Daha kapağını yeni kapattım Olduğum Yer'in ve zihnimde hala o isimsiz İtalyan şehrinin sokaklarında, anlatıcının peşinde yürüyor gibiyim. Bir kitap bittiğinde hissedilen o tatlı melankoli var ya, tam olarak oradayım.
Jhumpa Lahiri'yi Dert Yorumcusu ile tanımıştım. O kitap ne kadar kalabalık, ne kadar çok sesliydi, öyle değil mi? Hindistan'dan Amerika'ya uzanan kökler, kültürel sancılar, farklı hayatlara açılan bir sürü pencere gibiydi benim için...
İşte Olduğum Yer'e başlarken belki de zihnimde o öykülerin tadı vardı ama Lahiri beni bambaşka bir kapıdan, çok daha sessiz bir odaya aldı bu defa.
O kalabalık öykülerden sonra bu kitap, adeta bir fısıltı gibi. Sanki bir olay anlatmıyor, bir “his” anlatıyor . Büyük olaylar, şaşırtıcı dönemeçler beklemeyin. Sadece bir kadının hayatından anlık kesitler, gündelik gözlemleri ve içsel monologları var. Her şeye bir gözlemci mesafesinde; ne tam ait ne de tamamen yabancı. Beni asıl vuran şey, o "arada kalmışlık" hissini iliklerime kadar hissettirmesi oldu. Bazen en kalabalık anlarda bile hissettiğimiz o görünmez yalnızlığı o kadar duru ve süssüz bir dille anlatmış ki...
Şunu söylemeliyim, bu kitap her ruh haline iyi gelecek türden değil. Yoğun bir melankolisi, kendi içine dönük bir temposu var. Aksiyon ve hareket arayan bir okuru yorabilir. Ama durup düşünmeyi, hayatın sıradan anlarındaki şiiri görmeyi ve insan ruhunun o kuytu köşelerinde gezinmeyi seviyorsanız, size çok şey fısıldayacaktır.
Dert Yorumcusu'nda başkalarının aidiyet hikâyelerini okurken, Olduğum Yer'de sanki yazarın kendisiyle baş başa kaldığı, tek kişilik bir dünyaya tanıklık ettim. Bir yere ait olmaktan çok "kendinle bir yerde olmanın" ne demek olduğunu hissetmek isteyenler için de müthiş bir deneyim. Çok farklı bir tat bıraktı damağımda…
Çok sevdim…(: