Hüseyin Rahmi Gürpınar 'dan okuduğum ikinci kitap Meyhanede Hanımlar . Bu 27 sayfalık bir öykü kitabı. İlk incelemede yazarla ilgili eksik kalan bilgilere ekleme yapmak isterim. Türkiye İş Bankası yayınlarının, arka kapağında yer alan ,yazarla ilgili bilgilerde şöyle diyor;;;;
""•••Dönemini ve çevresini romanlarında yaşatıp, genç yaşlarından itibaren geniş halk kitlelerince sevilerek okunmuş Hüseyin Rahmi Gürpınar , edebiyatımızın benzeri az bulunur şahsiyetlerindendir. Romanımıza "mahalli renk" ilk kez onunla girer. Döneminin en çok okunan yazarı olur. Tüm kazancı yazarlıktan gelir. Bu sayede Heybeliada'da şimdi müze olan köşkünü alır.•••""
Kitabı okuduğumuzda "Sokağı edebiyata taşıyan yazar" cümlesinin hakkını verdiğini görüyoruz yine. Bulunduğu dönemi mizahi olarak çok güzel anlatmış gerçekten. Okurken eğlendiğim yerler var :) . Bu öyküde, Cumhuriyet vesilesiyle kadınlar özgürlük kazanınca, toplumsal yaşama yansımalarının bir kısmını,mizahi bir dille anlatmış.
Kadınların birçoğu haklarını elde etmekte zorluk yaşadılar yıllar boyu ve hâlen yaşayanlar var. Haklarını herkes insan olarak,topluma zarar vermeyecek şekilde yaşayabilmeli. Biz eskiler kadar yaşamadık ama dertliyiz bu konuda onlar adına da. Bu konuyu Virginia Woolf 'un Kendine Ait Bir Oda kitabı,çok iyi anlatır. Bundan sonrası için de haklarımızı hak olduğu şekilde kullanma özgürlüğümüzün mücadelesini devam ettireceğiz elimizden ne geliyorsa.
Buradaki karakterimizde gelin -kaynana-arada kalmış bir damat var. Gelin Bahriye tabiri caizse hakkını sonuna kadar arayan bir kadın. Bazı olumsuz davranışı olsa da ,kadın hakları konusunda söylediklerinin birçoğu doğru. Diyalog şeklinde ilerleyen konuşmalar var. Bu konuşmalarda toplum ahlâkı,kadın hakları, evlilikde kaynana faktörünün olumsuz etkileri, üslûpsuzluk, iletişim gibi konular kimi zaman mizahi şekilde anlatılmıştır. Damat Şehri ise ,eşine aslında bazı noktalarda hak veren,ama eşiyle annesi arasında kaldığından evliliğinde sık sık sıkıntı yaşayan bir karakter. Kaynana karakteri,çok kez duyduğumuz gelinini beğenmeyen,aslında başkasını isteyen,oğlu Bahriye'yi istediği için bunu kabullenmeyen bir karakter. Bu yüzden onlara müdahele ederek sıkıntı çıkaran biri. Oğlu da arada kalıyor bu yüzden. Kurgu biraz evde,biraz da meyhanede geçiyor.
Yazarın bir paragrafı var. Buraya aktarıyorum;;;
[•••Türk kızları musiki, şan öğrenmeye Avrupa'ya gidiyorlar. Az zaman sonra bu sanat o kadar ucuzlayacak ki sokak ortalarında mandolinleri, gitarları boyunlarına asılı, kemanları koltuklarında gruplar göreceksiniz. Bunlar nafakalarını toplamak için her kahveye, gazinoya, meyhaneye girip çıkacaklar. Türk kızı pek adi barlarda, önü sarhoş dolu pis sahnelerde göbek atacak, arada bir kulise girerek çocuğunu emzirip yine çıkacak... Eğer bu hal bu millet için büyük bir zillet, felaket ise sen bugün niçin yalnız karını düşünüyorsun be adam, neslini düşün. Sensiz bensiz kalacak kızımızın yarın o sahneye ineceği ihtimalini niçin aklına getirmiyorsun? Beyefendiler her şeye izin var, fakat asrın o uğursuz terbiyesine uymak şartıyla•••]
Bu paragrafdaki düşünceye ileri görüşlülük diyebilir miyiz?
Keyifli okumalar...
Elinize sağlık. Anlaşılan kısa ama sağlam bir öykü. Özellikle müzik ile ilgili kısmı bana Thomas Bernhard 'ın şu eleştirisini hatırlattı;
#256496325
Bir de Saadettin Kaynak'ın "Türk müziği bitmiştir, eğlenmenize bakınız." hicvini. Demek ki insan elinin değdiği herşey tüketilebilir ve sıradanlaşabilir birşey.
Filhakika hayretle okudum son paragrafı 👌🏽 nasıl da üstüne basmış. Kaleminizin kuvvetine sağlık. İncelemenizi okurken kitabı okumuş kadar oldum.🌟☺️
Gün aydın, gönlünüz şen olsun...🪄