3.BÖLÜM :
Romana GirişROMANIN KONUSU :
Puslu Kıtalar Atlası , 17. yüzyıl İstanbul’unda geçmektedir. Özellikle Galata bölgesinde Osmanlı toplumunun alt tebasının bulunduğu bir çevrede ‘kara para’ ile sonsuzluğa kavuşmayı arzulayan Büyük Efendi Ebrehe ile dünyayı tanımak/keşfetmek için evini terk ettikten sonra binbir türlü maceralar yaşayan ve en sonunda da bu parayı tesadüfen ele geçiren Bünyamin adlı bir genç arasındaki mücadeleyi konu edinir.
OLAY ÖRGÜSÜ :
Hikâye içinde hikâye anlatmalardan oluşur. Yöntemi, masalsı gerçek dışı anlatıdır; Binbir Gece Masalları’nı andıran yazar, üslubuyla orjinalliğini bu eseriyle tescillemiştir.
Kitap yedi ana bölümden ve on sekiz ara bölümden oluşur. Bu ara bölümlerin içinde de toplam yirmi hikâye vardır. Tüm bu hikâyeler, eserde adı geçen kahramanları tanıtmak amacıyla kullanılır.
MEKAN KAVRAMI :
Mekân kavramı da tüm eserde olduğu gibi İhsan Oktay Anar’ın düşlediği ve kalemine aktardığı bir tasvirlerinden ibarettir. Ya düştür ya da gerçekte olan bir mekânın İhsan Oktay Anar’ın düşsel dünyasındaki haliyle vuku bulmuş halidir.
Romanın geçtiği mekanlar; çokça Galata, Azap Kapısı, Karaköy Arap Cami, Yelkenciler Han’ıdır. Uzun İhsan Efendi’nin evi de bu bölgededir. Tünel, Haliç, Tophane, Eminönü, Tahtakale, Mısır Çarşısı, Kumkapı, Samatya, Fener, Balat, Eyüp, Beyazıt, Fatih Camileri de eserde kendini okura gösterir. Tüm bu mekânlar o dönem Osmanlı ahalisinin esnafının canlı olarak yaşadığı betimlemesi yüksek bir anlatım serüvenine uygun düşen mekânlardır. Ahali, aynı sokaktaki yalın ve saf haliyle aktarılmıştır ve yazar özellikle roman karakterlerini sarayın duvarlarından içeri asla sokmaz. Onların doğal yaşam alanlarını/habitatını bozmaz. Çarşıda pazarda bedestende Arnavut kaldırımlı sokaklarda balçığa bata çıka kirlenen nalınları, tahtadan sandal pabuçlarıyla tasvir edilir. Mevlevi tekkeleri, hamamları, meyhaneleri, köle pazarları, hanların içindeki kasvetli korku veren odaları, cellatlar tarafından kellerin alındığı doğru/yanlış bakılmadan yargılanmadan hemencecik infazın yapıldığı meydanları kan lekeli/kokulu Arnavut kaldırımları, dilenci loncaları, birbirlerine dalmak için kollayan gülletopuk kabadayıların girip çıktığı içki evleri, ayı oynatıcısını, hırsızlık yaptırılan sakallı maymunu, hayaletlerin seslerinin yankılandığı karanlık ara sokakları, gizli örgüt/istihbaratçı evleri, dilencileri, genelevleri, fahişeleri, her kesimden insan profilleriyle birlikte mekân kurgusuyla romanına taşımıştır.
İhsan Oktay Anar, hiçbir felsefi içerik romanına koymamış olsa bile sırf bu mekan ve insan tasvirleri ve o dönemin ahalisinin sosyo-ekonomik durumu, unutulmaya yüz tutmuş zanaatler hakkında bir fikir edinebilmek için bile okunası bir romandır, Puslu Kıtalar Atlası
Aslına bakarsak; bugün de bu mekânlardan çok fazla bir şey değişmemiş. O zaman paranın merkezi olan Galata, Karaköy, Eminönü bölgesi, yine ticaretin döndüğü paranın gani gani aktığı yerler olarak yine devam etmektedir.
‘’Çünkü burası sultandan çok paranın hükmünün geçtiği Galata’ydı.’’ (PKA,30-31)
ZAMAN KAVRAMI :
Tarihi, bir dekor bir arka plan olarak kullansa da bu roman tarihsel bir roman olarak nitelendirilemez. Tarih, Anar romanlarında sadece bir dekordur.
17.y.y Osmanlı döneminde İstanbul’da geçmektedir. Ancak mekân kavramında olduğu gibi zaman kavramı da İhsan Oktay Anar ın düşlerindeki bir zamanda geçer. Tarihsel bir mekân ve zaman arka planının üzerine kendi düş dünyasında bir mekân ve zaman kurgular. Post-Modern yapılı bir romanın özelliklerini nakış gibi işlemiş İhsan Oktay Anar. Her şeyden de ötesi tüm zamanların tek bir anda yaşanmasıdır hatta bunun yanına bir fantastik bir dokunuş ve bir masal anlatıyor edasıyla bir de belirsiz zamanıkoyar ki bu da İhsan Oktay Anar’ın ne kadar yüksek kalibreli bir yazar olduğunun göstergelerinden biridir. İhsan Oktay Anar Türk Edebiyatının medar-ı iftiharıdır. Dünya Edebiyatında yeteri kadar tanınmaması, Dünya Edebiyatı’nın büyük bir kaybıdır.
Geçmiş ise kaybolan bir şey değil, önemini bir ölçüde yitirmiş Şimdi’dir. Buna göre geçmiş de gelecek de hep şimdinin içindedirler. Geriye dönüşle sadece zaman genişletilmiştir. Başka bir söyleyişle birey, anımsadıklarıyla geçmişe, varlığıyla şimdiye, düşleriyle de geleceğe aittir. Aynı anda geçmişi, şimdiyi ve geleceği bir arada yaşayabilir. Bu yüzden postmodern metinlerde geçmiş ve gelecek hep şimdide yer alırlar. Bu zaman algısının sonucu olarak postmodern yazarlar, zamanın çizgisel akışını bilerek değiştirerek, parçalayarak ve üst üste bindirerek öznelleştirir.
Başlangıçta birbiriyle kopuk ve ilgisiz gibi görünen bu ikincil öyküler daha sonra ana olaya ustalıkla bağlanır ve ana olayın düğümünü bünyelerinde taşırlar. Bu kişiler, zamanın sonlarına doğru bir muamma halini alan ana olayın çözümüne hizmet ederler.
Zaman müphemi : Zaman, doğrusal akmamakta, olaylar ve olay zamanı birbiri içine girmekte ya da bilinçaltının verileri birtakım sıçramalara yol açmaktadır. Sınırları çizilmiş gerçeğin tahtını sarsarak, bilinçaltının/düşsel bir dünyanın yolculuklarına çıkar. Bilinçaltının derinliklerinden çıkardıkları malzemeyi düş gücünün zengin evreninde yeniden biçimlendirirler. Ancak yaratılan bu evren daha önce sınırları çizilmiş şekli belirlenmiş mimetik dünyadan çok farklı bir dünyaya aittir.
👉🏻 4.BÖLÜM:#256356437