•Sarsıcılık %50
•Etkileyicilik %70
•Akıcılık %20
•İlham vericilik %100
“𝔹𝕒𝕤̧𝕒𝕣ı, 𝕜𝕚𝕤̧𝕚𝕟𝕚𝕟 𝕓𝕒𝕤̧𝕝𝕒𝕟𝕘ı𝕔̧ 𝕟𝕠𝕜𝕥𝕒𝕤ı 𝕚𝕝𝕖 𝕦𝕝𝕒𝕤̧𝕥ı𝕘̆ı 𝕪𝕖𝕣 𝕒𝕣𝕒𝕤ı𝕟𝕕𝕒𝕜𝕚 𝕗𝕒𝕣𝕜𝕥ı𝕣.“
~𝕊𝕨𝕖𝕥𝕥 𝕄𝕒𝕣𝕕𝕖𝕟~
Bu kitabı bitirdiğimde aklıma gelen ilk söz bu oldu.Tara’nın öyküsünün gerçek bir başarı öyküsü olduğu kesin.Zorluklarla örülü ve ayağa takılan taşlarla bezeli bir yolculuk.Ama pes etmeyen mücedeleci bir ana karakter : “T̲a̲r̲a̲ ̲W̲e̲s̲t̲o̲v̲e̲r̲ “
Normalde incelemelerime yazarın kısaca hayatına değinerek giriş yapmayı tercih ediyorum ancak bu kitapta bunu yapmama gerek yok çünkü eserimiz
otobiyografik bir roman…
Kitabın içeriğine geçmeden kısaca maddeler halinde mormonluktan bahsetmek istiyorum:
~𝗡𝗲𝗱𝗶𝗿 𝗯𝘂 𝗺𝗼𝗿𝗺𝗼𝗻𝗹𝘂𝗸?
•Bu kavram 1830’da Joseph Smith tarafından ortaya atılan dini bir harekettir.
•Kendilerini doğrudan İsa Mesih'in Son Zaman Azizler Kilisesi olarak görmüşlerdir.(bozulmuş olan hristiyanlığı düzelteceklerine inanmışlar)
•Vahiylerin eski zamanlarda olduğu gibi günümüzde de gönderildiğine inanmaktadırlar.(kutsal kitapları “The book of Mormon”)
•Evlilik ve aile hayatı mormonlar için çok önemlidir.Evliliğin amacı üremek ve tanrıya adanmış bireyler yetiştirmektir.Bu anlayışa göre ne kadar çok çocuk yaparsanız tanrıya o kadar yaklaşırsınız.
•Amerikan toplumunun tepki göstermesine dek 1890 yılına kadar çokeşlilik teşvik edilmekteydi.Ancak bu ,gelen tepkilerden dolayı Mormon kilise rahibinin bildirisi üzerine kaldırıldı.
•Mormonlar ilk etapta zencilerin tanrı tarafından lanetlendiğine inandıklarından dolayı kiliseye kabul etmemekteydiler ancak inançları gereği gelen bir vahiyle 1978’de bu durumu da ortadan kaldırdılar.
•Mormonlarda çocuk düşürmek,sigara,alkol,
uyuşturucu kullanmak,çay,kahve ve kola tüketmek kesinlikle yasaktır.(Vücuda zarar verdiğinden dolayı)
Veeee kitaba giriş yapma vakti:
~𝗪e𝘀𝘁𝗼𝘃𝗲𝗿𝗹𝗮𝗿 𝗻𝗮𝘀ı𝗹 𝗯𝗶𝗿 𝗮𝗶𝗹𝗲?
*Dördünün nüfus kaydı olmayan yedi çocuk,şifacı bir anne ve bağnaz bir babadan oluşan dokuz kişilik bir ailedir.
*Babasının körü körüne bağlı olduğu inancı gereği dünyanın sonu yaklaşmakta ve onların her daim bu senaryoya hazırlık yapmaları gerekmekte.Mesela bu yüzden evlerinin alt kısmını şeftali konserveleri ile doldurarak bir yeraltı deposu oluşturmuşlardır.Çünkü kıyamet günü herkes dışarıya bağımlı olduğu için ortada kalacak ama onlar kendi kendilerine yetecek her türlü mühimmata sahip olacaklardır.
*Okula gitmezler çünkü babasının düşüncesine göre okul illüminati ile bağlantılı ve beyin yıkamaktan başka bir işe yaramayan bir kurum.Eğitimin evde verilmesi gerektiğini düşünüyorlar.Bu bahsi geçen eğitim de mormon kutsal kitapları ve genel öğretilerine dayalı olan bir eğitimden oluşuyor.
*Aile geçimini hurdalıkla sağlıyor.Bu iş düzeninde asla can güvenliği yok.Her bölümde aile üyelerinden birinin mutlaka yaralandığını göreceksiniz.Asıl üzücü olan kısım ise hiçbir kazadan asla ders alınmaması…Babası geliyorum diyen kazaya karşı dahi hiçbir önlem almayıp “Rab ve melekler bizi koruyacaktır” düşüncesiyle her şeyi olacağına bırakıyor.Hiçbir yaralanmada hastanelere gidilmesini istemiyor çünkü şifayı veren yaratıcıdır ,doktorlar değil!
Kitaptaki telefon konuşmalarında en çok rastlayacağınız giriş cümlesi muhtemelen şu olacaktır:
“Bir kaza oldu.”
•𝗞𝗶𝘁𝗮𝗽𝘁𝗮 𝗴𝗲𝗻𝗲𝗹 𝗮𝗻𝗹𝗮𝗺𝗱𝗮 “𝗸𝗮𝗱ı𝗻𝗹𝗮𝗿𝗮 𝗼𝗹𝗮𝗻 𝗯𝗮𝗸ı𝘀̧ 𝗮𝗰̧ı𝘀ı”!!!
Bu kısmın biraz üzerinde durmak istiyorum çünkü her bölümde beni oldukça rahatsız eden detaylar oldu.Haydi bunları alt başlıklar altında inceleyelim:
“” K̶a̶d̶ı̶n̶l̶a̶r̶ ̶d̶a̶r̶,̶k̶ı̶s̶a̶ ̶v̶e̶ ̶a̶ç̶ı̶k̶ ̶g̶i̶y̶i̶n̶e̶m̶e̶z̶l̶e̶r̶ “”
“Namuslu kadınlar dar kıyafetler giymezdi.Öteki kadınlar giyerdi.”
(s:122)
“İlk defa ruj sürdüğümde Shawn orospu olduğumu söyledi.”
(s:124)
“Kollarımı,omzumun birkaç santimi görünecek kadar kıvırdım.Babam az sonra beni görünce ‘kerhane değil burası ‘dedi.”
(s:147)
Namusun dış görünüşe bağlanması ve kadının kendi bedeni üzerinde hak sahibi olamaması oldukça ilkel ve sığ bir anlayış.Dünyanın neresinde olursa olsun ve hangi inanca sahip olunursa olunsun bu bakış açısı yerini daha özgürlükçü bir anlayışa bırakmalıdır! Giyim ve edep konusunun erkekler değil de yine kadınlar üzerinden kurallara ve dogmalara bağlanması aslında bizim toplumumuza da çok da yabancı olmayan bi konu...
Kitapta da Tara giyim konusunda çok ikilemde kalıyor.Ailesine ,babasına ve mormon öğretilerine göre mi giyinmeli ya da çağdaş yaşama mı ayak uydurmalı…Tara net bir seçim yapmakta zorlanıyor.
K̶a̶d̶ı̶n̶a̶ ̶ş̶i̶d̶d̶e̶t̶i̶n̶ ̶n̶o̶r̶m̶a̶l̶l̶e̶ş̶t̶i̶r̶i̶l̶m̶e̶s̶i̶ ̶
Kitapta Tara’nın abisi “Shawn” resmen şiddetin,zorbalığın ve ilkelliğin sembolü niteliğinde.Tara’ya olan tahakkümperver tavrı ve sadist yaklaşımı oldukça rahatsız edici.Bu tarz sahneleri her okuduğumda Tara neden karşılık vermedi neden bunu ailesine anlatmadı diye düşünüyordum. Ancak düşününce asıl sorunun Tara’nın değilde ailenin tepkisizliğinde olduğunu fark ettim.Aile bînevi bir şeyleri fark etse de fark etmemiş gibi yaparak ki bunu en iyi annesi yapıyor,her şeye göz yumuyor.Tara da bu yüzden bu durumu yok saymaya çalışıyor . Taranın abisi ona şiddet uygularken çevredeki insanlara acı çekmediğini kanıtlamak için sürekli gülerek anormal bi durum olmadığını önce kendisine sonra insanlara ispatlamaya çalışıyor.Daha sonra kitapta bu baskıcı yaklaşımın sadece Tara’ya değil kız kardeşi olan “Audrey”e de uygulandığını göreceğiz ki onun tavrı daha da içler açısı..Şiddete maruz kalan tarafın kız kardeşler olması ve babanın anneye fiziksel olmasa da uyguladığı uzun süreli derin psikolojik şiddet kitaptaki en üzücü noktalardan biri…
Kamu spotu: Şiddetin her türlüsüne HAYIR !
Artık toparlama ve kitabı bana göre en can alıcı kısmına bağlama vakti:
~𝐄𝐠̆𝐢𝐭𝐢𝐦 𝐛𝐢𝐳𝐢 𝐤𝐞𝐧𝐝𝐢𝐦𝐢𝐳𝐝𝐞𝐧 𝐧𝐞 𝐤𝐚𝐝𝐚𝐫 𝐮𝐳𝐚𝐤𝐥𝐚𝐬̧𝐭ı𝐫𝐚𝐛𝐢𝐥𝐢𝐫?
Tara , bu ilkel,dogmatik,bağnaz ve hurafelerle çevrelenmiş yaşam stilinden kendini eğiterek ve uzun zamanlı çabaları sonucunda sıyrılır.O küçük ve geleneksel eğitimin verildiği dünyadan dünyanın en prestijli ve saygın okullarında tezler yazarken,araştırmalar yaparken bulur kendini.Çevresini onun başarını takdir etmeyen ,inançlarından uzaklaştığı için şeytana yaklaştığını düşünen ailesi yerine ona inanan onu teşvik eden donanımlı öğretim üyeleri ve profesörler oluşturur.
Kitapta Tara’nın Dr kerry ile konuştuğu bir bölümde Dr. “Şu an Shaw’un Pygmalion’una adım atmış gibiyim” der.Buna küçük bir parantez açmak istiyorum:
Pygmalion, (Edebi eser)Pygmalion (Bir kadın yaratmak) Bernard Shaw'un 1912 yılında yazmış olduğu bir oyun. Yunan mitolojisine (kendi yarattığı heykele aşık olma)dayanmaktadır.Bir profesörün çiçek satan eğitimsiz bir kızdan rafine bir birey yaratma öyküsünü konu alıyor…Tanıdık geldi mi:)
Tara ilerledikçe ilerler..Başarılar silsilesi onu bulur.Ama başarı ona beklediği mutluluğu getirmez.Yılın bazı dönemlerinde her eve gelişinde onu farklı bir travmatik olay karşılar.Evde her şey biraz daha görünürde değişir ama özde değişmez.O artık buralara ait olmadığından emindir.Ancak bir sorun vardır.Cambridge’e döndüğünde de kendini huzurlu hissetmez.Ve kendisini uzun ve çetin sorgulamalar içinde bulur.
“Çok mu fazla değiştim,diye düşündüm.Tüm çalışmalarım,okumalarım,düşünme ve seyahatlerim, beni acaba artık hiçbir yere ait olmayan birine mi dönüştürdü.”
(s:339)
Bu kısmı okurken aklıma beni en etkileyen kitaplardan biri olan Martin Eden’den şu alıntı geldi:
“Her şeye yabancılaşmıştı.Çok uzaklaşmıştı onlardan.Onunla bu gençler arasına,devasa bir uçurumun ağzı gibi açılmış binlerce kitap vardı.Bilginin o engin dünyasında,artık evine dönemeyecek kadar ilerilere uzanmıştı.”
(s:424)
Tara da Martin de çok ilerlemişti..Ama artık isteseler dahi geri dönemezlerdi.Çünkü bu mesafenin kapanması bir geçmişe dönüş ,katedilen onca mesafenin başına dönmek demekti.Bence artık bir kere bu dünyanın kapısını aralayan o kapıyı tekrar kapatıp eski küçük dört yanı duvarlarla çevrili pencereleri olmayan o kapalı alana geri dönemez.Dönerse dahi artık aynı kişi değildir.
Kitaptaki en dikkatimi çeken noktanın bu olmasının sebebi belki de benim de henüz ait olduğum yeri bulamamam.Benim uzaklığım bu kitaptaki karakterlerde olduğu gibi eğitimin yarattığı bir uzaklık değil ne yazık ki ...Yıllardır kendi “pygmalion”umu bekledim ama hiçbir şey yapmayarak.Sadece hayal ettim :( … Hayalimdeki o başarı tasarısında yol alamadım.Yerimde saydım buna rağmen yine de yaşadığım çevre ve ardımda bıraktığım beni bekleyen ailemle eski hayatıma dönmem ne kadar kolay olur bilmiyorum…Tara seni tamamen anlamayı çok isterdim:)
Bu kitap bana ilham verdi mi?
Evet…Herkesin bu hayat maratonuna eşit şartlarda başlamasa dahi gerçekten isterse birçok şeyi başarabileceğini gösteren bir kitap oldu.Birçok insan Tara gibi eğitimle sınırlarını zorlayarak gerçek potansiyeline ulaşmak gayesindedir.Ancak bunu çok azı başarır.Tara çok mu özeldi çok mu zekiydi çok mu şanslıydı ..Hayır …
O yalnızca çok çalıştı…
Çalıştı ,kendisine inandı ve başardı..
Bu ona ne kadar mutluluk getirdi tabi bu kısım tartışır…
“Ama eğitim her şeydir..”
Bu kitabı okumama neden olan ve kitapla ilgili harika tespitler,detaylar ,bilgiler veren canım @Okumaklubu_2023 ablama
teşekkürlerimi sunuyorum.
•Okumayı düşünelere şimdiden keyifli okumalar•
Bayağı detaylı bir inceleme olmuş,kitabın kısa bir özeti diyebiliriz sanırım.Mormonların tutumunu günümüz siyasetine benzettim bir an,ayrıca kamu spotunuza da tam destek veriyorum.Günümüzde Tera ile aynı kaderi paylaşan binlerce kadının var olduğunu düşündükçe insan üzülüyor ve bunlardan bir çoğu da Tera’nın başarısına erişemeden ya hayattan koparılıyor ya da hayata küsüyor.Tera ile Martin’in benzetmesi yerinde bir tespit olmuş gibi Martin Eden okumuş olsam da Talebe henüz okumadığım için tam olarak bir şey söyleyemiyorum ama başardıkları halde kendi içlerindeki çöküşü görebilmek mümkün. Talebe okunacaklar listesine eklendi .İncelemeniz için teşekkürler 🙏🏽
Baharcığım incelemeni okurken tekrar kitabı okumuş gibi hissettim , o kadar güzel değinmişsin ki her olay gözümde canlandı, zihnine sağlık. ✏️ Talebe kolay kolay hafızalardan silinmeyecek 📚