Sinan Canan ’ın kitabının arkasındaki yazıda belirttiği üzere “hayatın anlamı” pek büyük bir başlık. Herkesin ara sıra kendisine sorduğu bu soruya cevap vermeye çalışıyor. Kitap Sapien kanalında yaptığı Hayatın Anlamı başlıklı video serisinden seçilen içeriklerin kitaplaştırılmış hali.
Üç bölümden oluşan Hayatın Anlamı hayatın anlamına üç ana başlık altında cevaplar vermeye çalışmış. İlk bölümde anlam kiplerinden bahsetmiş. Mutluluk, özgürlük, anlamsızlık, hikâyeler, islam ve anarşizmden bahsediyor. Burada dilimizdeki hoşgörü kavramını aslında ne kadar yanlış anladığımı fark ettim. Biz hoşgörü kavramını bazen katlanmak olarak anlıyoruz. Halbuki katlanmak kelimesinin karşılığı tahammül. Kökeni hamallıktan geliyor. Taşıyabildiğim kadar taşırım anlamına geliyor. Oysaki hoşgörü kötü görünen bir şeyin hoş tarafını bulup çıkarıp onu görmektir. Onun hoşluğunu fark edebilmektir. Gafletten bahsetmiş. Neyin ne olduğunu bilmeden yaşayıp gitmek demekmiş. Okurken bunun gibi yeni şeyleri öğrenmek ve fark etmek, kendine bir şeyler katmak iyi geliyor insana.
Bazen neyin iyi neyin kötü olduğunu anlamakta zorlanıyoruz. Bunun hakkında Leopold’un bir alıntısına değinmiş. “Bir şey, bir fikir, bir eylem, bir söz eğer canlılığı, canlının güzelliğini ve onun çeşitliliğini, farklılığını destekliyorsa iyidir, değilse kötüdür.” Bu kadar kolay.
Dijital dünyada fiziksel defter tutmanın önemine değinmiş. El ve beyin birlikte çalışan iki yapı ve biz kâğıda yazdığımızda aslında zihnimize de kazımış oluyoruz.
İkinci bölümde ise anlam öznelerine değiniyor. Aile, aşk, haz, ait olmak, üremek, ölüm konularını işliyor. Nihan Kaya ’nın İyi Aile Yoktur kitabından faydalandığından bahsediyor. Henüz okumadığım bu kitabı ilerleyen dönemde okumayı planlıyorum.
İnsanın sevmeye önce kendisini sevmesinden başlaması gerektiğine, kendi kendine mutlu olmayan insanı hiç kimsenin mutlu edemeyeceğine değinmiş. Hayatımızdaki bazı toksik insanlarda karşılaştığımız sorunun temeli belki bu olabilir.
Üreme isteğinin insanda başka bir seviyeye taşınması gerektiğinden bahsediyor. Çocuk yapmak zorunda değil hiç kimse. Hayatta bir şey yaratmak demek sadece çocuk yapmakla sınırlı değil. Tek başına hayatını sürdürmüş ve ömrünü güzel tamamlayan insanlar da var. Bu kısmı okurken aklıma Arthur Schopenhauer ‘ın “Şu çocuk dünyaya getirme işi şimdi olduğu gibi bir zorunluluk veya bendensel zevkin eşlik ettiği bir şey değilde tamamen düşünüp taşınarak akılla yapılan bir iş olsaydı, acaba insan soyu gerçekten varlığını sürdürmek ister miydi?” sözü aklıma geldi. Bence üstüne düşünülmesi ve sorgulanması gereken bir konu.
Üçüncü bölümde anlam nesnelerinden; para, çalışmak, mücadele, yaratıcılık, öğrenmek, merak, tüketmek kavramlarından bahsediyor. Burada paranın gerçekte ne olduğu, parayla ilişkimizin nasıl en doğru şekilde kurabileceğimizi öğrenmek konusunda Dursun Ali Yaz ’ın Para adlı kitabını önermiş. Bu kitabı da okuma listeme dahil ettim.
Günümüzde dilimizin nasıl yozlaştığından da bahsetmiş. Gençlerin sadece kanka kelimesini farklı tonlarda kullanarak kendisini nasıl ifade edebildiğine şaşırmış. Gerçekten de öyle. Türkçe gerçekten çok güzel ve özel bir dil. Dil eğitimindeki savsaklamanın vatan hainliği sayılması gerektiğini düşünüyor. Katılıyorum bu düşüncesine. Bizim ilk öğrendiğimiz dil zihnimizi şekillendiriyor. O dili kaba saba bir öbek şeklinde bırakırsak 300-500 kelimelik bir zihne mahkûm oluruz. Bu zihin ne büyük fikirlerden anlar, ne şiirden, ne edebiyattan, ne de bilimden…
Öğrenmeyi geliştirmek bölümünde Matthew McConaughey’in Oscar konuşmasında yaptığı metafordan örnek vermiş. Yirmi sene sonraki kendini, kahramanın olarak belirlersen, bir de ona âşık olursan, o zaman onun peşinden gidebilmek, o hayal ettiğin kişi olabilmek için her şeyi emersin dünyada. Güzel fikir bence. Uygulanmalı.
Köreltilen merak duygumuza değiniyor. Bir çocuk psikopat olduğu için prize parmağını sokmaz. Merak ettiği için sokar. Çocukluğumu hatırlıyorum da ne büyük bir merakım vardı. Büyüdükçe köreldiğinin farkına ancak varabildim.
Kitapla ilgili ufak bir eleştirim var. Kitabın daha özenli, yazım hatalarına dikkat edilmiş olarak basılmasını isterdim. Yer yer kopuyorsunuz, bağlantı kurmakta zorlanabiliyorsunuz. Ama öyle yerler geliyor ki kendinizden bir şey buluyorsunuz ve okumaya kaldığınız yerden devam ediyorsunuz. Beğendiğim noktalarından bir tanesi de eğer anlatılan her şey hoşunuza gidiyorsa gidin başka şeyler okuyun diyor. Burası size yeni şeyler sunmaz. Ezberinizi bozan şeylerle karşılaşmanız gerek ki nasibiniz artsın diyerek ekliyor. Değerli bir tavsiye.
Son olarak kitabın önsözünde Sinan Canan’ın dediği gibi “Hayatın anlamı hiçbir insanda veya dışarıda hazır bulunmuyor. Hepimiz onu kendimiz yaratmak zorundayız. Burada söylenenler ancak benim için doğrudur. O da şimdilik. Sizin doğrunuzun en doğrusu olacağından şüphem yok.”
Anlamlı günlerde buluşmak dileğiyle.