Günümüz Şartlarına Uygun Olmayan Öğütler Dizisi
4/10
·230 syf.··
2024 133. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 18 Kasım 2024 17:13
Bu kitabı birçok insandan -çevremden ve bazı ünlü yazarlardan- duyduğum için seneler seneler öncesinden listeme almıştım fakat nedense bir türlü alıp okumaya yeltenmemiştim. Şu an üniversite okuyan bir kuzenim, öğretmenlerinin önerisiyle bu kitabı okuduğunu ve beğenmediğini söyleyince, yorumları da hatırlayarak bu tezat görüşler çerçevesinde okumak istedim kitabı. Özellikle bu kitabın liseyi yeni bitirmiş, üniversite çağı öğrencilere önerildiğini nereden hatırladığımı bilmeyerek okumaya başladım fakat kitabın sonuna geldiğimde bende evet keşke bu kitabı daha önce okumuş olsaydım, bilişsel gelişimime katkısı olurdu gibi bir his oluşmadı. Bilakis o yaşlarda bu kitabı okumadığım, üniversitede bocaladığım yıllarda karşıma çıkmadığı için memnunum da diyebilirim. Simyacı kitabını okurken de beğenmemiş ve fazla abartıldığını düşünmüştüm fakat belki de bu kitabı çok çok önce okusaydım bana katkısı olabilirdi, o yüzden yaşça daha küçük birine okumasını önerip fikrini alırım diye düşünmüştüm. Bu kitap içinse üniversite çağı bir öğrenciye kesinlikle okutulmaması gerektiğini düşünüyorum ve kesinlikle kimseye önermeyeceğim. Bunun en büyük nedeni, başlıkta da belirtmiş olduğum gibi kitabın günümüz şartlarına asla ayak uyduramaması. Kitapta içerik olarak çelişen birçok görüşüm var ve bunlara da kısaca değinecek ama en büyük çerçeveden bakarsak genel sorunun, o çağın şartları ve eğitim anlayışıyla günümüz şartları ve eğitim anlayışının tamamen farklı olması. Tek fark eğitimle de sınırlı kalmıyor tabii. Başarıya bakış açısının da çağlar içinde nasıl büyük farklılıklar gösterdiği malum. Artık karın tokluğuna çağın bir Dostoyevski karakteri gibi bakmıyoruz en azından çalışma ve iş koşullarımıza. Kaldı ki eğitim sistemi her ülkede değişmekle birlikte, adım başı her yol kenarı cafe açar gibi üniversite açılan canım ülkemde de eğitimdeki başarısızlığımızın en büyük nedeni irade eksikliği değil. Her ne kadar yazar kitapta birçok soruna değinip, bunu yapmalısınız, şunu yapmalısınız tarzında yaklaşmış olsa da “neden ve nasıl” yapabileceğimize dair bir yönlendirme yapmaması bence büyük eksiklik. Çünkü zaten bahsedilen şeyi, irade eksikliğini çözmek istiyorsak, bu kitabı okuyorsak, daha net çözümler olmalıydı bu kitapta diye düşünüyorum. Okuyup “Evet, buna katılıyorum.” veya “Hayır, buna katılmıyorum.”dan çok daha fazlasını söyleyebilmeliydim bence. Gerçi sadece fikir çerçevesinde değerlendirirsek ve başarısızlığın nedenini bireysele indirgediğimizde yazara en çok katıldığım görüş bu tabii ki. İrade eksikliği başarının önündeki bir numaralı engel ve buna kesinlikle katılıyorum. Fakat yazar bir kadın olarak benim onun görüşüne katıldığımı duysa çok da önemsemezdi hatta gülerdi zannımca. Kadınların o dönemde eğitimde bir yeri olmadığını, kadına bakış açısının ne olduğunu tabii ki biliyorum fakat yazarın üslubunu birçok açıdan kadın düşmanı diye tanımlayabileceğim bir tarzda buldum ki okurken çağı falan unuttum, somut bir şeye sinirlenebileceğim kadar sinirlendim. Örneğin yazarın elimdeki kitabın 164. sayfasında kadınlar hakkında yazdığı birkaç cümleyi buraya eklemek istiyorum. “𝐾𝑎𝑟ı 𝑘𝑜𝑐𝑎 𝑎𝑟𝑎𝑙𝑎𝑟ı𝑛𝑑𝑎𝑘𝑖 𝑒𝑘𝑠𝑖𝑘𝑠𝑖𝑧 𝑑𝑎𝑦𝑎𝑛ış𝑚𝑎𝑦ı ℎ𝑖𝑠𝑠𝑒𝑑𝑒𝑟𝑙𝑒𝑟. 𝐾𝑜𝑐𝑎𝑠ı𝑛ı𝑛 𝑧𝑖ℎ𝑛𝑖𝑛𝑖𝑛 𝑏𝑒𝑟𝑟𝑎𝑘 𝑘𝑎𝑙𝑚𝑎𝑠ı𝑛ı 𝑠𝑎ğ𝑙𝑎𝑚𝑎𝑘 𝑣𝑒 𝑠𝑎ğ𝑙ığı𝑛ı 𝑦𝑎𝑘ı𝑛𝑑𝑎𝑛 𝑘𝑜𝑙𝑙𝑎𝑚𝑎𝑘 𝑘𝑎𝑑ı𝑛ı𝑛 𝑒𝑛 𝑡𝑒𝑚𝑒𝑙 çı𝑘𝑎𝑟ı𝑑ı𝑟. 𝑌𝑒𝑚𝑒𝑘𝑙𝑒𝑟𝑖 ℎ𝑎𝑧ı𝑟𝑙𝑎𝑚𝑎 𝑖ş𝑖𝑛𝑖 𝑎ℎ𝑙𝑎𝑘𝑡𝑎𝑛 𝑦𝑜𝑘𝑠𝑢𝑛 ℎ𝑒𝑟ℎ𝑎𝑛𝑔𝑖 𝑏𝑖𝑟 ℎ𝑖𝑧𝑚𝑒𝑡ç𝑖𝑦𝑒 𝑘𝑎𝑡𝑖𝑦𝑒𝑛 𝑏ı𝑟𝑎𝑘𝑚𝑎𝑧.” (𝐸𝑟𝑘𝑒𝑘𝑙𝑒𝑟 𝑖ç𝑖𝑛) “𝐷ış𝑎𝑟ı𝑑𝑎 𝑦𝑎ş𝑎𝑑ığı 𝑑üş 𝑘ı𝑟ı𝑘𝑙ı𝑘𝑙𝑎𝑟ı𝑛ı𝑛 𝑎𝑟𝑑ı𝑛𝑑𝑎𝑛, 𝑒𝑣𝑖𝑛𝑑𝑒 ℎ𝑒𝑟 𝑧𝑎𝑚𝑎𝑛 𝑔ü𝑣𝑒𝑛𝑖𝑙𝑖𝑟 𝑏𝑖𝑟 𝑠𝑒𝑣𝑔𝑖 𝑣𝑒 𝑡𝑒𝑠𝑒𝑙𝑙𝑖 𝑏𝑢𝑙𝑎𝑐𝑎ğı𝑛𝑑𝑎𝑛 𝑒𝑚𝑖𝑛𝑑𝑖𝑟. 𝐸𝑣𝑖𝑛 𝑑𝑒𝑟𝑙𝑖 𝑡𝑜𝑝𝑙𝑢, 𝑡𝑒𝑚𝑖𝑧 𝑜𝑎𝑙𝑐𝑎ğı𝑛ı, 𝑜𝑟𝑎𝑦ı 𝑚𝑢𝑡𝑙𝑢 𝑦𝑢𝑣𝑎𝑙𝑎𝑟𝑑𝑎 𝑔ö𝑟ü𝑙𝑒𝑛 ş𝑒𝑛𝑙𝑖𝑘 ℎ𝑎𝑣𝑎𝑠ı 𝑖ç𝑖𝑛𝑑𝑒 𝑏𝑢𝑙𝑎𝑐𝑎ğı𝑛ı 𝑏𝑖𝑙𝑖𝑟.” (𝑌𝑖𝑛𝑒 𝑒𝑟𝑘𝑒𝑘𝑙𝑒𝑟 𝑖ç𝑖𝑛, 𝑒ğ𝑖𝑡𝑖𝑚 𝑎𝑙𝑚ış 𝑧𝑒𝑛𝑔𝑖𝑛 𝑔𝑒𝑛ç 𝑘ı𝑧𝑙𝑎𝑟𝑎 𝑘𝑎𝑟şı) “𝑍𝑎𝑡𝑒𝑛 𝑛𝑒 𝑦𝑎𝑝𝑎𝑟𝑙𝑎𝑟𝑠𝑎 𝑦𝑎𝑝𝑠ı𝑛𝑙𝑎𝑟, 𝑜𝑛𝑙𝑎𝑟𝑙𝑎 𝑒𝑣𝑙𝑒𝑛𝑑𝑖ğ𝑖𝑚𝑖𝑧𝑑𝑒 𝑏𝑖𝑧 𝑜 𝑘𝑎𝑑𝑎𝑟 𝑖𝑙𝑒𝑟𝑖 𝑏𝑖𝑟 𝑛𝑜𝑘𝑡𝑎𝑑𝑎 𝑜𝑙𝑢𝑦𝑜𝑟𝑢𝑧 𝑘𝑖, 𝑘𝑜𝑐𝑎𝑙𝑎𝑟ı𝑛ı𝑛 𝑔ö𝑧ü𝑛𝑑𝑒, ö𝑧𝑒𝑙𝑙𝑖𝑘𝑙𝑒 𝑑𝑒 𝑖𝑙𝑒𝑟𝑖𝑦𝑒 𝑔𝑒ç𝑒𝑚𝑒𝑦𝑒𝑐𝑒𝑘𝑙𝑒𝑟𝑑𝑖𝑟.” Öncelikle şunu sormak istiyorum, mesela bu evin derli toplu olması durumunu yemekleri ahlaktan yoksun kadınların yapmaması için bizim hazırladığımız süreçten önce mi halletmeliyiz sonra mı? Yoksa biz yemek yaparken ahlaktan yoksun kadınlar evi derleyip toplarsa sorun olur mu? Kinaye dememe gerek yok sanırım. Yani bu alıntıların elle tutulabilir tek bir yanı yok, söylenebilecek çok çok fazla şey var ama kitaptan çok kopup gitmemek adına kesiyorum. Yazıldığı çağda dahil, çok ama çok düşmanca ve üstten bakan bir tutum bu. Bu yazılanların günümüzde bir genç kız tarafından okunduğunu düşünün. Hele ki yazarın birçok yerde okurken de rastladığım “Bunu yaparsan senden akıllısı yok, senden iyisi yok” gibi bir tutumu var ki burada da var olan, (yani halk dilinde gazla birilerini çalıştırmaya çalışma) okurken gerçekten manipüle etme yeteneğini takdir ettim. Buna kanan insanlar elbette olacaktır veya bunu sorgulayıp yanlış bir tarafa çekilen, daha bilişsel gelişiminin çok çok başında olan zihinler etkilenebilir bu yazılanlardan. Çok korkutucu bir potansiyel bu. Bence tehlike çanı niteliğinde alıntılar, hala bu kitabı öneriyorsanız, lütfen önermeyin. Yayıneviyle alakalı bir sorun olduğunu sanmıyorum çünkü İş Bankası Kültür Yayınları’ndan okudum kitabı ki birçok klasiği bu yayından, Hasan Ali Yücel Klasikleri Dizisi’nden okuyup çok memnun kalmışımdır. Sorun bence tamamen kitabın günümüzden çok ama çok ayrı düşünceler taşıyor olmasında. Özellikle çalışmanın erdemi, çalışmanın güzelliği, hadi hepimiz el ele tutuşup çalışalım ve başımızdaki toprak sahibini kalkındıralım, belki üç balya daha samanımız olur tadında aza tamah ve güruhların en baştakini kalkındırdığı güzellemelerinin olduğu bir çağdan bahsettiğimizi göz önüne alırsak, kitabın çok ama çok “çalışmak her şeyin başıdır” tarzında bir yaklaşımı olduğunu söyleyebilirim. Bana biraz da fazla fanatikçe bir yaklaşım geldiği için yer yer gülümsemeden edemedim. Kaldı ki günümüzde tek başarı kıstasının akademik kariyer olmadığını düşünürsek, çok çağdışı bir fanatizm olmalı bu bizim için. Özellikle bunun en güzel örneği, sporla elde edilen başarıların yazar için asla ama asla başarı kabul edilmemesi, hatta fazlası zarar diye paragraf yazmış olması bol bol. Tarihsel süreçlere, çalışmanın tarihçesine az biraz hakimim açıkçası. Mimarlık okurken bir projem “co-working” olarak adlandırılan ortak, toplumsal çalışma mekanları üretmeye ve bunu mavi yakalılar üzerinden incelemeye yönelikti. Bu süreçte yaptığım okumalar sonucunda aklımda kalan en net şey çalışmaya bakış açısının yüzyıllar içerisinde sürekli değişmesine rağmen, daima yoksul halkı “çalışırsanız para kazanırsınız, çalışırsanız zengin olursunuz” gibi bir umut pompalamanın mevcudiyetiydi. Bu eylemi gerçekleştirilenlerin ise bu çalışmadan, çalışandan daha çok ekmek yiyen, en az emekle en çok kazanç elde eden güruhlar olduğunu tabii ki söylemesem bile tahmin edebilirsiniz. Bu konuda görüşlerimi besleyen ve sanırım bu kitabın fanatik yanı karşısında bir karşıtı olarak kabul edebileceğim Tembellik Hakkı kitabı ise beni çok daha fazla etkiledi ve çok daha fazla bilgiye doyurdu diyebilirim. Bu iki kitaptan kıyasla bu kitapta yetersiz bulduğum ve beni çok rahatsız eden başka iki noktaya değinmek istiyorum. İlki, yazarın kendi fikirlerini destekleyecek yeterli örnekleri olmamasıydı. Fikirlerine ek olarak söyledikleri yazarlardan alıntılar, gündelik hayattan öznel sonuçlar çıkarılması mümkün ve yetersiz gözlemler, hayatın akışından nereden baktığınıza bağlı olarak değişebilecek birkaç kesit gibi örnekler ve çoğunlukla bunların dışında süslü betimlemelerdi. Kendi fikirlerini desteklemeye gerek duymadığını, çünkü fikirlerinin en doğru fikirler olduğu konusunda kendi kendini çoktan ikna etmiş bir yazar olduğunu düşünüyorum. Öyle ki yazarken sanki bu benim fikrim, bu fikri kabul etmiyorsanız salaksınızdır. Çünkü benim fikrim doğru ve sizin fikrini vasat gibi bir şey okusam, hiç şaşırmazdım. Nitekim bunu söylememin en büyük nedeni de beni rahatsız eden ikinci noktanın bu olması. Karşıt görüşü çürütmeye yönelik herhangi bir bilimsel çıkarımda bulunduğu yer sayısı çok çok az olmakla birlikte, bunu çokta saygılı bir dille ifade ettiğini düşünmüyorum. Örneğin erken yatıp, erken kalkmayla ilgili yazdığı kısımlarda, her ne kadar bende aynı görüşte olsam ve günü en verimli bu şekilde kullanacağımızı düşünsem de üslubunu hiç sevmedim. Üniversite yıllarımda özellikle geceleri çalışırdım çünkü tasarım odaklı çalışmam gerekiyordu ve zihnimin en berrak olduğu saatler gece 10’dan sonra, sabah 5’e kadar olan aralık olurdu genelde. Dünya susmuş, sizin oturup ilhamınızı değerlendirmenizi, bir şeyler üretmenizi bekler gibi gelirdi bana. Tabii ki her meslek için bu geçerli değil, hatta çoğunluk için değil, bunu kabul ediyorum, fakat yazarın karşıt bir görüşe asla yer bırakmayıp “gece daha iyi çalıştığını zannedenler aslında boş çalışmaya alışmış, vasat çalışmalaya alışmış, kendini buna ikna etmiş kişilerdir” gibi, tam bu kelimelerle olmasa da bu tarz bir saldırısı mevcuttu ve çok şahsi algıladım ister istemez. Ki bunun benim için, en güzel canlı örneği benim karşıt görüş olarak. Sabah çalışmalarından aldığım verimle gece çalışmalarından aldığım verimi, sonuç ürüne dayalı olarak bile karşılaştırdığımda arada uçurum oluyordu. Bu tarz öznel, kişisel, geçerliliği bilimsel olarak asla kanıtlanmamış bir yorumla insanları yazarın kendi istediği saatler arasında çalışmaya teşvik etmesinin profesyonelce olduğu düşünmüyorum. İnsanların hangi saatler daha verimli olduğu konusunda, aslında biraz daha kalıtsal, atalarımızdan geçen genlerimizin baskın olduğuna yönelik bilimsel görüşe inanıyorum ki bu kitabın yazıldığı yıllarda bu görüşün varlığının v’si bile ortada yoktur, o yüzden yazara çok bir şey diyememekle birlikte, eğer yaşıyor olsaydı kendisini “etkili iletişim teknikleri ve üslup” seminerine katılmaya yönlendirmek isterdim. Kitap hakkında söyleyebilecek çok ama çok fazla şey var aslında daha ama gerisi de sizin yorumunuza kalsın diyorum. Çok uzun zamandır bu incelikte bir kitabı bu kadar uzun sürede okumamıştım. Defalarca kez bırakmaya yanaştım ama karşıt görüşlere de yer vermek adına okumaya ve yazarı, görüşlerini anlamaya çalışmaya devam ettim. Sonuna geldiğimde ise halen anlayamamıştım ve kitap bittiği için iç sıkıntım geçmişti sadece. O yüzden eğer buraya kadar okuduysanız, asla tavsiye etmeyeceğimi tahmin edebilirsiniz. Çevrenizdekilere de önermeyin lütfen. Kitaplarla kalın..
İnceleme
İrade EğitimiJules Payot · İş Bankası Kültür Yayınları · 202438,5bin okunma
·
70 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.