4.BÖLÜM :
Roman Karakterleri ve Temsilleri:Uzun İhsan Efendi ve Oğlu BünyaminROMAN KARAKTERLERİ :
Kullandığı figürler tarihte iz bırakmış kişiler değildir. Dış görüntüleri, hal ve hareketleri, romanda edindikleri görev ve misyonlarıyla fantastik ve hatta olağanüstü özelliklere sahip olan çoğunlukla yarı-meczup cahil kimselerdir. Özellikle yazar tarafından roman karakterleri cahil/yarı-cahil olarak konumlandırılmıştır ki her dediklerine okurları inanmasın onların dediklerinden/naklettiklerinden şüphe edip kendi sorgulama filtresinden geçirilsin ister, yazar. Yazarın kaleminin attığı her hamlenin bir amacı ve misyonu var gibidir. Dikkat (!) çok özel ve çok orijinal bir yazar ile karşı karşıyasınız.
Roman karakterlerinin her biri yazar tarafından kurgulanmış öznelerdir ve hem kendilerine hem de çevrelerine karşı özellikle yabancılaştırılmışlardır. Tekrar uyarıyorum: Buraya da dikkat (!)
Gerçeklikle kurgulanmışlardır ancak bir çeşit nesneye dönüştürülmüşlerdir. Olay kurgusundaki işlevleriyle ancak ve ancak anlamlı bir birey haline gelebilirler. Bunun dışında pek de kavranmaları kolay değildir. Bu da postmodernist anlayışın getirdiği yeni bir kurgudur.
Romandaki karakteri tek tek inceleyelim:
UZUN İHSAN EFENDİ (İhsan Oktay Anar) :
Bizzat romanın yazarının kendisidir. Yani, İhsan Oktay Anar’dır. Fiziksel özellikleri bir girizgah olarak romanda şu şekilde tanımlanır: #228991480
Uzun İhsan Efendi’yi diğer insanlardan ayıran sıradışı özellikleri vardır: asla yaşlanmaz, dövse dövülmez kesse kesilmez ne ateşe ne de dondurucu soğuğa karşı tepki verir hiçbiri ona işlemez; acıya duyarsızdır, Dilenciler Kethüdası’na iki altın karşılığında satılmıştır, hiçbir gelir kaynağı olmadığı halde kesesinden parası eksik olmaz, cebinde yüz akçe olması için yüz akçe düşlemesi yeterlidir, oğluna da düşlerinden başka verebileceği bir şey yoktur; ”Atlas Vacui’yi okuyasın diye değil yaşayasın diye yazdım” der oğluna. Burada bir nokta ön plana çıkıyor; okumak önemli ama okuduğunu yaşam zemininde uygulayamadıktan ve hayata entegre edemedikten sonra sayfaları karıştırmak, can sıkıntını gidermek ve kendini tatmin etmekten başka bir işe yaramıyor. Oku! ve Hayata Uygula!demektedir oğluna Uzun İhsan Efendi.
Uzun İhsan Efendi, bir çeşit kâhindir. Gelecekte olacak olayları rüyasında görerek dünya atlasına kaydeder. Düşünce ve eylem, düşlerde başlamıştır bir kere. Sürekli düşsel yolculuklara çıkar.
Mevcut her şeyin kendi düşlerinden ibaret olduğuna inandığından rüyasında dolaşarak bir dünya atlası hazırlaması, çalışmadığı halde parasının eksik olmaması ve paralarını sadece düşleyerek temin ettiğini söylemesi, gözleri kör olduğu halde sadece dış çevreyi değil geleceği de tüm ayrıntılarıyla görebilmesi, onu gerçeğin sınırları dışına taşırmakta ve büyülü gerçeklik dünyasına çok uygun bir roman karakteri haline getirmektedir.
Uzun İhsan Efendi, romanın tamamının yegâne hakimi, ana karakteridir. Çünkü, kitabın yazarı İhsan Oktay Anar’ın ta kendisidir. Bu haliyle yazar, postmodern anlatının karakteristik düşsel, renkli, oyun içerikli ve okuru sürprizlerle şaşırtan atmosferine uygun bir şekilde roman karakterlerini kurgulamıştır.
Yaman bir denizci olan öz dayısı Arap İhsan, Uzun İhsan Efendi’nin narin, hassas, hayalperest yapılı karakterini ve fiziksel vaziyetini romanda yerden yere vurmaktadır. O, neredeyse bütün gün uyku ve rüya aleminde gezinmekten başka elle tutulur yaptığı hiçbir iş yoktur. Zamanının çoğunu uykuda geçirmesi, miskinliği ve narin yapılı vaziyetiyle Dayısı Arap İhsan’ı çileden çıkarmaktadır.
Uzun İhsan Efendi’nin uyku, rüya ve düşsel alemle haşır neşir olma sebebi, Kubelik’in Rendekâr’dan çevirdiği “Zagon Üstüne Öttürme” adlı eseridir. Söz konusu eser, aslında René Descartes’in, Yöntem Üzerine Konuşma adlı kitabıdır. Kubelik, kendi tercüme tecrübesi ve kıt yeterliliği ayrıca eğitim seviyesi düşük sokak kültürüyle büyüdüğü için bu eseri ancak argo jargonuyla bu kadar çevirebilmiştir. Bu felsefi eseri okuduktan sonra Uzun İhsan Efendi düş ve gerçek üzerine ciddi kafa yormaya başlar. Artık aklının içine kar suyu kaçmıştır. Bir şüphenin hikâyesi böyle başlar.
Uzun İhsan Efendi’nin uyku ve düş aleminden uyandıktan sonra yaptığı çıkarımlar, kendiyle ilgili bir hayat muhasebesi sonucu elde ettiği ve oğlu Bünyamin’e bir nevi salık verdiği; kısaca bir babanın oğula verebileceği kıymetli ve yüreklendirici nasihatvari metinlerini içerir: #221297258
Ancak Uzun İhsan Efendi, asıl okuruna vermek istediği kitabının da ana temasını oluşturan felsefi kısmını kendisini bir girdap gibi içine çeken ikilemler zinciriyle şu şekilde açıklamaktadır:
#221345355#219510696#255814003
Görüldüğü gibi düş mü yoksa gerçek mi ikilemine, roman karakteri Uzun İhsan Efendi de anlatıcı/yazar İhsan Oktay Anar düşmüş, kafası karışmış gibidir sanki. Aslında onların kafası karışık değildir, burada amaç, okuru ikileme düşürmek, bu düşülen ikilemin ardından doğal bir süreçle gelecek olan şüphe duyma eylemine ve sonrasında da zorunlu olarak okuru sorgulatmaya teşvik etmektir, amaç. Yazar, biraz kafanızı çalıştırın demek istemekte ve okurundan da bu konuda beklenti içine girmektedir.
İhsan Oktay Anar, kendisi romanının ana karakteri olan Uzun İhsan Efendi ile varoluşunu açıkça deşifre etmektedir. Tüm roman karakterleri, olay kurgusu, mekân, zaman..vs romanda kullanılan tüm öğeler ve eserin başlı başına kendisi herşeyi ‘Uzun İhsan Efendi’nin/Anar’ın hayal gücüne borçludurlar. Bu durumda;
1- Eğer Uzun İhsan Efendi’nin hayal gücü olmasa hiç romansal öğe var ol(a)mayacaktır.
2- Daha da ileri gidersek, eğer Uzun İhsan Efendi’nin hayal gücü olmasaydı bu kitap da kitap raflarında varolamayacağı için dolayısıyla bu romanın okurları da olmayacaktı.
3- Kitabın yazarı İhsan Oktay Anar, düşünüp/düşleyip bu romanı hiç yazmasaydı bu anlattıklarımızın zaten hiçbiri olmayacaktı.
Bu durumda ‘’düşlemek/düşünüyor olmak’’, varolmakla eş anlamlıdır. Dünyanın alemin varlığı ancak düşlenildiği takdirde vardır.
Her şeye farklı açılardan bakabilmeyi ve doğru kavramını tersini yüzünü çevirerek tekrar yorumlanmasını okurundan isteyen İhsan Oktay Anar, René Descartes’ın (roman karakteri Rendekâr) meşhur önermesine bile farklı bakış açısı getirip bireyin sadece düşündüğü için kendi kendisinin varolamayağını, kendisiyle birlikte bütünsel bağlamda tüm varlıkların da varolduğunu söyleyerek Descartes’ı aşan bir post-önerme yapmaktadır. Sırf ve sadece bu yüzden denilebilir ki İhsan Oktay Anar, yaşayan en büyük filozof yazarlardan biridir. Onun değerini ancak ve ancak okuma alışkanlığı ve yüksek farkındalık sahibi entelektüel okurlar bilebilmektedir. Başka bir ülkede olsa İhsan Oktay Anar gibi bir değer, başüstünden bir milimetre aşağıda dahi tutulmazdı.
René Descartes hayatta olsa ve İhsan Oktay Anar bu karşı önermeyi direkt onun suratına söyleseydi herhalde Rendekâr ( René Descartes ) birkaç saniyeliğine bocalayıp afallar ve “Kim bu meczup?” derdi diye tahmin ediyorum. ▶ #219267121BÜNYAMİN :
Uzun İhsan Efendi’nin oğludur. Sabrı, sırrı ve inancı sembolize eder. Bünyamin ismini irdelersek, dini bir arka plana rastlamaktayız; Yazar İhsan Oktay Anar’ın Hz. Yakup’un on iki oğlundan biri ve Hz.Yusuf’un kardeşi olan Bünyamin’den aldığını görürüz. İbranice'de "oğul" demektir, fakat Benyamin "sağ elimin oğlu" (gözde oğul) demektir. Tevrat'a göre, doğumdan hemen sonra ölen annesi Rahel, ölmeden önce acı çektiği için, "acımın oğlu" anlamına gelen "Benoni" adını verdi fakat Yakup bu ismi biraz değiştirip Benyamin ismini kullanmayı tercih etmiştir. Romanlarında teolojik alt yapı kullanması, Anar romanlarında normal karşılanan bir durumdur kaldı ki İhsan Oktay Anar teoloji, mitoloji, tarihi bilgi donanımı yüksek bir entelektüel yazar olmasından dolayı bunların romanına yansımalarını sıkça görüyoruz. İbranice Benyamin, İngilizce Benjamin bizde de Bünyamin olarak kullanımı bulunmaktadır.
Bünyamin, fiziksel görünüşüyle ölçülü yüz hatlarıyla kaşıyla gözüyle yakışıklı bir delikanlıdır. Romandaki bilinci ve zihni sıfırlanmış gibidir sanki hiçbir şeyden haberi yokmuşcasına yaşamaktadır ayrıca etrafında gerçekleşen olayların muhakemesini yapacak kadar bile yetileri gelişmemiştir. Hayat yolundaki tek sahip olduğu bilgiler, babası Uzun İhsan Efendi’nin kendi düşsel serüvenleri sonunda yazdığı ve kendisine vermiş olduğu ‘’Dünya Atlası’’ dır. Yabancılaştırılmış bir karakter olarak kurgulanmıştır Bünyamin. Babası ve annesinin varlığını sorgular. Anlamlandıramadığı tezat durumları kıt bilgisi ve yeteneğiyle muhakeme etmeye çalışır: ▶ #255816799
Bu satırlarda da görüldüğü gibi Bünyamin, hem romanda hem yabancılaştırma tekniğiyle kullanılarak kendi hayatına ve dış çevresine karşı yabancılaştırılmış ve hem de ‘’Aidiyet’’ sorunu yaşamakta olan Bünyamin, kör buhranlar içinde oldukça bunalmıştır, en sonunda dayanamayıp babasının kullandığı yeşil renkli sıvıyı bir dikişte içer. Bu sıvının yirmi damlası bir öküzü üç gün uyutmaya yetecek tesirde bir sıvıdır. Dolayısıyla Bünyamin uyuduğu yerden kalkamaz, öldü zannedilir, kefene koyup mezara koyarlar ancak Bünyamin mezardan kurtulur. Bünyamin, düşünde kendi ölümünü gördüğünü ifade eder; ‘’Ayna bana İhsan Efendi olduğumu söylüyor, rüyamdaki ayna ise Bünyamin olduğumu söylüyor.’’ ; burada Uzun İhsan Efendi’nin oğlunu yaşatmaya çalıştığı izlenimi ortaya çıkıyor. Zihniyle bütün olaylara yön verdiğini hatta isterse gemiyi bile içindekilerle birlikte yok edebileceğini söyleyen Uzun İhsan Efendi’nin böyle bir şey yapabilmesi çok da imkânsız gözükmüyor. Nitekim Bünyamin’in ipleri babasına bağlıdır; Lakin babasının ona verdiği ve her başı derde girdiğinde ‘’Dünya Atlası’’nda yazanları yapması, her şeyin Uzun İhsan Efendi’nin düşlerinde gerçekleştiği ya da düşlerinde kontrol edildiği kanısını akla getiren göstergelerdendir. ▶ #219275195
Ebrehe’nin dediği gibi silik bir insandır. Ancak küstahça verdiği cevapları sanki ona birileri fısıldamış gibidir. Ona fısıldayan şey ise babasının ona verdiği Atlas’tır.
👉🏻 5.BÖLÜM:#256356227