Çehov'un Altıncı Koğuş'unda olduğu gibi -ki ilk okuduğum kitabı odur- burda da insanı derin düşüncelere sevkeden konular üzerine güzel tartışmalar dönüyor. Bundan önce okuduğum Bozkır'da ise asla aynı yazarın bu iki kitabı yazdığı düşüncesi aklımdan geçmezdi. İkisi de harika fikrimce ama yazarın son dönemler toplum üzerine yazdığı eserler baya farklı geldi gözüme. "Bu dün okuduğum yazarın kitabı olamaz" bile dedim altıncı koğuş aklıma gelene dek ki bu ona rağmen farklı geldi. Kitabın üstünde bir kasvet var gibiydi bu yüzden okurken gerildiğimi söyleyebilirim. Karakterler de aynı şekilde garip geldi. Kitapta bir şeyin eksikliğini çok hissettim ki hâlâ bulmuş değilim. Bunlar kitabı kötü yapmaz elbette ama belki de yazar böyle bir etki yaratmak istemiş olabilir.
Kitap kabaca sosyal düzenin boyun eğmediği proleterleşen bir gencin ağzından anlatılmakta. Onun, babasının tüm statülerini reddedip kol gücü ile çalışmasını, kendi gibi üst sınıftan bir kız ile evlenip köyde süren yaşamını anlatıyor. Yazar dönemin insanını sert bir şekilde eleştirmekte. Bunu da ustası olduğu betimlemelerle değil, karakterin ağzından okuyarak sağlamış. Belki de okuyanın üzerinde daha çok etki bırakıp karakteri benimsemesi için tercih etmiş de olabilir. Okuduğum 6 ya da 7. kitabı olmasına rağmen ilk defa kahraman bakış açısına denk geldim. Kitabın başındaki konuşmalar hoşuma gitse de ortalarda sıkıldığını itiraf etmeliyim. Sonlara doğru tekrar açıldı kitap.
(Spoi) Şimdi gelelim benim lafügüzaf düşüncelerime: evet, sosyal eşitsizlik var. Daha çok çalışan daha az maaş alıyor. Statü çoğu şeyin anahtarı ve zenginsen, soyluysan hayat daha kolay ve sancısız ama eldeki imkanları kullanarak doktor olmak, müteahhit olmak ve topluma yararlı işler yapmak da az şeyler değil ki fikrimce çok değerli. Önemli olan hakkı olana hakkını vermek ve bir müteahhite duyulan saygıyı boyacı, işçi ve diğer "alt tabaka" işi olarak görülen işlere de duymaktır. Bunun olmaması zaten başlı başına eleştiri unsuru lâkin asıl sorun imkan varken onu kullanıp insanları bilinçlendirmeye çalışmak, onların yaptığını yapmak değil diye düşünüyorum. Tabii yazar da bunu yapıyor ve karakter üzerinden bize bir şeyler aktarmaya çalışıyor. Ben karakterin kendisi için bu eleştiriyi sunuyorum. Onuda belirteyim. Bu düşünceye ek olarak Blagovo ile tartıştıkları sahnede iki tarafa da kısmen hak verdim. Üstte yazdığım kısımlarda Blagova gibi düşündüğümü söyleyebilirim ama 54. sayfada Misail'in anlattıkları da yalan sayılmaz: "Toprak köleliği artık yok, buna karşılık kapitalizm gelişiyor." (Syf. 53) "Köleleştirme sanatı sa tedricî olarak gelişip yayılmaktadır. Uşaklarımızı artık ahırlarda kırbaçlamıyoruz, ama köleliğe yeni, inceltilmiş biçimler verebiliyor, en azından her özel durum için köleliği haklı çıkaracak gerekçeler bulmayı becerebiliyoruz." (Syf. 54) Buna ek olarak "en değerli görevleri filozoflarımız gibi yüce amaca hizmet edenler mi yapacak?" düşüncesine de sert bir şekilde karşı çıkıyor karakterimiz ki bunda da ona hak veriyorum. Hatta bu sayfalardan sonra proleterleşmesinin sebebini de anlayabiliyorum ama bunun çözümünü herkesin aynı işi yapmasında değil, emeğe verilen değerin adaletli olması sağlayabilir. Kitabın sonlarında karakter bunun işe yaradığını, başta onu ezen, hor gören herkesin zamanla saygısını kazandığını söylese de ben bu sancılı sürecin sonunun sadece Misail için olumlu bittiğini söyleyebilirim. Gerçi köleliğin, haksızlığın hâlâ farklı boyutunu yaşıyoruz günümüzde. Kısaca ufukta yeni bir şey yok.
Maşa karakteri için de şu yakıştırmayı yapacağım: ne ayran gönüllü kızmışsın sen. Başta her karakter gibi o da tuhaf gelmişti. Zamanla çözülen tek karakter de o oldu fikrimce.
Eşitsizliği ve cahilliği eleştiren bu eser güzeldi. Ben Çehov'u diğer eserleriyle daha çok sevsem de yazarın topluma sırtını dönmemesi ve eserlerinde değişim için mücadele vermesi takdir edilesi. Ona daha çok saygı duymama da bir etken. Çehov okumaya başlamadıysanız ilk olarak önermem ama 3-4 kitap sonrası neden olmasın?