Michael Sugich (Müslüman adı Harun), Amerikalı bir mühtedi... İhtidasındaki en önemli etken, İslam sûfizminin sûfîler üzerindeki etkili mahviyet duygusu, ağyâra rıfk ile muamele, sabır ve her daim zikir ile meşguliyet gibi hâl ve ahvâllerdir. Bu manada, eserin bütünü için tasavvuf literatüründe de meşhur olan şu Arap darb-ı meseli belirleyici olabilir: "Evvel refîk, bâde’l-tarîk."
Batılı mühtedilerin neşrettiği eserleri okurken -hele ki müellifi ile ilgili genel bir görüm yoksa- başlangıçta pek hüsn-ü niyetlerle başlamaz okumam. Malûmunuz İslâm medeniyeti toprakları batılı ajanlar tarafından daima içten çözümlemeler için mercek altına alınmıştır. "Müslüman rolünü o kadar iyi oynadım ki, yalnızken bile gece namaza kalkıyordum..." itirafıyla meşhur Çöl Şeytanı Lawrence bile tek başına bu suî niyetimiz için yeterli bir örnektir diye düşünüyorum.
Tabii, Ufuklardaki Ayetler’i okudukça temkinimin gereksiz olduğunu anladım. Çünkü Michael Sugich'ın, bütün ihlâsıyla Kuzey Afrika ve Hicaz’a seyahat ederken, tek niyeti bu bölgelerdeki sûfî zevâtın müşahhas yaşamlarını halka aktarmak olduğu âşikârdır. Bu hâlis niyet sayesinde, bu topraklarda onlarca şeyh, mürid ve sûfî tanımıştır. Bunlardan biri ise yol ehli olmasına vesile olmuştur: Habib Ahmed Meşhur el-Haddâd. Ahmed Meşhur, bir Şâzeliye şeyhidir.
Michael Sugich, seyahatleri esnasında “kenz-i mahfî” olarak nitelendirdiği birçok sûfî ile bizzat tanışma fırsatı bulmuştur. Bu sûfîlerden kimi, seküler bir akılla işleyen 21. yüzyıl insanının yanından geçse beğenmeyeceği, aynı ortamda olmaktan imtina edeceği tarzda bir görünüme sahiptir. Bazen kanunen onaylı bir miskin (dilenci), bazen bir tekkenin mütekaddimi… Ama içlerindeki muazzam derya, “Harabat ehlinin hor görme zâkir / Defineye mâlik viraneler var” kabilindendir.
Michael Sugich'nin hâl ehline olan yaklaşımının; büyük kerametler bekleyen, olmazları olduran, içinde mucizeler barındıran bir hususiyeti yok. Yollara dair en kesin çizgisi: Ehl-i sünnet ve’l-cemaat. Ama yaşadığı olayların neticesinde edindiği tecrübelere, neredeyse bir keramet nazarıyla bakmaktadır. Örneğin bir Mısır seyahati sırasında kaybolan cüzdanı sonucu yaşadığı olaylar silsilesiyle edindiği kalp tasfiyesini dahi bu nazarla değerlendirmektedir.
Eser bir taraftan sûfilere dâir anlatılar yaparken, diğer yandan tasavvufa dâir teknik bilgiler de veriyor. Buna değinirken sünnet ve hadis muhtevasını es geçmiyor. Örneğin bir sûfinin riyazat uygulamasından bahsederken, hem sûfiyi tanıtmış oluyor hem de riyazatın nedirliğini anlatıyor. Çoğu zaman da anlatı Efendimiz'in (sav) sünneti seniyesinden bir örnekle devam ediyor.
Eserdeki hazerâtın ekseriyeti tanınır değil. Ancak Martin Lings, Şeyh Hamza Yusuf gibi ülkemizde de neşriyâtı bilinen, okunan sûfilerde var. Özellikle Hamza Yusuf 'un ihtidasının M.Sugich ile olan bağlantısı gerçekten hayret ve haşyete şayan. Şöyle ki; Los Angeles Merkez camii'de efsanevi kârî Şeyh Mahmud Halil el-Husarî ile kıldığı bir namaz sonrası, Sugich üç kişinin kendi eliyle İslam'a girdiğinin müjdesini verir. Şeyh, "Neden üç yüz değil?" der ve tatlı bir tebessümle konuyu keser. Hikâyenin en can alıcı noktasını Michael Sugich'ten dinleyelim:
"Şimdi bakınca, (...), Müslüman olan o üç kişiden birinin sonradan Arapça öğrenip ilim peşinde dünyayı gezecek, Yol'un nice sultanlarıyla vakit geçirip Batı'nın en etkili Müslüman mütefekkir ve hatiplerinden biri olup çıkacak ve İslam yolunda milyonlarca kişiye ulaşıp binlerce kişiye rehberlik edecek henüz 18 yaşında zehir gibi bir eski (Hıristiyan) ilahiyat öğrencisi olduğunu hatırladım. O 18 yaşındaki parlak genç, bugün "Şeyh Hamza Yusuf" olarak meşhur. İnsaf ile bakacak olursam, o, tek başına en azın azı 300 kişi eder."
Marifetullahın böylesi.
Tasavvufun gerekliliği, Kur’an ve sünnet varken bir şeyhin eteğinin dibinin ehvenliği, “Bu yüzyılda artık yol kaldı mı?” şüphesi, 20 metrekarelik stüdyolarda, iki kapak arası kitaplarda, yarım sayfayı bulmayan gazete köşelerinde tartışıla dursun, Michael Sugich kırk yıl süren manevî serüveniyle bu işlerin sıcak yataklarda, imtihansızca halledilemeyeceğini anlamış ve anlatmıştır.
Kendisiyle 2020'de yapılan bir röportajda verilen bilgiye göre İstanbul’da yaşayan Sugich, yirmi üç yılını Mekke’de, çok daha fazlasını ise yollarda “Aramakla bulunmaz, ama bulanlar arayanlardır.” düsturuyla geçirmiş olmanın manevî hazzını kitaplaştırarak yolculuğuna devam ediyor.
(Röportaj için; gzt.com/nihayet/40-yila...)
Michael SugichUfuklardaki Ayetler
Muhyittin Arabi Hz.nin ilk tanıdığı Üstadlardan olan bir zatın seyehat ettiği kervan esir alınır. Ve bu zatı 500 dinar karşığında azad edeceklerini duyururlar. Bu paranın iki ya da üç kişiden toplanması önerilir fakat Allah Dostu şöyle der:
"Bunu, mümkün olan en büyük sayıdaki kişiden isterim; gerçekten de eğer mümkün olsaydı, bunu herkesten küçük miktarlar biçiminde alırdım, çünkü Son Gün'de/Ahiret'te tartılacak olan her ruhun içinde ateşten kurtarılmaya değer bir şey vardır. "
Bu mübarek zat, Ebu Cafer el-Üryani'dir. Muhyittin ibn Arabi Hz. "Onun manevi makamını takdir edebilmek için. Birlik anlayışı üzerinde yaptığı açıklamaları kişinin bir kez bile olsun dinlemesi yeterliydi" diyor.
Kâmil Mü'minin en mühim vasıflarından birisi de fâni elemi ve saadeti, hâkikâti duyup yaşamanın meşguliyetine ve lezzetine erişemeyecek nisbette bir tevâzuyla karşılamalarıdır. Biz geçmişin ağrısını ve geleceğin düşünü ve kaygısını öyle dehşetengiz boyutlarda yaşıyor ve derinleştiriyoruz ki, kalbimizde ne hüznü alıcak takât, ne de nurlu bir sır, yer bulamıyor kendine...
Gülşen-i Râz'da Şebüsteri, Allah dostunu tohuma benzetiyor, öyle büyür ki yedi kat göğe varır, nokta iken çizgi olur. Sonra tekrar tohum olur, noktalaşır düşer toprağa... Çok bereketli bir seyehattir bu, beraberinde nice tohumu toprağa kavuşturur... "Eserlerin en büyüğü, ölüleri diriltmektir." diyor ibn Arabi. İmanla diriltmek, ilimle diriltmek, kalben diriltmek.
Tasavvuf bazı kavramları kendi kimliğinden alıp kâlbin lisanıyla söyler, duymak, koklamak, işitmek gibi... Duyabilmenin tek yolu, kalple dinlemektir.
Eseri alıntılarınızla epey merak etmiştim. Çok güzel tahlil etmişsiniz.📌☘️
Vaktinize bereket hocam.
Eyvallah Eylül hocam. Varolunuz. Katkılarınızla daha anlamlı oldu inceleme. Her biri ayrı bir derya...
Büyüklerin himmetiyle kalplerimizin duyuşunu arttırmak nasip olsun.
Selâm ve muhabbetle.🪻