Turgut Özakman sana helal olsun. Yakın tarihimizi karalamak ve çarpıtmak için uydurulan bu amatörce girişimi (Rıza Nur'un hatıraları) öylesine tartışmaya yer bırakmayacak şekilde paramparça etmiş ve ne halt olduğunu gözler önüne sermiş ki, hâlâ buradan ekmek çıkarmaya çalışan cahil insanlar varsa eğer, tıbben olmasa da zihinsel olarak onlara ancak "kör" denilebilir.
Bahse konu olan deli saçması kitap işte bu: Hayat ve Hatıratım (4 Cilt Takım)
Bakın abartmıyorum Adnan Oktar'ın Evrim Teorisini çürüttüğünü iddia ettiği gülünç tezler bile Rıza Nur'un hatıraları yanında Nobel ödülü kazanacak seviyede kalır.
Dr. Rıza Nur sırasıyla bir hekim, Meclis-i Mebusan vekili, TBMM vekili ve yazar. Lozan görüşmelerindeki heyette de bulunmuş kendisi.
Çocukluğundan itibaren işler pek iyi gitmemiş ve çalkantılı bir psikolojik arka plana sahip olarak sevgisizlik ve sosyal kopukluk yaşayan biri. Milli mücadele sonrası dönemdeki uyumsuzlukları ve çatışmaları iyice göze batar hale gelince 1926 yılında apar topar Paris'e giderek ülkeyi terk ediyor. Nutuk okunduktan sonra hatıraları yazmaya başlıyor. Önce hatırladığını iddia ettiklerini kendince yazıyor. Akabinde her şeyden uzak olsa bile gazeteleri takip ederek, Paris'e gelen gidenlerden malumat alarak falan kendince döktürmeye devam ediyor. İddialarının asılsız olduğu belli olmasın diye muhtemelen ve/veya Atatürk'ten çekindiği için belki de 1960'dan önce ortaya çıkmaması şerhini koyarak British Museum'a teslim ediyor. Artık nasıl kendisine geliyorsa Kadir Mısıroğlu 1967'de kendisine bağlı Altındağ Yayınevi tarafından yayımlatıyor. (Bu kısımlar da biraz muamma ve şaibeli duruyor. Metinler hakikaten orijinal mi, müzeye kim teslim etti, herhangi bir değişikliğe uğradı mı, müze bunu kime, neye göre teslim etti, bütün bunlar komple farklı bir amaca yönelik tasarlanmış bir plan mıdır vs.)
O ayrılış dönemine ve Atatürk'ün Nutuk'u okuduğu döneme kadar Atatürk ile bariz bir alıp veremediği yok gibi gözüküyor. Hatta Türk Tarihi (14 Cilt Takım) kitabını yazdığı dönemde işler henüz değişmemişken Atatürk'e gayet övgüler yağdırıyor ( Necip Fazıl Kısakürek gibi bir diğer meczup şahsı hatırlattı bana). Ama hatıralarına bakarsanız en başlardan itibaren herkese posta koyan, atarlanan, olaylara yön veren ve ağırlığını koyan biri sözde.
Yine de bir noktada (kişiliği ele alındığında) içten içe kıskançlık ve husumet barındırmış olması muhtemeldir çok ortaya dökmese de. Ruh ve sinir hastalıkları uzmanı Dr. Hasan Behçet Tokol'un yaptığı analizde bahsettiği husus dikkat çekici: "Sanıyorum ki hastayı güdüleyen hizmet değil, iktidar/ ikbal motifi. Bir partide, bir yönetimde, bir meslekte başta değilse veya iktidarı paylaşmıyorsa, o ortamı parçalayıp bozarak, kötüleyerek terk edip muhalefete geçiyor. Sebebi gelişip yerleşen ve hayatının sonuna kadar devam edecek olan kişilik bozukluğudur (Psikopati)."
Hayatı boyunca hep uçlarda olan, tutarsız, abartılı/dengesiz davranışlarda bulunan biri olduğu dikkate hemen çarpıyor. Bu çıkarımlar benim keyfi uydurduğum şeyler diye düşünüyorsanız kitaptan yaptığım alıntılara göz atabilirsiniz. Kendisinin yazdığı ve bazı kesimlerce "çok önemli tarihi belgeler", "tarihe ilk elden ışık tutan değerler" falan diye parlatılmaya çalışılan içi boş saçmalıkların detayları mevcut. Alıntılarda cümlelerin sonunda yer alan [...] şeklinde parantez içindeki sayılar Rıza Nur'un söylediklerinin kendi kitabındaki sayfa karşılığıdır.
Ben bu kadarını beklemiyordum. Hakikaten beklemiyordum. Her ne kadar yobaz, cahil veya art niyetli de olsalar, bu kitaba tutunmaya çalışan, buradan yürüyen ve bunu ciddi ciddi savunmaya kalkışanlar olduğuna göre herhalde insanı biraz arada-derede bırakan, kuşkuya düşüren, acaba dedirten kısmen daha tutarlı yalanlar/sallamalar olmasını bekliyordum.
Ya sen 1700-1800 sayfa mı artık neyse... Yazacak ne yaşadın bu kadar? Bu kadar mesnetsizce sallayan birinin bu kadar sayfa yazması akıl alır gibi değil ki zaten almıyor da. Kendi aklı da almamış olsa gerek ki kitabı mayın tarlası gibi patır patır patlıyor. Nereden tutsan elinde kalıyor. Bu derece aciz, rezil, seviyesiz, bol keseden sallanan bir kitapla karşılaşmak kolay kolay mümkün değil. Bu kadar hata, yalan, tutarsızlık ve falso barındıran bir kitap için Turgut Özakman reis bizim adımıza kendini feda etmiş ve okuyup tüm detaylarıyla saçmalıkları tek tek ortaya çıkarmış. Ben bu saçmalıkların ortaya konduğu 165 sayfalık özette bile komaya girdim resmen.
Adamın iddialarının çoğu TBMM'de veya Lozan görüşmelerinde olan şeyler. Hani çok rahatlıkla belgelenebilecek, doğrulanabilecek şeyler. Ama yok... Tarihi belge sayılabilecek ciddi hiçbir şey yok. Olaylar yaşanırken aynı anda veya aynı gün tuttuğu notların dahil olmadığını ve tamamen yıllar sonra değişen ruh haliyle kaleme aldığını, çok yerinde ipuçlarını kullanarak ortaya çıkarıyor yazarımız Turgut Özakman. Anlattıkları aslında Atatürk'ün Nutuk'una bilenerek harekete geçip Allah ne verdiyse seneler içinde aklına ne gelirse, sağlıksız ve hastalıklı bir zihin tarafından kaleme alınmış şeyler.
Sallamasyonları en ufak bir detayda bile patlıyor. Her şeyin tutanak altına alındığı bir meclis ortamından bahsederken öyle bir sıkıyor ki: Çıkıp şunu dedim, buna şöyle posta koydum, herkes beni alkışladı, bu da benim sayemde oldu, Atatürk aslında bunu da benden çaldı vs. Lozan'da bir konuştum Venizelos kıpkırmızı kesildi, Lord Curzon bana çok hayran oldu vs. hep kendini ön plana atıyor; gerçeğin üstünde bir değer atfediyor. Hemen altında Turgut Özakman şüpheye yer vermeyecek şekilde fazlaca kanıt sunuyor olayların başka şekilde yaşandığına dair. Çok basitçe yanlışlığı göze çarpan fahiş tarihi hataları da çok sık tekrarlıyor mesela.
Burada olay sadece farklı iddiaların sunulması da değil. Kitap direkt olarak kendi kendini imha edecek şekilde yazılmış zaten. Mukayeseli bir incelemeye lüzum dahi yok. Başlı başına psikolojik olarak dengesiz ve türlü zihinsel problemler yaşayan bir hastanın kaleminden yazıldığı hemen her detayda dikkat çekiyor. Bir dediği bir dediğini tutmayan, üslubu çirkin, edepten yoksun bir meczupun dili insanı rahatsız ediyor.
Yani hangi birini anlatayım bilemiyorum ki... Kendisi dünyanın en önemli insanı sorarsan. Meşrutiyet onun sayesinde ilan edildi, saltanat onun sayesinde kalktı, hilafet de onun sayesinde kalktı, Kurtuluş Savaşı'ndaki muharebeler, tekalif-i milliye kanunu, ordunun durumu ve savaş taktikleri, cumhuriyetin ilanı vs. yeminle abartmıyorum her şeyi tamamen kendine yoruyor ve en büyük payın kendisinde olduğunu iddia ediyor.
Atatürk ve İnönü'ye hadi sallıyor onları geç. Sallamadığı kim var derseniz kimse yok. Ali Fuat CebesoyHalide Edib AdıvarRauf OrbayKazım KarabekirFevzi ÇakmakAli Fethi OkyarYakup Kadri Karaosmanoğlu vs... aklınıza kim gelirse aşağılayıcı, karalayıcı, küçümseyici, enteresan bir yaklaşımı var. Özel hayatı desen ayrı bir bomba, uçlarda sürdürdüğü garip yaşam tarzı, hayata, insanlara, özellikle kadınlara dair fikirleri ayrı bir facia... Ben koptum ya bir yerden sonra bir artık tamam bana yetti dedim.
Kitabında bir de gerçekleştirme hayalini kurduğu politik hedefler var onları anlatıyor. İpe sapa gelmeyen, olmayacak, garip garip fikirler takdir edersiniz ki onlar da. Hayatı boyunca neyi savunduğu belli olmayan bir öyle, bir böyle savrulan bir adam olduğunu göstermekten başka bir işlevi olmayan boş idealler işte o kısım da.
Bir yandan da kızasım gelmiyor başka bir açıdan bakınca. Bazı insanlar böyledir, onu da bu noktaya getiren hazin bir hayat hikayesi vardır ne yapalım, onu da böyle kabulleneceğiz diye bakıyorum. Damat Ferit veya Ali Kemal kalibresinde bir hain olarak bakamadım adamın ruh hastalığını ve hayat boyu sevgisizliğini, yaşadığı sorunları, travmaları düşününce (cinsel tacize uğramak falan da var). Yani kafa gitmişse gitmiştir. Atatürk olmasaydı da başka birine çatacaktı ve sallayacaktı yapacak bir şey yok.
Asıl mallık ve acınası durum bu meczup kişiye bel bağlayan kör cahil veya art niyetli güruh. Nasıl olur da Atatürk'e bir şekilde saldırırız ve ona zarar veririz endişesiyle hareket eden ve bu adama sarılanlara yazık asıl. Bu adam gerçekten gittikçe artan bir ruhsal hastalıkla boğuşmuş ve bundan kendisi de acı çekmiş. Herhangi bir hastalığı olmayan ama hastalıklı fikir ve duygulara saplanmış bazı güruhların bu adam üzerinden Atatürk'ü karalamaya çalışması Güneş'i balçıkla sıvamayı denemek kadar gülünç. Atatürk artık dünya tarihine mal olmuş çok büyük ve vizyoner bir kişilik. Onu karalamak için Kadir Mısıroğlu veya Rıza Nur'dan çok daha fazlasına ihtiyacınız var. Ama zaten çok fazla yeterli olan bir insan da Atatürk gibi bir medeniyet değerine düşman olmaz; ona saygı duyar.
Atatürk onu anlayan ve yaşayan insanlar için alelade bir şahıs değil. Atatürk şahsi varlığı bir kenara, bir ideal, fikirler kümesi, medeniyet tercihi, akıl ve bilimin yolu, vatanseverliğin ifadesi, dinamik-pozitif, mutlu ve üretken bir yaşam tarzı. Anlamak isteyene çok daha fazlası.
Kitap kolaylıkla ve kısa sürede okunabiliyor ama illa okuyun diye tavsiye etmiyorum. Bahaneyle birazcık tarihe yolculuk yapayım, olayların aslını, astarını da okuyayım, heybeye bu kitabı da atmış olayım derseniz de okunabilir gayet. Alıntılara göz atsanız da yeterli olabilir. Her detayı bilmeye çok da lüzum yok çünkü delinin biri kuyuya bir taş atmış mevzusuna dönüyor. Çok da derine inmeye gerek yok o yüzden.
Daha detaylı, kapsamlı, emek dolu, çok beğendiğim bir incelemeyle karşılaştım. Onu da daha bırakayım buraya ilgilenenlere tavsiye olunur. #79637817