(Öncelikle bu yazıyı okuyanlara sevgilerimi iletiyor ve anlayışınızı bekliyorum bu sadece benim düşüncelerim. Kitabı okumayanlar lütfen bu yazıyı *şimdilik* okumasın! İncelemem hem özet hem de eleştiri içermektedir!)
Martin Eden yazarın kalemine hayran olduğum ama hayatımda ilk defa da baş karakterini sevmediğim bir eser olmuştur.
Martin Eden ilk başta denizcilik yapıp hayatını idame ettirirken sonrasında Ruth ile tanışmasıyla burjuva hayatını özenmiş kibar söylemle hayran olmuştur ve o hayatta olmak istemiştir. Onun yaşadığı hayata hayran olarak aslından o hayatı sevmiş Rurth'u sevmemiştir. yazar olmayı kafaya koyan Martin kütüphaneler de kitap okumuş dilini de bu yönde geliştirmiştir. Ruth sayesinde tanıştığı insanlara (profesör, edebiyat okuyan öğrenciler vb...) ki keza Ruth'u da çalıştığı kısacık zamanla onların aldığı eğitimden üstün görüp kibirli söylemlerle onları aşağılamıştır. tabii insanlar bu yazıyı ve Martin'in de bu yaptığını da bir hayli normal ya da tatmin edici bulmuşladır. Çünkü halktan gelmiş biri profesörleri yüksek çalışanları kelimeleriyle yenince ki yazar da bize bunu böyle gösterince baş karakterin tarafını tutmamak imkansız öyle değil mi? benim için öyle olmadı. Kitap boyunca Martin Eden'in ben merkezci yaşamını hiç sevemedim. Yazarın kalemi ne kadar iyi olsa da bana Martin'i sevdiremedi.
Sürekli şiirler hikayeler yazıp yayınevlerine gönderen Martin hiç bir yerden kabul almıyordu. bu süre boyunca da Ruthla epey ters düşmüştüler ve Ruth babasının ona iş ayarlayabileceğini yazarlıkla uğraşmaması gerektiğini söyledi. ama Martin ona iki yıl süre vermesi gerektiğini iki yıl sonra işleri yoluna koyacağını söyledi.
Martin'in hayatına bir anda açken ve ihtiyaç halindeyken karşısına Brissenden çıktı. kitapta en sevdiğim karakterlerden biridir. Brissenden hep onun yanında oldu hem maddi hem manevi iyi bir arkadaştı arada ortadan kaybolurdu ve hayatı hakkında da hiç bir bilgiye sahip değildik keşke olsaydık. Bu Martin'in hikayesi biliyorum fakat Martin'in Brissenden'i hiç merak etmemesi hep kendisi ve dertleri hakkında konuşması onu tek merak ettiği hatta merak ettiği demeyelim şuna etmedi çünkü onun kitabını ondan izinsiz yayınevine verdikten sonra onun iznini almak aklına gelmiş ve kaldığı otele o sebeple gitmiştir aslında ve gittiğinde de Brissenden'in intihar ettiğini ve hatta beş gün olduğunu öğreniyoruz burda ki beş gün detayı da Martin'in arkadaşı üzerindeki ilgisizliğini bize daha net gösteriyor aslında 40. bölümde gerçekleşen bu olay beni derinden etkiledi ama sadece beni değil Ruth'dan ayrılan Martin'i daha çok etkiledi daha doğrusu kendini kaptırdığı hayattan uyanmasını sağladı. herkesin Ruth'dan ayrıldığı için depresyona girdiği söylemine ben katılmıyorum. Depresyona Brissenden'in intiharıyla onun ona söylemiş olduğu şiirle başladı.
40.bölümden 46.bölüme kadar intihar düşüncesine sahip bir bireyin yapabileceği her şeyi yapan hayattan elini eteğini çeken Martin gittikçe şöhrete ulaşmış ama bundan hiç keyif almamıştır. çünkü ulaştığı hayat hayal ettiği kadar ne süslü püslü ne de düşündüğü kadar zirvedeydi. Tüm kitaplarını yayınlayarak zengin olan Martin'in aklına bir kez bile Ruth gelmemiştir. bu da söyldeğim şeyi kanıtlar nitelikte benim gibi düşünen bazı okurlar Ruth'un asıl sevdiğini düşünüyormuş. Ben öyle de düşünmüyorum. Ruth Martin'i sevdiği şekle büründürebileceği fikrine aşık olmuştu ki o da olmayınca ayrılmıştı. Tek hatası Martin'in dediği gibi iki yıl bekleseydi aslında ikisininde çok arzuladığı şey olacaktı.
Martin şöhreti kazanınca gelen Ruth maalesef ki geç kalmıştı çünkü Martin o büyülü rüyasından çoktan uyanmıştı ve Ruth'u sevmediğinin farkındaydı onun için üzülmemişti de Martin kaybettiği birşey yoktu. ama Ruth'un pişmanlığı vardı nerden bilecekti bir zamanlar yüzüne buruşturarak dinlediği eserlerin bir gün çok ünlü olup dünya çapına açılacağını... Ruth'dan da kurtulan Martin hayata karşı kayıtsızlığını eski denizci arkadaşlarıyla buluşunca bir nebze düzeleceğini düşünmüş ama onlarla buluşunca bir nebze mutlu olsa bile artık o statüde biri olmadığını ve artık onlarla konuşamıyacağını düşünmüştür. yine bir kibir görüyoruz burda o hayattan bir anda uyanamaz tabii asıl o hayat oysa.
Lizzie ile tekrar karşılaşan Martin (Romanın başında Lizzieyi tanıyorduk ve Martin onu da beğenmiyordu o zamanlar) Lizzie'nin ona büyük bir aşk duyduğunu öğrenir ve asıl kitapta sadece burda aşk vardır. Martin onu kabul etmemiş ama arkadaş olarak kalmışlardır. Diğer yakınlarına olduğu gibi Lizzie'de yardım eden Martin denize olan hasretinden ve hatıralarından gemiye bi bilet alır. Gemiye binerken Lizzie'i yanına alma düşüncesi bir an aklından geçse de almaz iyi ki de almaz. Bazı okurlar hatta şöyle söyleyelim çoğu okur Lizzie ile gitseydi keşke Lizzie'e yazık oldu diyor fakar şunu hiç düşünmüyor asıl yanına alsaydı ona bir şans verseydi Lizzie'de artık bir Martin Eden olmaz mıydı? bunu bir düşünmek lazım Martin'in yaptığı en akıllıca şey onu yanına almamasıydı.
Gemide hatıralarında ki gibi keyif almayan Martin eskisi gibi bir işçi olarak değil, kendisine lüks bir oda kiralayarak önceden kıskandığı gibi kaptanın yanında yer alıyordu bu yolculuğunda ama tahmin ettiği gibi keyif almıyordu. Sürekli uykusu gelen Martin uyumaya odasına gittiğinde biraz gözlerini açık tuttabilmek için bir şeyler okumaya başlamış ve Swinburne'nin bir şiirine denk gelmiş ve onda takılı kalmış.
“Bunca şevkle tutunmaktan hayata,
Serbest kalmış korkudan, ümitten,
Kaçar ve şükrederiz tanrılara;
Bu lütuf geldiyse hangisinden.
Bir canlı sonsuza dek ömür sürmez
Ölü adam hiçbir zaman dirilmez
En yorulmuş nehir bile dinlenmez
Denize ulaşmadan salimen. ”
Martin Eden'in aklından ve dilinden bir türlü gitmemişti o an o şiir ve sanki bunca olanlara bir cevap almış gibiydi.
Bu şiir Martin'in sonu oldu.
Bu basit bir son değildi. Okuduğu şiir onun için 'sadece bir şiir' değildi.
Değerli Swinburne ile başladığı bu serüvenine onun şiiriyle başlamış onun şiiriyle hayatına son vermiştir.
(Onlar daha önceden yazılmıştı. bunun üzerine neden durmadığımıda söylemek isterim Martin sürekli insanlara o zaman nerdeydiniz benim ihtiyacım varken nerdeydiniz diyor. Okurların çoğunu bu kısım çok duygulandırmış olsa da bana dokunmadı keniside alt tabakadayken o tabakada ki insanlardan kendini üstün görüyordu o yüzde o şöhret kazandıktan sonra onunla muhattap olmaları bana şaşırtıcı gelmedi hayat böyle sen merdivenleri tırmanırken tökezlesen sana el uzatmazlar ama merdiveni tırmandıktan sonra iyi işti diyip yanında olurlar.
O zaman nerdeydiniz diyen Martin her ne kadar bunun üzüntüsünü çekse de Brissenden intihar etmeden önce sen neredeydin derler dimi o intihar ederken neredeydin bir tek o sana yardım etmişti kötü zamanında peki sen onun hayatının neresinde vardın diye daha çok soru sorarım Martin'e ama kendimi daha fazla kaptımak istemiyorum. gerçekten özleyeceğim bir eser benim için harikaydı detayları yazımı betimlemesi tamamiyle güzeldi yazarın kalemi harika şimdi bu yazıyı okuyanlar o kadar olumsuz şey yazdın Martin'i gömdükçe gömdün nasıl sevdiğin bir eser olabilir diye sorabilirsiniz. inanın ki en sevdiğim eserler arasına girdi. İlk defa bir kitap için bu kadar uzun uzun yazmak istedim düşüncelerimin tek kırıntısını unutmak istemiyorum, o kadar değerli benim için o yüzden buraya yazmak istedim yazım şeklimi eleştirmek isteyebilirsiniz ya da ne biçim yazı diyebilirsiniz üzgünüm ki bunların hiç biri umrumda olmayacak tek amacım kalemle yetişemediğim düşüncelerime buraya yazarak çare bulmam okuyan kaç kişi olur yada okuyan olur mu bilmiyorum ama lütfen düşüncelerime saygı duyun bu kadar yazıyı okuduysanız da helal olsun.
saygılarımla Eeyore...
Martin EdenJack London