John Berger 'ın " A'dan X'e " kitabını okuyup bitirdiğimde , bende bıraktığı o samimi, sessiz ama bir o kadar da güçlü hissi tarif etmek zor. Gerçekten çok sevdiğim, özel bir kitap oldu benim için ve yazar ile de ikinci kez bu kitabı ile tekrar buluşmuş oldum. Mektup formatında olması, Aida'nın hapisteki sevgilisi Xavier'e yazdıklarını okuyor olmak, beni doğrudan hikayenin içine, o mahrem, bekleyiş dolu alana çekti.
Beni en çok etkileyen şey, A'ida'nın o kadar zor koşullar altında bile Xavier'e duyduğu o sarsılmaz sevgi, umut ve bağlılıktı. Mektuplardaki dil o kadar naif, o kadar içten ki... Berger'ın o kendine has gözlem gücü, A'ida'nın kelimelerine yansıyor. Günlük hayatın en küçük ayrıntıları – bahçedeki bir bitki, pişirilen bir yemek, bir anı, duyulan bir ses – nasıl bir direnişe, bir yaşama tutunma çabasına, sevginin ifadesine dönüşebiliyor, bunu görmek çok etkileyiciydi.
Kitap sadece bir aşk hikayesi değil aslında; aynı zamanda baskı altında yaşamanın, umudu korumanın, dışarıdaki hayatın içerideki için nasıl bir nefes olabileceğinin ve kelimelerin, anlatmanın nasıl bir sığınak, bir özgürlük alanı yaratabileceğinin de hikayesi. Çok kısa olmasına rağmen, inanılmaz yoğun, katmanlı ve düşündürücüydü. Berger'ın o şefkatli bakışı ve kelimelerle yarattığı o derinlik, bende kalıcı bir iz bıraktı. Çok özel buldum gerçekten…