·286 syf.····Okunma: 29 Aralık 2024 00:24 Bu kitap belki bir Dostoyevski eseri olsaydı dünyaca tanınabilen bir kitap olabilirdi diye düşündüm kitabı okurken. İnsanın iç dünyasını, duygularını ve çelişkilerini bu kadar iyi anlatmak oldukça zor bir durum çünkü. Kendi duygularımızı bile çoğu zaman tam olarak ifade edemezken kitabın iki temel karakteri Suat ve Necip’in duygusal gelgitlerini çok iyi cümlelere dönüştürmüş yazar.
Suat evliliğinin ve hayatının güzel günlerinin geride kaldığını düşünüp, yaşamının bu aşamasını eylül ayına benzetir ve “her şey çürüyor” diyerek tanımlar yazar bunu. Necip ise tüm kadınların güvenilmez olduğunu düşünürken ideal kadın formuna soktuğu Suat’a bir çeşit kutsal sevgi besler.
Duygularımız sanırım peşinden çelişkileri de getiriyor ki kitapta bunu fazlasıyla görüyorsunuz. Örneğin Necip’in kadınlara olan güvensizliğiyle birlikte, Suat’ın kocasını terk etmesini istemesi/beklemesi ya da yine Necip'in güvenden bahsederken, ona evini açan ve dostça davranan arkadaşının karısına aşık olması bunun en keskin bölümüydü.
Okurken cümleler arasında, tartışılacak ve üstüne düşünülmesi gereken pek çok kısım var. Özellikle “Ah şu kadınlar! Ah şu erkekler!” türü ezbere şikayetlenmeden öte aslında herkesin birbirini anlamadan, kendi kafasında yarattığı olaylarla değerlendirdiğini görmek etkileyici bir durum.
Bu kitabı entrikalı bir aşk hikayesi olarak okursanız beğenmeyebilirsiniz ama insanın duyguları, bağlılıkları ile birlikte toplumsal kurallara istese de istemese de hatta yok saysa bile nasıl bağlı olduğunu görerek okursanız etkileyici bir kitap olduğunu anlarsınız.
Ayrıca kitabın adı ve içeriği o kadar güzel bir bütünlük taşıyor ki Mehmed Rauf’un yazarlığının da inceliğini burada bile görüyorsunuz. Yazarı bu kadar geç tanımış olmaksa benim açımdan insanda mahcubiyet yaratıyor.
Eylül yazdan parçalar taşısa da kışa daha yakındır... Ve bu da hayatımızın kaçınılmazıdır belki.