·279 syf.··Beğendi
···Okunma: 25 Ocak 2025 21:16 Doğduğumuz toprakları ve çevreye alışırız. Severiz sevmeyiz ama bir sürü ilk an o topraklarda hayatımıza dahil olur. Konuşulan dile maruz kalmadan önce adet örf gelenek ve kurallarla tanışırız. Nasıl mı? Ahmed Arif’in unutulmaz dizelerinde olduğu gibi:
“Doğdun,
Üç gün aç tuttuk
Üç gün meme vermedik sana
Adiloş Bebem,
Hasta düşmeyesin diye,
Töremiz böyle diye,
Saldır şimdi memeye,
Saldır da büyü...”
Sonra doğumsal getirdiğimiz içine hapsolduğumuz cinsel kimliğimiz bize tavırları ve elbette kılık kıyafetleri belirler. Pembeler, maviler, etekler, pantolonlar, kısa saçlar, küpeler. Sonra bir dile maruz kalırız çünkü iletişimin en bilinen ve manüplasyonu en kolay yollarından biridir ana-dilimiz. Anamıza ve babamıza atvedilen tüm arketipler şekillendirir bizi. Devlet babadır, ana kutsal ve ana vatanda yaşarız. Bu bizi şekillendiren habitatımızdır. Sınırımız olur önce sonra da kökümüz en sonda çıpamız. Burada olup bitenler ailemizde, mahallemizde, kasabamızda olup birenler artık hayatımızı bir parçasıdır ve çoğunu sorgulamadan bir sürü anı biriktiririz. Bu sorgulamama aslında tüm küçük kusurları büyük kusurları ahlakı ahlaksızlıkları içine alan yaşam şeklimizdir. Kabul ediş bir toplumsal sözleşmedir. Suskun yazılı kuralları olmayan ama herkesçe bilinen bir gerçeklik. Bakal amcanın çapkınlığı, berberin gizli homoseksüelliği, komşu kadının arsızlığı, mahallenin en güzel kızının kaçıp gitme hayalleri, bizim için hepsi rutin hayatın parçalarıdır.
“Belki de yaşam, hiçbir zaman gerçekleşmeyen düşlerdi.” Yazar bir ayna tutuyor bu rutinin dişlilerine bizi şekillendiren tüm bileşenlere tarafsız yönsüz yargısız bir ayna… Yazarın sanki elinde bir kamera var ve kasabanın gizli saklı güzel çirkin her olayını yakın çekim paylaşıyor bizimle. Bakkalı, berberi, komşu kızını, ilk aşkı tadan gençleri, ergenliği yaşayan çocukları hepsini. Bir kasabanın sokaklarından süzülüp akanları, duvarlarının arkasında yaşananları, ahlaksızlığı, aşkı, ilk deneyimleri, metamorfozu aktarıyor bize. “Ne çok şey bırakmıştı o duvarların ardında, derisi yüzülmüş, ruhunun tuzlanmış gövdesiyle kalakalmıştı.” Yontmak bir mermerin içinde size bakan heykeli çıkarmak işine yaradığı gibi, doğallığınızdan, doğanızdan pek çok şeyi de kaybetmenizin sebebidir. Kasaba da bulunduğu coğrafyanın hegomanik egemen gücünden nasibini elbette alır. İktidar ismini değiştirir, iktidar evleneceklere, yasal seks için gerek şartlara ve elbette hak ve ödevlere de karar verir. Okulda okunacak konu bellidir, toplumda uyulacak hukuk kuralları sözlü kuralların üzerindedir(küçücük toplumunuzun işine gelip gelmemesi veya geleneklerine aykırı olup olması, doğanızın bunu kabul edip etmemesi genel anlamda egemen gücün hukukunu bağlamaz), askere gidilip vatan borcu ödenir, devletin devamı için vergi ödenir. Hepside aynı anda ve şu anda yaşanır. Hayat akıp giderken bunlarda sıradanın içine hapsolur. Ve artık bu bir yaşam biçimidir. Yazarın naif itirazı, yazarın bu noktada ki şerhi kelimeleri seçme güçündedir. Ve bu yazar zülfiyare dokunur. İnceden edebiyatın içinde kalarak dokunur sıradana, kurallara, ahlaka, ahlaksızlığa, bizim bakış açımıza. “İnsanlar çok tuhaf, düşünce dünyaları ile pratik hayatları arasındaki mesafeye bir ömür sığardı.” Yazarın söyleyecek cümleleri, duruşunu sergileyecek parağrafları var. Bunu yaparken sıradanı olağanı ve hayatın içindeni seçiyor. Ve “Zamanı geldiğinde her şey kendi yokluğuna teslim oluyor…”