Bu kitaba büyük bir heyecan içinde başladım. İki büyük yazarın birbiri ile teması olmadan nasıl özel bir bağı olduğunu bize akademik bir yol ile gösteriyor. Kitabın yüzde doksan kısmı Sylvia Plath , kalan kısmı ise Nilgün Marmara üzerine. Onların yaşamları, edebi temaları ve üslupları incelenmiş yazar tarafından. Öncelikle her iki yazarın da bakış açısı ve teması aynı: ölüme yakınlık tutkusu. Aynı zamanda her iki yazarın da şiirlerinde, duygular ve metaforların kullanımı neredeyse birebir aynı şekilde kullanılmış. Burada, Nilgün Marmara'nın Sylvia Plath üzerinde yazdığı tezini de düşünürsek, Sylvia Plath'ın Şairliğinin İntiharı Bağlamında Analiz , Sylvia Plath'i örnek aldığını ve aynı metaforları benzer anlamlarda kullanmak istediğini gözlemleyebiliriz.
Eseri okurken yeni bir kavramla tanıştım; gizdökümcülük. Gizdökümcülük ve gizdökümcü yazarlar oldukça ilgimi çekti (kendi üslubuma da oldukça yakın hissettim) ve bu tema üzerinde ayrıca uzun bir ileti oluşturdum. Bakmak isteyenler sayfamdaki iletilerden okuyabilirler :) Velhasıl hem Sylvia Plath için hem de Nilgün Marmara için birer gizdökümcü yazar diyebiliriz. Bu eseri okurken hoşuma giden düşüncelerden biri, Nilgün Marmara'nın şiirinde yer alan "saydam ormanlarının", Sylvia Plath'in "sırça fanusuna" denk olmasıdır. İkisi için de kafes görevi, özgünlük ve özgürlük evreni gördüğü yerleri, daha psikolojik bir tanımla güvenli bölgelerini bu şekilde hem farklı hem de aynı betimlemesi oldukça güzel. Bu eser de her iki yazarın bu gibi benzer kullandıkları metaforları detaylı şekilde göstermesi, kitaplara ve yazarlara olan bilgi birikiminin ufkunu daha da aydınlattığını düşünüyorum.
Her iki yazara da kendi içimde hissettiğim yakın taraflar var. Özellikle üslup ve tema konusunda kendime oldukça yakın görüyorum. Çok profesyonel olarak yazmasam da yazdıklarımda güçlü bir karamsarlık duygusunun ya da düşsel melankolinin ağır bastığını söyleyebilirim ve kendimi bildim bileli yapım gereği bu unsurları yazmaktan zevk aldığımı, hatta ihtiyaç duyduğumu farkettim. Özellikle Nilgün Marmara'nın ölüm ve yalnızlık üzerinde yazdıkları, ölüme karşı olan bireysel bir dokunuş, kendi yazılarımda da ön plana çıkıyor. Okurken dilini bazen anlayamasam da o kullandığı karmaşık kelimelerin derinlerde bir yerlerde içime dokunduğunu hissediyorum.
Fakat bunlarla beraber bu kitapta Sylvia Plath hakkında bambaşka şeyler de öğreniyorum. Örneğin; bu kitabı okumadan önce Sylvia'nın sadece iyi bir yazar ama bir o kadar mutsuz olduğunu, Virginia Woolf ile özel bir yakınlığı olduğunu biliyordum. Bu kitapta ise bütün karakterini eşeliyoruz. Sylvia'nın en çok belirtildiği ve kendisinin de yakındığı özellikleri sık sık tekrar edilmiş: kıskançlık, kibir ve nefret hissi. Bunu daha iyi olarak yazarın hayatında ne gibi etkileri olduğunu görmek için Günlükler kitabından da okumak gerekli ki bu eserde de en çok alıntı bu kitaptan yapılmış! Bunun yanında, Sırça Fanus 'u okuduğum halde tekrar okuyacağım, çünkü bu eserde de öğrendiğim üzere o romanın baş kahramanı da yine Plath'in ta kendisi :) Kendi günlüklerinden çıkan bir özet Sırça Fanus romanı. Okuyacaklara esere bu gözle bakmalarını tavsiye ederim.
Sylvia Plath'i Bu denli kapsamlı okuyunca, kendisini gerçek hayatta, dışarıda pek sevmezdim diyorum. Hatta oldukça kötü biri olarak düşünürdüm. Bu sebeple bir tavsiye vermem gerekirse; bu kitap, Slyvia Plath ve Nilgün Marmara'da İntihar ve Ölüm , kesinlikle Günlükler ve Sırça Fanus'tan önce okunmalı! Yoksa başarılı yazarımızın arkasındaki yaşamı bu denli irdeli şekilde göremeyiz. Her yazar için biyografi ya da incelemeler okumak şart değil ancak Plath için öyle kesinlikle.
Stephen Frosh'un "Toplumsal Bir Yaşantı Olarak Kimlik" makalesinde yazdığı, "Çağdaş toplumun apaçık yıkıcılığında dişle tırnakla sökülüp alınmış olan bu yaratıcı onaylama, yalnızca özerklik ve bütünlük mümkünmüş, ahlaki dokumuz iyileştirildiğinde her şey iyi olacakmış gibi yapmaktan mı ibarettir?" sorusu üzerine, Plath'in yaşamı ve günlükleri incelenebilir.
Öte yandan, bu kitap bana şu noktada ilham verdi. Plath'in bile şiirleri pek çok kez hatta pes edecek kadar editörlerden ret dönüşleri alıyor. Başarısızlık hissini en derinlerinde yaşadığı oluyor ancak görüyoruz ki şu an kült diyebileceğimiz bir kategoride adı altın harflerle parlıyor. Bu sebeple, hedeflerimizden vazgeçmemeliyiz. Gerçekten bazen süreçler yorucu, motivasyonumuz bir o kadar akıl sınırlarımızı zorlayacak denli düşebiliyor ve bu esnada belirsiz bir başarı fikri bize oldukça uzak gelebiliyor. Yapacağımız şey; yola devam etmek.
Son olarak, eserde eleştirebileceğim şeylerden biri; Nilgün Marmara 'ya ve onun hayatına çok az yer verilmiş. Neticede büyük bir yazar çevresi var, yaşantısı ve yazdıkları kitapta olduğundan da daha detaylı. Onun kimliğini anlamak ve yazdıkları üzerinde incelemelere daha fazla yer vermek, kitabı daha da özel kılabilirdi. Bununla beraber, bu yazarları okumayı seviyorsanız, kitap mutlaka kütüphanenizde bulunmalı. Keyifli okumalar dilerim!