gibi duruyor.
Eski Ahit’te Şeytan’ın yüce bir amacı olduğundan bahseder. Şeytan, ayette yazıldığı haliyle göklere ulaşıp yıldızların da üzerine çıkıp Yaradan’ın üzerinde kendini konumlandırır. Tevrat’ta bu istikamet kuzey/yukarı yönlüdür. Romanda ise bu ayetten hareketle karanlığa ve boşluğa tapan yani göğü (yıldızlarında üstünü) ve iktidarların/gücün en büyüğüne erişmeyi amaçladığı görünmektedir. Kibirden hırstan gözü dönmüş halde gözü hep en yukarıda Yaradan’ın mevkiindedir.
Ebrehe’nin bu amacı doğrultusundaki en büyük hırsı, evrendeki bilginin tamamına sahip olmaktır. O, bilir ki eğer tüm mevcut ve mevcut-dışı tüm bilgiye sahip olursam gücü/iktidarı tamamen ele geçirip arzuladığı mevkiye (yıldızların üstüne, Yaradan’ın makamına) erişebileceğini düşünür. Başında olduğu Teşkilat-ı İstihbarat-ı Hümayun’un koltuğunu oldukça iyi doldurur. Çünkü her atılan adımdan, herkesin aldığı nefese kadar her şeyden haberi vardır. Her şeyi görme, her şeyi duyma sıfatlarını icra eder. En büyük gücün bilgi olduğunu bilir ve en büyük hırsı da zaten her şeyi bilmektir. Bu sayede tam kontrolü sağlayabilecektir. Bu, bir Veri Mülkiyetine Dayalı Bilginin Diktatörlüğü dür. Ebrehe (İblis), bilgiyi ele geçirerek insanlığa zulmetmektedir. Bu kadar yığınla bilgiyi elinde tutan Ebrehe’nin insan hakkında gayet iyi bildiği bir bilgi de mevcuttur: İnsanın en büyük zaafı olan, Ölüm Korkusu . O, insanın zaafını yönetmeyi de çok iyi bilmektedir.
İNSANLIĞIN EN BÜYÜK ZAAFI :
Ölüm Korkusu
Şeytan’ın insanları kandıran çok cazip bir daveti vardır: İnsanların, zamanın gerisine yolculuk edebileceklerini, bir süre sonra Onun gibi bir günahkârı bekleyen Büyük Son’dan kurtulabileceğini insanlara sunar. İnsanın en büyük korkusu olan Ölüm’den insanlığı kurtararak kendi safhına çekmenin/kandırmanın derdindedir. Şeytan, insanın en zayıf noktasını bilir; ölümden deli gibi korkan ve yaşam konforundan asla taviz vermek istemeyen genetik yapıdaki insanoğlu, ölümsüzlüğe kavuştuğunda artık Şeytan’ın tapulu birer kölesi olacaktır.
Büyük Efendi Ebrehe, kibrin ve hırsın esiridir. Sahte padişah fermanları ve emirnamelerle hem orduyu, hem de imparatorluğu yönetmeye yeltenir. Hattatlara padişah tuğraları taklit ettirir, kılık değiştirmiş casuslarıyla sefere çıkmış paşalara bunları iletir. Ancak onun devleti ele geçirmekten ziyade çok daha yüce bir ideali vardır: Zamana hükmetmek…
KİBİRİN ZİRVESİ :
Zamana Hükmetmek
Büyük Efendi Ebrehe ve Ona inanan mensupları zamanda yolculuğu gerçekleştirmek için uğraşırlar. Tam da burada İhsan Oktay Anar’ın yine yüksek bilgisi devreye girer ve İzafiyet Teorisi’ni romanın kurgusuna enjekte eder.
İZAFİYET TEORİSİ(The Theory of Relativity)
İzafiyet teorisine göre; zaman, mekân, hareket birbirinden bağımsız değildir. Eğer ışık hızından daha hızlı hareket edilebilirse, özel görelilik denklemlerine göre zaman geçmişe doğru akmaya başlar ve kişi geçmişe yolculuk eder.
Ebrehe, Bünyamin’e açıkladığı haliyle;
‘’Boşluğu, sürtünmeyi engelleyip sonsuz hıza erişmek için aradığını söyleyen Büyük Efendi, sonsuz hızı da karşı hareketin ön şartı olarak açıklamıştı. Karşı hareket ise, anlatılanlara bakılırsa, daha da anlaşılmaz olan bir şeyi, geçmişe dönmeyi mümkün kılıyordu.”
(s.183, izafiyet teorisi)
Burada Ebrehe’nin alt yapısı sağlam bilimsel nazariyelerden yola çıktığı görülüyor. Mistisizm ile harmanlanmış bilimsel bir dayanağı büyülü gerçeklik romanında gören okur romanın içinden çıkası gelmiyor. Romanın içinde İzafiyet Teorisi bile var. Vay be ne roman yazmış İhsan Oktay Anar dedirten cinsten... Bilimi bu yana koyarken diğer yana teolojiyi de ekler; uzay/zamanın yanına Büyük Son (kıyamet günü), Mehdî, Deccal ve ölümsüzlük kavramlarını da getirir. Bu tam olarak çoğulcu yapılı bir dizgedir. Bunu yapabilmek, yüksek bir entelektüel donanım ister ki bu da ancak yüksek kalibreli yazarlar da mevcut bir özelliktir.
(Bkz. İhsan Oktay Anar)
EBREHE’NİN BÜNYAMİN İLE OLAN DİYALOGLARI :
Buna özellikle bir başlık açıyorum; okurun bu diyalogları dikkat(!)kesilerek okuması gerekiyor. Ebrehe’nin Bünyamin ile yaptığı diyaloglara ayrı bir önem vermek gerekir. Puslu Kıtalar Atlası’nda yazan bilgiyi ve sahip olduğu gücü art niyetli kullanıp dünyanın ve tüm evrenin mevcut düzenini değiştirmek için çaba sarfeden Ebrehe’nin (İblis’in) Bünyamin ile yaptığı veda konuşması defalarca okunacak cinsten.
Özellikle Ebrehe, gücün sembolü olan kara paranın Bünyamin’de olduğunu ilk andan beri bildiği halde neden Bünyamin sürekli elinin altında olmasına rağmen onu öldürmemiştir, neden onu yakından tanımak incelemek istemiştir?
İktidarın ve gücün sembolü olan Ebrehe, güçsüzlüğün ve silikliğin sembolü olan Bünyamin’i öğrenme fırsatı edinmiştir. Çünkü, Bünyamin güçsüzlüğü silikliği bilme şansını Ebrehe’ye vermektedir. Ebrehe, tam bir bilgi delisidir. Güçsüzlüğü bilerek iktidar tutkusunun ne kadar büyük bir erdemsizlik olduğunu da yine Bünyamin’e bakarak anlamıştır. Bünyamin bu güçsüz ve silik haliyle her şeyi elinde tutan, her şeyi gören ve kontrol ederek hükmeden Ebrehe’nin sürekli gözlerinin üzerinde olmasının tek açıklanır bir tarafı vardır; o da sahip olduğu Atlas’tır. Bu Atlas’ta büyük bir bilgi vardır ve bu bilgi, Atlas ile Bünyamin’e zimmetlenmiş hatta Ona kodlanmıştır. Bünyamin, şahit olduğu olaylara müdahale etmeden herkesi, her şeyi seyir eylemiştir.
ŞEYTANIN SAYISI : 666
Ebrehe (İblis), teşkilatında işe alım yaparken romanda 666 sayısı karşınıza çıkacak. Neden sonsuz sayıda sayı varken ille de 666 sayısını İhsan Oktay Anar okurunun gözüne sokmuştur diye düşünebilirsiniz. İhsan Oktay Anar, bir şeyi yazıyorsa altını başka bir şeyle mutlaka doldurmuştur. Orijinal metne bakıldığında 666 sayısının İbranice şekilde yazıldığı görülür. 666 sayısının İbranice telaffuzu Neron Kesar şeklindedir, yani Roma'yı yakan Nero Caesar'ın İbranicesi. 666’nın Şeytan’ın sayısı olduğu inancının buradan geldiği düşünülmektedir.
DİNȊ METİNLERDEKİ ALT YAPISI :
Ebrehe, Kur’an-Kerim’de geçtiği haliyle Kâbe'yi askerleriyle kuşatmış ancak kuşatması hüsranla bitmiş Yemen Kralı’nı sembolize eder. Fil Vakası (Vakayı Fil), İslam inancında Hz.Muhammed'in doğumundan 52 gün önce Kâbe'yi yıkmak amacıyla Mekke üzerine filleriyle birlikte yürüyen Ebrehe ve ordusunun Allah tarafından gönderilen Ebabil Kuşları vasıtasıyla bozguna uğratılmasını anlatan olayın adıdır. Ağızlarında taşlar taşıyan Ebabil Kuşları tarafından bozguna uğratılan orduların kumandanı Ebrehe romanda kendini Osmanlı’nın gizli haber alma teşkilatı olan Teşkilat-ı İstihbarat-ı Hümayun’u ele geçirmiş, kendini sonsuz güce/iktidara erişmeyi kafasına koymuş ‘’Büyük Efendi Ebrehe’’ unvanıyla roman kurgusunda yer alır. İhsan Oktay Anar’ın romanlarında sıklıkla kullandığı telmih (hatırlatma) sanatını bu karakterde çok canlı bir şekilde görüyoruz. Osmanlı İmparatorluğunda ise aynı isimli kişi, Teşkilat-ı İstihbaratı Osmaniye’nin başkanlığını yapar hem de isminin başına Büyük Efendi unvanını da alarak.
Büyük emekler, çabalarla ve tamamen bilgiye dayalı olarak kurduğu derin teşkilatı, bilgisizliğin hükmüne uğrayıp yok olup gider. Önce hırsızlık yapılarak çalınan ve sonrasında kötü niyetli kullanılan bilginin hakkından bilgisizlik gelmiştir. İhsan Oktay Anar, kötüyü cezalandırmış, Ona hakettiği cezayı kesmiştir.
👉🏻 6.BÖLÜM:#256355940