Aylardır bölüm bölüm okuyup, gittiğim her yere götürdüğüm belki de hayatımda okuduğum en ağır kitaplardan biri nihayete erdi. Nietzsche’nin aforizmalarından biraz daha sade ama içimizi ve beynimizi yakmaktan geri durmayan bu kitap.. Kitaptan çok yazarı
Emil Michel Cioran dan bahsetmek daha anlaşılır kılabilir. Rumen asıllı Fransız filozof olarak geçiyor kayıtlarda. Adını bile sonradan kendi değiştirmiş daha Fransız görünsün diye. Felsefeye düşkünlüğü çocuk yaşta başlamış, Bergson’dan etkilenip yoluna devam edecekken birden bire çok uçlarda soluk almaya başlamış. Hayır hayat güzellemelerle dolu değil, çoğu filozof (Bergson dahil) hayatın trajik yanından bihaber. Hümanizm çöp, hepimiz bu hayata neden geldik ki? Karamsarlığın dibi, insan ırkının olgunlaşmamış yüzü diye başladı ve bitti. Çürüme dediği şey kendi içinden başlayıp varoluşun anlamı ya da ona göre anlamsızlığı ile devam eden bir yolculuktu. Yazar bardağın hep boş tarafına bakmış, görmek istemeyenleri aleni şekilde ahmak olmakla itham etmiş. Ağırdı.. üslubu, yer yer beni getirdiği noktalar ve yüzleştirdiği gerçekler ağırdı. İncecik bir kitap aylarımı aldı. Fakat en çok altını çizip notlar aldığım kitap olarak bendeki yeri ayrı olacak. #emilcioran okumaya yeni başladım ve yılda bir kez de olsa devam edeceğim. Farklı bakış açıları beni oturduğum yerden kaldırmaya yetti çünkü. Deneyimlemek isteyenler önce Cioaran hakkında bir hazırlık yapsın. Kitaptan güzel bir alıntı ile kapanışı yapıyorum:
Ya bana başka bir evren sunulsun ya da pes ediyorum ..